Işık Tanrısı / Roger Zelazny

12 Kasım 2019

Işık TanrısıIşık Tanrısı

Işık Tanrısı’ndan…

Kemerli kapıdan koyu cüppeleriyle iki keşiş girdi.

“Mademki durum böyle, niçin gökyüzünü onlar için temizlemiyor?”

Daha yaşlıca ve kilolu olan ikinci keşiş omuz silkti. “Ben bir bilge değilim ki bu tür sorulara yanıt bulabileyim… Kadının çok huzursuz olduğu besbelli; aksi takdirde ne bu mabedi onlara açar, ne de Yama’nın kullanmasına izin verirdi. Ama gecenin sınırlarını kim bilebilir?”

“Ya da bir kadının ruh hallerini,” diye ekledi ilk keşiş. “Duyduğuma göre rahipler bile onun geleceğinden haberdar değillermiş.”

“Bak bu olabilir işte. Her halükârda, hayırlı bilişe benziyor.”

“Benziyor, sanırım.”

Bir kemer altından daha geçtiler ve Tak, uzaklaşan ayak seslerini, her yer tamamen sessizliğe gömülünceye dek dinledi.

Tüneğini hâlâ terk etmemişti.

Keşişlerin bahsettikleri ‘kadın’ olsa olsa, Aydınlanmış Kişi’nin, Yüce Ruhlu Şam’ın müritlerine sığınma hakkı tanımış olan tarikatın kutsadığı Tanrıça Ratri’nin bizzat kendisi olabilirdi. Artık Ratri de Göksel Kent’ten kovulanlardan ve ölümlü bir tene bürünenlerden sayılacaktı. Bütün bu olup biten karşısında burukluk hissetmekte yerden göğe kadar hakkı vardı ve Tak, tanrıçanın, bizzat orada bulunması bir yana, sırf sığınma hakkı vermiş olmakla bile atıldığı riski anlayabiliyordu. Eğer dedikodu bir yayılır ve uygun kulaklara çalınırsa, bu, tanrıçanın itibarının gelecekte iade edilme olasılığını da tehlikeye atabilirdi. Tak, onu, siyah ve beyaz renkli aygırlar tarafından çekilen gümüş ve abanoz arabasının içinde ve yine siyah ve beyaz muhafızlar eşliğinde Gökyüzü Bulvarından yukarı geçip giderken ihtişamıyla Sarasvati’yle bile boy ölçüşebilen, gümüşgözlü ve siyah saçlı güzel kadın olarak anımsıyordu. Yüreği, kıllı göğsünün içinde hızlı hızlı çarptı. Onu yine görmeliydi. Çok eskiden, bir gece, daha mutlu günlerde ve daha iyi bir şekle bürünmüş iken, yıldızların altındaki bir balkonda onunla dans etmişti. Sadece birkaç saniye sürmüştü bu. Ama hâlâ anımsıyordu ve bu türden anılarla dolu bir maymun olmak gerçekten de zor zanaatti.

Kirişten aşağı indi.

Bir kule, manastırın kuzeydoğu köşesinde upuzun yükselen bir kule vardı. O kulenin içinde ise bir

indir

Bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: