Boş Ev / Arthur Conan Doyle

19 Kasım 2019

Boş EvBoş Ev

Boş Ev’den…

Bütün günümü bu koşulları kafamda evirip çevirmekle, hepsini bağdaştıran bir teori oluşturmaya çabalamakla ve zavallı dostumun dediği gibi, her araştırmanın başlangıç noktasını meydana getiren en az dirençli noktayı bulmaya çalışmakla geçirmiştim.

Çok fazla ilerleyemediğimi itiraf etmeliyim. Akşam olunca parkta biraz dolaşmaya çıktım ve saat altı civarı kendimi Park Yolunun Oxford Caddesi ucunda buldum. Kaldırımda durup gözünü bir evin penceresine dikmiş bir grup işsiz güçsüz insan, beni görmeye geldiğim eve yönlendirmiş oldu. Sivil giyimli bir dedektif olduğundan ciddi şekilde kuşkulandığım renkli gözlüklü, uzunca ve zayıf bir adam kendi ürettiği teorisinden bahsederken, kalabalık da anlattıklarını dinlemek için etrafında toplanıyordu.

Adama olabildiğince yaklaştım ama gözlemleri bana öylesine saçma gelmişti ki iğrenerek geri çekildim. Bunu yaparken, arkamda iki büklüm durmakta olan yaşlı bir adama çarptım ve elindeki kitapları yere düşürdüm. Kitaplarını toplamasına yardım ederken birinin üstünde, ‘Ağaca Tapınmanın Kökeni’ ismini gördüğümü hatırlıyorum. Yaşlı adamın ya tüccar olarak ya da hobisi gereği nadir eserleri toplayan bir kitapsever olduğunu düşünmüştüm. Kaza için özür dilemeye çalışıyordum ama talihsiz biçimde hırpaladığım bu kitapların, sahibinin gözünde çok kıymetli olduğu anlaşılıyordu. Aşağılama dolu bir homurdanmayla topukları üstünde döndü ve son olarak gördüğüm şey kambur sırtı ve beyaz favorileriyle kalabalığın arasında kayboluşu oldu.

Park Yolu 427 numarada yaptığım gözlemler ilgilendiğim sorunu açıklığa kavuşturmakta yetersiz kalmıştı. Ev yoldan, tamamı bir buçuk metreyi geçmeyen alçak bir duvar ve çitlerle ayrılıyordu. Bu durumda herhangi bir kimsenin bahçeye girmesi epey kolaydı ama pencereye ulaşmak mümkün değildi, çünkü tırmanmak için kullanılabilecek ne bir su borusu ne de başka bir şey bulunuyordu. Aklım her zamankinden daha karışık olarak Kensington’ın yolunu tuttum. Çalışma odama varalı beş dakika bile olmamıştı ki hizmetçi kapıda beni görmek isteyen biri olduğunu söylemek için içeri girdi. Gelenin, benim şu ihtiyar, tuhaf, eski kitap koleksiyoncusundan başkası olmadığını gördüğümde hayretler içinde kalakaldım. Beyaz saçlarının arasından sert, kırışık yüzü belli belirsiz görünüyor ve

indir

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: