Michael Haneke Filmleri Modern Uygarlığın Hayal Kırıklıkları / Barış Kılınç

27 Ocak 2019

Michael Haneke Filmleri Modern Uygarlığın Hayal KırıklıklarıMichael Haneke Filmleri Modern Uygarlığın Hayal Kırıklıkları

Michael Haneke Filmleri Modern Uygarlığın Hayal Kırıklıkları’ndan…

Marks benzer başka bir yazısında, “orta sınıfın aristokrasiye vurduğu darbelerin aynısını işçi sınıfından yiyeceğini” (Marx, 2008: 89) söyler. Bu şimdiye kadar gerçekleşmemiş ve birçokları için de belki gerçekleşmesi hiçbir zaman mümkün olamayacak bir temenni gibi görülebilir. Ancak neredeyse bütün insanlığa sirayet eden ve aristokrasiyi yerinden eden üretim biçimi ve ilişkilerinin yarattığı kimi hayal kırıklıklarının, orta sınıfa, işçi sınıfının yapabileceklerinden çok daha büyüğünü yaptığını da kimse reddetmeyecektir. Yarattıkları düzeni kontrol edemez hale gelen orta sınıfın, üretim biçiminin koşullandırdığı ilişkilerin gerekliliklerini yerine getirmemesi durumunda karşılaşacağı sistemin dışına itilme cezası; Madam Bovary’yi intihara sürükleyen insani yoksunluklar karşısında hiçbir şey değildir. Ya da herhangi bir şirket sahibini iflasa sürükleyen herhangi bir ekonomik kriz, Raskalnikov’u baltayla yaşlı bir kadını parçalatan ruhsal bunalım karşısında oldukça önemsiz kalır.

Lukács, bu bunalıma neden olarak, sınıfsal yükselişi mümkün kılan; Napolyon idealinin çöküşü karşısında insanın iç dünyasına dönüşünü ve orada karşılaştığı derin boşluğu gösterir (Lukács, 2012; 101-120). Belki de sorun gerçekten bu boşluktur; orta sınıfın bütün insanlığa armağan ettiği ve Adorno’nun ve Horkheimer’in söylediği gibi onu deneyim yoksunu hale getiren rasyonalitenin yarattığı boşluk; Freud’un ‘Uygarlığın Huzurluğu’nda sözünü ettiği bireysel ve toplumsal ‘kaçıklığa’ neden rasyonalitenin yarattığı boşluk.

İnsanlığı, ölülerini gömebileceği kadar insanı bile bir araya getiremeyecek duruma düşüren rasyonalitenin, bu ayini dahi uzmanlara havale etmesi karşısında, “hepimize tarihsel sistemimizin bir gün; herkesin yeterli imkânlardan yararlanacağı ve hiç kimsenin başkalarının sahip olmadığı imtiyazlara sahip olmayacağı bir toplumsal düzen kurmayı vaat etmesi” (Wallerstein, 2003; 154) ne kadar gerçekçidir? Bu soruya cevap bulamadığı, bulmak istemediği ya da bulmakta geciktiği içindir ki sanat; bilimin alternatifi haline gelmiştir ama modern bilim onu ‘edebiyat’ diye küçümserken, kendi büyüsünün dışına çıkan sanatçıyı da deli olarak ilan etme eğilimindedir:

“Pozitivist sansür, sanata olduğu kadar toplumsal alanın bilgiden arındırılmış özel bir bölgesi olan resmi tapınmaya da seve seve göz yumarken; bilgi olma

indir

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: