Cinayeti Gördüm / Julio Cortazar

20 Kasım 2019

Cinayeti GördümCinayeti Gördüm

Cinayeti Gördüm’den…

Yanı başındaki hasta, “Yataktan düşeceksin,” dedi. “Debelenip durmasana arkadaş.”

Gözlerini açtı, öğleden sonraydı, güneş upuzun koğuşun aşırı büyük pencerelerinden aşağı doğru sarkmıştı. Komşusuna gülümsemeye çalışırken, kendini karabasanın o son sahnesinden neredeyse bilek gücüyle çekip kopardı. Alçıya sarılı kolu makaralı, ağırlıklı bir aygıta asılmış duruyordu. Kilometrelerce koşup gelmişcesine susamıştı. Ama ona çok su vermek istemiyorlardı, dudaklarını ıslatmaya anca yeten bir yudumcuk. Ateşi yavaş yavaş palazlanıyordu, istese gene uykuya dalabilirdi, ama o uyanık kalmanın tadını çıkarıyordu, gözleri yarı kapalı, öteki hastaların konuşmalarını dinleyerek, arada sorulan bir soruyu yanıtlayarak.

Yatağın yanına ufak bir tekerlekli arabanın yanaştığını gördü, sarışın bir hastabakıcı onun kalçasını alkolle sildi, şişman bir iğneyi etine sapladı. İnce bir lastik boru iğneyi, içinde yanardöner, sütümsü bir sıvı bulunan bir şişeye bağlamaktaydı. Genç bir stajyer geldi, elindeki metalli, meşinli aygıtı, kim bilir neyi ölçmek için, sağlam kola geçirdi. Gece indi. Ateş onu almış, usul usul, her şeyin dürbünde görülürcesine kabartmalaştığı bir yerlere sürüklüyordu. Her şey hem gerçek ve yumuşak, hem de parmak basamadığı bir tatsızlıktaydı; sıkıcı bir film seyrederken, ey ne yapalım, sokakta olmak daha da beter, diye düşünüp sinemada kalmak gibi bir şey.

Bir tas altın renkli, harika et suyu geldi; pırasa, kereviz, maydanoz kokuyordu. Koca bir şölenden daha değerli olan bir topak ekmek yavaş yavaş ufalanmaya başladı. Kolu hemen hiç sancımıyordu, yalnız dikiş atmış oldukları kaşında arada bir sımsıcak bir acı, şimşek gibi sızlayıp geçiyordu. Karşıdaki büyük pencereler koyu mavi karaltılara dönüştüğü zaman, uykuya dalmakta güçlük çekmeyeceğini düşündü. Hâlâ sırtüstü yattığı yerden pek az bir rahatsızlık duyarak dilini o kuru, aşırı sıcak dudaklarından geçirince gene et suyunun tadını alıp derin bir hoşnutlukla göğüs geçirdi, bıraktı kendini, dalıp gitsin.

İlkin o an için körleşen, bulanıklaşan duyularının tümünü kendi içerisinde toparlıyormuşçasına bir kargaşa yaşadı. Gerçi yukarıda ağaç tepeleriyle kafeslenen gökyüzü çevreden daha aydınlıktı, ama o bir zifir karanlığında

indir

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: