İstanbul Tehlikede / Ümit Deniz

15 Aralık 2019

İstanbul Tehlikedeİstanbul Tehlikede

İstanbul Tehlikede’den…

Kulaklarımda ziller, başımın içinde çanlar, kampanalar çalıyordu. Ağzımda tuzlu bir lezzet vardı. İçim habire çekilip çekilip kendi’ ni koyuveriyor, sonra yeniden kanatlanmaya başlıyordum.

Neredeydim? Neden böyle olmuştum? Bir türlü aklımı başıma toplayıp da bu »acayip hale bir sebep bulamıyordum. Bir hayli keyifliydim galiba? Çok mu kaçırmıştım acaba..? Yok yok, galiba paraşüt kulesinden beni sallamışlar, ama yere ineceğime kordonum takıldığı için muallakta asılı kalmıştım.

Bu düşünce hoşuma gitti.. Öyle ya, neden , olmasın..? Şimdiye kadar başıma gelenler pişmiş tavuğun yanından bile geçmemişti. Paraşüt kulesinde de asılı olabilirdim, astronotlar gibi fezada da dolaşabilirdim.

Bu acayip halime gülmek geldi içimden. Galiba sırıtmaya da çalıştım. Ama o zaman birden kendimi toparladım. Çünkü ensemden inen bir sancı omuz başlarıma doğru yayılıverdi.

Vay canına..! Ben ne paraşüte asılıydım, ne de fezada dolaşıyordum. Eğer kelimenin tam manası ile söylemek gerekirse ben düpedüz yerlerde sürünüyordum. İngiltere’den aldığım o gıcır gıcır Burberry pardösüm paçavra bohçasına dönmüştü. Dizlerime kadar pis bir su birikintisinde, yüzükoyun yatıyordum. Yavaşça doğrulmak istedim. Başımı sallayıp toparlanmaya çalıştım. İşte o zaman kellemin arka tarafındaki sızıyı daha iyi hissettim.

Karanlık ve dar bir geçitteydim. Ahmak ıslatan cinsinden yağan yağmur beni ıslık sıçanına çevirmişti. Şapkam bir yere yuvarlanmış gitmişti: Güçlükle toparlanıp kalkmaya çalıştım. Gözlerim yavaş yavaş karanlığa alışıyordu. Dar geçitin kenarlarında tombul gövdeli çöp bidonları sıralanmıştı. Şapkamı aramak için etrafıma bakayım dedim. Omzuma yeni bir sancı daha saplandı. O zaman gayri ihtiyari elimi başıma götürdüm. Kulağımın arkasındaki yumru kendimi çabuk toparlamama sebep oldu. Tamam, kellendeki makineler daha iyi çalışmaya başlamıştı.

Eldorado’nun arkasındaki geçitteydim. Burada hücuma uğramıştım. Olaylar gözümün önünden sinema şeridi gibi bir anda geçiverdi.

Buraya Celâlin peşinden çıkmıştım. Ön taraftaki Kapıcı Pehlivan, arkadaşımın oradan geçmediğini söyleyince ben de arka kapıya seyirtmiş ve ona yetişmek istemiştim ama karanlıkta kimseyi fark etmediğim için çabuk tuzağa düşmüş ve leşler gibi buraya yayılıp kalmıştım. Saatime bakmak istedim. Akreple

indir

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: