Thais / Anatole France

8 Eylül 2018

ThaisThais

Thais’ten…

Bu sırada Philina ve Drosè, Thais’i gözleriyle yiyorlardı. Thais’in sarı saçlarında dağ eriklerine benzer çiçekler ve solgun menekşelerden örülmüş bir taç vardı. Tacın üstündeki çiçekler, silik bakışları, çakmak çakmak yanan gözleri andırıyordu. Tüm güzel ikler ondan alıyordu kaynağını.

Onun üstünde her şey yeni bir ruh, yeni bir uyum kazanıyordu. Mor renkli, gümüş sırmalı giysisi uzun kıvrımlarında hüzünlü bir inceliği sürüklüyordu. Ne gerdanlıklar, ne de bilezikler bu ince hüznü saklayamıyordu. Ama çıplak kol arı pırlantalar gibiydi. Philina ve Drosè, Thais’in giyim kuşamına hayran olmaktan kendilerini alamadılar.

Philina: “Ne kadar güzelsin, İskenderiye’ye geldiğinde de bu kadar güzel miydin? Annem söylerdi, evet o zamanlar da böyle güzelmişsin,” dedi.

Sözü Drosè aldı: “Getirdiğin bu yeni âşık da kim? Garip ve vahşi bir hali var. Fil erin çobanı

olsaydı, mutlaka bu adama benzerdi. Böyle vahşi bir dostu nereden buldun. Yeraltında yaşayan, Hadès’in, çamurlarına bulanmış mağara adamlarından biri olmasın?”

Philina eliyle Drosè’nin ağzını kapadı.

“Sus, aşkın sırları gizli kalmalı, onları öğrenmeye gelmez. Ben kendi payıma bu adamın ağzını

öpmektense Etna Yanardağı’nın ağzını öpmeyi yeğ tutarım. Ama tanrıçalar kadar güzel ve tatlı

Thais’imiz, bizlere benzemez, sevimli, sevimsiz herkesin gönlünü yapıp hayır duasını almak zorunda.”

Alçak bir sesle: “Her ikiniz de ondan kendinizi sakının. Bu adam bir büyücüdür. Hafif sesle söylenen sözleri bile duyuyor. Hatta insanın aklından geçenleri bile okuyor. Uyurken yüreğinizi söküp yerine bir sünger kor, ertesi gün su içerken soluğunuz kesilir, ölürsünüz,” dedi Thais.

Korkudan sapsarı kesildi kadınlar. Thais sırtını onlara dönüp Paphnuce’ün yanındaki yatağa oturdu.

Cotta’nın sesi konukların mırıltılarını bastırdı:

“Dostlar yerlerinizi alın! Köleler, bal ı şarapları doldurun!”

Sonra kadehini kaldırdı.

“Önce ölümsüz Constance’ın ve İmparatorluğun dehası onuruna içelim. Yurt, her şeyden, tanrılardan bile üstündür, tek kalıcı olan odur, çünkü,” dedi.

Tüm konuklar kadehlerini diktiler, yalnızca Paphnuce içmedi, çünkü Constance Nikaia’ya tapıyordu, Hıristiyanların yurdu Nikaia’ya tapılan bir yurt olamazdı elbette.

Dorion şarabını yudumlarken

indir

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: