Başlangıç / Dan Brown

13 Aralık 2019

BaşlangıçBaşlangıç

Başlangıç’tan…

Çizimi görünce Langdon gülümsemişti. Birkaç yil önce karıştığı bir işle ilgili zekice bir dokundurmaydı. iki yüz arasındaki boşlukta bir kadeh veya kase beliriyordu.

Müzenin dışında duran profesör, eski öğrencisinin neyi ilan edeceğini duymak için sabırsızlandi. Bir zamanlar, gelişen sanayi şehrinin can daman sayilan kıvrımlı Nervion Nehri’nin kıyısındaki beton yola adımını atarken hafif bir esinti ceketinin kuyruğunu uçuşturdu. Havada belli belirsiz bakir kokusu vardi.

Langdon yoldaki küçük bir dönemeci geçtikten sonra devasa ölçülerdeki parlak müzeye bakmak için biraz durdu. Tüm yapıyı bir kerede görmek mümkün değildi. Bu yüzden, uzatılmış tuhaf biçimleri anlayabilmek için binayı bir süre inceledi.

Burası kuralları kırmakla kalmıyor, diye düşündü. Tamamıyla gozardı ediyor. Edmond için mü kemmel bir yer.

Bilbao’daki Guggenheim Müzesi uzaylı hayallerinden firla-mış gibiydi. Gelişigüzel biçimde birbirine yaslanmış gibi duran eğri metal formların meydana getirdiği kıvrımlı bir kolaj denilebilirdi. Uzayıp giden karmakarışık şekiller kütlesi, balık pulu gibi parlayan otuz binden fazla titanyum karo ile kaplanm^tı. Bu da yapıya, sanki fütüristik bir su canavar nehir kıyısında güneşlenmeye çıkmış gibi, aym anda hem organik hem de dünya dışı bir görünüm veriyordu.

Bina 1997’de ortaya çıktığında The New Yorker, Mimar Frank Gehry’yi “titanyum peleriniyle dalgalı formda fantastikbirhayal gemisi” tasarladığı için övmüştü. Dünyadaki başka eleştirmenlerse, “Zamanımızın en güzel binası!” “Merkür zekası!” “Şaşırtıcı bir mimari beceri!” diyerek hayranlık göstermelerdi.

Müzenin toplum önüne ilk çıkışından sonra düzinelerce başka “yapıbozumcu” bina türemişti: Los Angeles’taki Disney Konser Salonu, Münih’teki BMW Dünyası, hatta Langdon’m yetiştiği okuldaki yeni kütüphane. Bunların her biri alışilmışın dışında bir tasarım ve yapıya sahip olsa da Langdon herhangi birinin Guggenheim’ın şok ediciliğiyle yarışabileceğini sanmıyordu.

Profesörün attığı her adımda binanın cephesi değişiyor, tüm açilardan farklı bir görüntü sergiliyordu. Müzedeki en çarpıcı yanılsama şimdi ortaya çıkmıştı. İnanılmaz bir biçimde, bu açıdan bakılınca dev yapı, dalgalan müze duvarlarına çarpan “sonsuz” bir suyun üzerinde sürüklenir gibi duruyordu.

Bu etkiyi iyice anlayabilmek için bir

indir

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: