Edebiyat Mutluluktur / Zülfü Livaneli

27 Ocak 2019

Edebiyat MutlulukturEdebiyat Mutluluktur

Edebiyat Mutluluktur’dan…

Roman sanatının doruğa yükseldiği 19. yüzyılda, değerli edebiyat eserleri büyük halk kitleleri tarafından bugünün televizyon dizileri gibi izlenirdi. Charles Dickens’ın fasiküller halinde yayımlanan romanları merakla, heyecanla beklenir, çıktığı anda kapışılırdı. Sevilen bir roman kahramanının ölümü halinde yüz binlerce kişinin gözyaşlarına boğulduğu anlatılır.

Dostoyevski’nin romanları gazetelerde tefrika edilir, Tolstoy her romanıyla koca Rusya’da fırtınalar yaratırdı.

Fransa’da Victor Hugo, Flaubert, Zola, hem romanları hem politik duruşlarıyla toplumun temel taşlarını döşüyorlardı.

Bu romancılar, kimsenin karşı çıkamayacağı biçimde hem derin ve nitelikli hem de yaygındılar. Demek ki büyük kitlelerin okuması bir eseri değersiz kılmıyor.

Sadece roman değil, bütün sanat eserleri hem yaygın hem değerli olabilir. Sinema sanatının en büyüğü olan Charlie Chaplin, Şarlo tiplemesiyle dünyada milyonlarca hayran edinmiş, o dönemin kıt iletişim koşullarına rağmen Türkiye’nin köylerinde bile tanınmıştı.

Bir başka örnek de Picasso’dur. Bu devrimci ressam, kübizm akımının k’sini bilmeyen milyonlarca insan tarafından iyi tanınır; hatta resme getirdiği tarz, en cahil insan tarafından bile “başı bir yerde, gözü başka yerde” diyerek basit biçimde tarif edilir.

Bu örnekler bizi şöyle bir sonuca götürüyor: Bir eserin nitelikli ve derin olması, onun geniş halk kitleleri tarafından benimsenmesine engel değildir.

Ama bunun en önemli koşulu o sanat eserinin bir “marifet” sonucunda ortaya çıkmış olmasıdır. Usta bir piyanist nasıl mahir parmaklarıyla bizi kendine hayran bırakır ve sıradan insanın gösteremeyeceği bir “maharet” sergilerse bir romancı da dili öyle kullanmalı, konusunu yine büyük bir “maharet”le anlatmalıdır. Yoksa yavan, kuru, okunmaz metinler yazıp, okur kitlelerini cahil yerine koyarak kendine mazeretler üretmek, bir romancı için, beceriksizliği bir tür entelektüel egoizmle saklama çabasıdır.

Piyano nasıl dinlenmek için çalınırsa, roman da okunmak için yazılır. İkisinin de temelinde “haz” denilen o sanat büyüsü vardır.

Edebiyat çok geniş bir kavram. İçine Sadi’nin, Hafız’ın, Shakespeare’in şiiri de girer, Homeros’un destanları, Binbir Gece Masalları, Evliya Çelebi’nin Seyahatname’si de. Tiyatro oyunları, eskilerin “tecrübe-i kalemiye” dedikleri denemeler

indir

 

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir