Kardeşimin Hikayesi / Zülfü Livaneli

27 Ocak 2019

Kardeşimin HikayesiKardeşimin Hikayesi

Kardeşimin Hikayesi’nden…

Yürüyerek evime gelmiş, hemen yatmıştım. Podima’dan, yani bizim köyden İstanbul yoluna çıkmak, ıssız, karanlık tarlalar arasındaki karışık yollardan geçmeyi gerektirir ve buraları bilmeyen biri beceremez bunu. Sabaha kadar kör yollarda dolaşır durur, kendisini sık sık Karadeniz’in hırçın dalgalı kıyılarından birinde kuma saplanmış olarak bulur – bu küçük yerin güzelliği de burada. Ali’nin arabasıyla öne düşüp İstanbullu konukları anayola çıkarmak istemesi bu yüzdendi.

“Ali Bey yarım saat sonra eve döndüğünde bütün ışıkları açık bulmuş. Birkaç kere bahçeden ‘Arzu, Arzu’ diye seslenmiş. Yanıt alamayınca eve girmiş ve işte. Onu… öylece… Aman Allahım, öylece…”

Telefondan, birisinin boğulmakta olduğunu düşündürecek sesler geliyordu. Bana kalırsa kadın çok komik sesler çıkarıyordu ama o sırada gülmek yakışık almayacaktı, çünkü ciddi ciddi tıkanıyordu.

Hiçbir şey söylemeden bekledim. Sonsuza kadar hıçkıracak değildi ya, nasıl olsa sakinleşecekti.

Bir süre sonra hıçkırıklarını durdurabilen Hatice Hanım burnunu çeke çeke “Kusura bakmayın, çok doluyum da…” demeyi başardı ve devam etti: “Eve dönen kocası, Arzu Hanım’ı merdivenlerin başında kanlar içinde bulmuş. O güzel kadıncağızı bıçakla delik deşik etmişler.

Kıpkırmızı kanı merdivenden salonun ortasına kadar yayılmış. Allah bunu yapanı cehennemin kaynayan kazanlarına atar inşallah, nasıl kıydılar o güzel kadına!”

“Kim yapmış?”

“Bilmiyorum, bilen de yok. Jandarma herkesin ifadesini alıyor, savcı da gelmiş galiba. Gazeteci kaynıyor buraları. Cahil bir kadınım ben, hiç bilmem bu işleri.”

Bu hikâye 11 Haziran 2011 tarihinde, sabah saatlerinde başladı. O

gece saat ikiye doğru Arzuların evindeki davetten çıkıp çakırkeyif bir kafayla eve gelmiş, hemen uyumuş ve sabah da hiçbir yerimin ağrımadığı, kendimi hasta hissetmediğim bir gün daha yaşıyor olmanın aydınlık bilinciyle uyanmış, mor tavşanlarımı izlemeye başlamıştım.

Hatice Hanım’la telefonda konuştuktan sonra bir kedi gibi uzun uzun gerinme hareketleri yapıp kendime koyu bir filtre kahve hazırladım.

Kahvaltımı yaparken müzik setinde Melody Gardot çalıyordu. Her sabah olduğu gibi, bana yine buğulu sesiyle “Kalbin bir gece gibi kapkara senin” diyerek sesleniyordu. İnsanların duygularını

indir

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: