Zen ve Motosiklet Bakım Sanatı / Robert M. Pirsig

21 Kasım 2019

Zen ve Motosiklet Bakım SanatıZen ve Motosiklet Bakım Sanatı

Zen ve Motosiklet Bakım Sanatı’ndan…

Elimi motosikletin sol gidonundan kaldırmadan saatin, sabahın sekiz buçuğu olduğunu görebiliyorum. Rüzgâr, saatte altmış millik hızda bile ılık ve nemli. Saat sekiz buçukta hava bu denli sıcak ve boğucu olursa öğleden sonra nasıl olacak kimbilir.

Rüzgârda, yol kıyısındaki bataklıklardan gelen keskin kokular. Kuzey batı yönünde, Minneapolis’ten Dakota’ya doğru uzanan, ördek avlanan binlerce gölcükle dolu Central Plains bölgesindeyiz. Bu iki şeritli eski yol, paralelinde dört şeritli yeni bir yol yapıldığından beri pek işlek değil. Bataklığın birini geçerken hava aniden serinliyor. Geçtikten sonra yeniden sıcak oluyor.

Bu bölgede yeniden motor sürmekten mutluyum. Burası sanki hiçbir yer değil, ünlü olan hiçbir şeyi yok ve işte bu yüzden güzel.

Böylesi eski yollardayken insanda gerilim diye bir şey kalmıyor. Kamışlar ve çayırlık alanlar, daha sonra daha sık kamışlar ve bataklık otları arasındaki asfaltta ilerliyoruz. Ara sıra, otsuz, açık su yüzeyleri de var ve dikkatli bakarsanız kamışların kıyılarında yabanördeklerini görebiliyorsunuz. Kaplumbağaları da… Bir de kızıl kanatlı karatavuk var.

Chris’in dizine vurup onu gösteriyorum.

“Ne!” diye bağırıyor.

“Karatavuk!”

İşitemediğim bir şeyler söylüyor. “Ne?” diye bağırıyorum.

Kaskımın arkasını kavrayıp daha yüksek bağırıyor: “Onlardan çok gördüm, baba!”

“Oh!” diye bağırıyorum. Sonra da başımı sallıyorum. On bir yaşındayken, kızıl kanatlı karatavuklardan pek etkilenmez insan.

Bunun için yaşlanmak gerek. Benim için ise bütün bunlar, onda olmayan anılarla karışmış durumda. Çok önceleri, bataklık otlarının kahverengiye döndüğü ve kamışların kuzeybatı rüzgârlarıyla dalgalandığı soğuk sabahlar. Güneşin doğup ördek avı sezonunu açmasını beklerken yanaştığımız yerde upuzun çizmelerimizin girdiği çamurdan çıkan o keskin koku. Ya da, su birikintilerinin üzeri ölü gibi donup, üzerindeki buz ve karın üstünden, ölü kamışlar arasından yürürken, gri gökyüzünden, ölü doğadan ve soğuktan başka hiçbir şeyin görülmediği kış günleri. Karatavuklar gitmiştir o zaman. Ama şimdi temmuzda yine buradadırlar; her şey en canlı durumdadır ve bu gölcüklerin her metresi vınlar, kımıldar, vızıldar ve

indir

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: