Gölgelerin Şövalyesi / Roger Zelazny – Amber Yıllıkları #9

21 Kasım 2019

Gölgelerin ŞövalyesiGölgelerin Şövalyesi

Gölgelerin Şövalyesi’nden…

Adı Julia’ydı ve her şeyin başladığı 30 Nisan’da öldüğünden adım gibi emindim. Korkunç kalıntılarını bulduktan sonra, onu öldürdüğünü düşündüğüm köpeksi yaratığı yok edişim her şeyi başlatmış gibi görünüyordu. Ve sevgiliydik, olayları asıl başlatanın bu olduğunu düşünüyorum. Uzun zaman önce.

Belki ona daha fazla güvenebilirdim. Belki onu, onu benden ayıran inkarlara yol açan, karanlık yollara ve daha sonra öldürmek zorunda kaldığım kötü gizemci Victor Melman’a -Luke ile Jasra’nın kuklası olan şu Victor Melman’ın çalışma mekanına- götüren gölge yürüyüşüne hiç çıkarmamalıydım. Ama şimdi, belki, yaptığımı sandığım şeyler için kıl payı farkla kendimi affedebilecek bir pozisyonda olabilirdim, çünkü gerçekten yapmamışım gibi görünüyordu. Neredeyse.
Yani o işi yaptığım sırada bundan sorumlu olmadığımı öğrenmiştim. Hançerimi, bir süredir peşimde olan gizemli büyücü Maske’nin yan tarafına saplarken, onun aslında Julia olduğunu keşfetmiştim. Beni, bu işi yapan herkesten daha uzun süredir öldürmeye çalışan üvey kardeşim Jurt onu kaçırmış, sonra bir tür yaşayan Koz Kartı’na dönüşmesinden hemen sonra gözden kaybolmuşlardı.

Dört Dünya Kalesi’ndeki yanan, ufalanan İçkale’den kaçarken düşen bir kütük, sağ tarafa yönelmeme sebep olmuş, beni yıkılmış duvarlardan ve yanan kirişlerden bir çıkmaz sokakta kısılı bırakmıştı. O sırada siyah, metal bir top yanımdan parıldayarak geçti, ilerlerken büyür gibi gölündü. Duvara çarptı, dalabileceğim bir delik açarak yoluna devam etti -faydalanmakta gecikmedim. Logrus uzantılarımı kullanarak çitin bir kısmını ve bazı askerleri yere yıkarak dışarıdaki hendeğe atladım, sonra dönüp, “Mandor!” diye bağırdım.

“Tam buradayım,” dedi yumuşak sesi sol omzumun arkasından.

Döndüğüm zaman önümüzde bir kez sıçrayan ve uzattığı eline düşen metal topu yakaladığını gördüm.
Siyah yeleğindeki külleri süpürdü ve saçlarını sıvazladı. Sonra gülümsedi ve alevler içindeki İçkale’ye döndü.

“Kraliçe’ye verdiğin sözü tuttun,” dedi “ve burada yapabileceğin başka bir şey olduğunu sanmıyorum. Artık gidelim mi?”

“Jasra hâlâ içeride,” diye yanıt verdim, “Sharu ile hesaplaşıyor.”

“Onunla işin bitti sanmıştım.”

Başımı iki yana salladım.

“Hâlâ bilmediğim yığınla şey biliyor. İhtiyaç duyabileceğim şeyler.”

indir

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: