Hiçbir Şeyden Korkma / Dean R. Koontz

28 Şubat 2020

Hiçbir Şeyden KorkmaHiçbir Şeyden Korkma

Hiçbir Şeyden Korkma’dan…

Mum ışığıyla aydınlanan çalışma odamdaki telefon çaldı ve ben korkunç bir değişimin yaşanacağını hissettim.

Medyumluk yoktur bende. Gökyüzündeki işaretleri ve olacak olayların belirtilerini görmem. El çizgilerim bana geleceğimle ilgili bir ilham vermez.

Islak çay yapraklarının oluşturduğu şekillerden kader çizgilerini ayırt etmekte, bir çingenenin yeteneğine de sahip değilim.

Babam günlerdir ölüm döşeğinde can çekişiyor. Fakat alnındaki terleri silerek ve güçlükle nefes alışını duyarak önceki geceyi yatağının başucunda geçirdikten sonra anladım ki artık daha fazla hayatta kalamayacak. Yirmi sekiz yıllık yaşamımda ilk kez onu kaybetmekten ve yalnız kalmaktan korkuyordum.

Ben tek oğluydum, tek çocuk. Annem iki yıl önce bu dünyadan göçmüştü.

Onun ölümü bende şok etkisi yaratmıştı ama hiç olmazsa yavaş yavaş

öldüren bir hastalığı çekmek zorunda kalmamıştı.

Dün gece gün doğumundan az önce yorgunluktan bitap düşüp eve dönmüş, ama pek iyi uyuyamamıştım.

Koltuğumda öne doğru eğilmiş telefonun susmasını diliyordum ama susmayacaktı. Bu çalışın anlamını köpek de hissetmişti. Tıpış tıpış yürüyerek karanlıklardan çıkıp mumun ışığına girmiş, gözlerini üzgün üzgün bana dikmiş bakıyordu.

Kendi türünün aksine ilgilendiği sürece o, kim olursa olsun adam ya da kadınlarla göz göze gelebilir. Hayvanlar bizlere genellikle doğrudan ama kısa süre bakabilirler, sonra insanların gözlerinde gördükleri bir şeyle ürkmüş gibi bakışlarını kaçırırlar. Belki öbür köpekleri gördüklerini Orson da görüyordur. Belki o da o tür bir şeyle rahatsız oluyor ama sinmiyordur.

Orson garip bir köpektir ama benim vefakâr arkadaşımdır ve onu çok seviyorum. Yedinci çalışında, kaçınılmaza teslim olup telefonu açtım.

Arayan Mercy Hastanesi’ndeki bir hemşireydi. Orson’a bakarak hemşireyle konuşuyordum.

Babam ruhunu teslim etmek üzereydi. Hemşire gecikmeksizin başucuna gelmemi tavsiye ediyordu.

Telefonu kapattığımda Orson koltuğuma yanaşıp kocaman kara başını kucağıma koydu. Usul usul inildeyerek burnunu elime sürdü.

Kuyruğunu sallamıyordu. Bir an duygularım uyuştu. Düşünemedim ve hareke edemedim. Evin sessizliği bir okyanusun derin sular kadar ezici ve kımıldayamaz duruma getiren bir baskı yapıyordu. Sonra beni

indir

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: