Melekler ve Şeytanlar / Dan Brown

16 Aralık 2019

Melekler ve ŞeytanlarMelekler ve Şeytanlar

Melekler ve Şeytanlar’dan…

Beti benzi atan Langdon başını sallayarak kendini şanslı saydı. Her şey dikkate alınacak olursa, uçuş son derece sıradandı. Kalkış sırasında kemiklerini sızlatan ivmelenme dışında uçağın hareketleri sıradandı; arada bir türbülansa girmişler, yükselişe geçtiklerinde bir iki basınç değişikliği yaşamışlardı, ama uçağın akıllara durgunluk veren bir süratle, saatte 17.000 kilometre hızla gittiğini gösterecek hiçbir farklılık olmamıştı. X-33’ün bakımıyla ilgilenmek üzere birkaç teknisyen piste koşuşturdu.

Pilot kontrol kulesinin yanındaki park alanında bekleyen siyah bir Peugeot’ya kadar Langdon’a eşlik etti. Bir süre sonra, vadi zemininde uzanan asfalt yolda ilerliyorlardı. Uzakta bir yığın binanın zayıf görüntüsü yükseliyordu. Dışarıdaki yemyeşil ovalar araba ilerlerken bulanıklaşıyordu. Langdon, pilotun hız göstergesini saatte 170 kilometreye -saatte 100 milden fazla çıkartmasını hayretle izledi. Bu adamın hız tutkunluğu nedir böyle, diye düşündü. Pilot, “Laboratuvara beş kilometre kaldı,” dedi. “Sizi iki dakikada oraya götürürüm.” Langdon boş yere emniyet kemeri aradı. Neden şunu üç dakika yapıp, oraya sağ salim varmıyoruz?

Araba hızla ilerlemeye devam etti.

Kasetçalara bir bant yerleştiren pilot, “Reba sever misiniz?” diye sordu. Bir kadın şarkı söylemeye başlamıştı. “Bu sadece yalnızlık korkusu…”

Langdon, burada korku yok, diye düşünmeye daldı. Bayan iş arkadaşları onun müzelere layık bir sanat eserleri koleksiyonuna sahip olmasını, boş bir evi, bir kadının varlığının kesinlikle faydası dokunacağı konusunda ısrar ettikleri bir evi doldurmak çabasından başka bir şey olmadığını söylerlerdi. Langdon, onlara hayatında zaten üç sevgilisi olduğunu hatırlatarak -simgebilim, sutopu ve bekârlık- söylediklerine daima gülerdi. Sevgililerinin sonuncusu sayesinde dünyayı özgürce dolaşabiliyor, istediği kadar geç yatabiliyor, bir kadeh konyak ve iyi bir kitapla evde geçirdiği sessiz akşamlarının tadını çıkarabiliyordu.

Langdon’ı hayallerinden uyandıran pilot, “Bizler küçük bir şehir gibiyiz,” dedi. “Burası sadece laboratuvar değil. Süpermarketimiz, hastanemiz ve hatta bir sinemamız var. Langdon boş gözlerle başını sallayarak, önlerinde yükselen binalara baktı. Pilot, “Aslında,” diye ekledi. “Dünyadaki en büyük makineye sahibiz.

“Gerçekten mi?” Langdon gözleriyle kırları taradı.

“Onu orada göremezsiniz efendim.”

indir

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: