Vakıf ve İmparatorluk (Altın Galaksi) – Vakıf #2 / Isaac Asimov

23 Mart 2020

Vakıf ve İmparatorlukVakıf ve İmparatorluk

Vakıf ve İmparatorluk’tan…

Genç adam çalışma odasının duvarına dokundu, sonra da parmaklarının uçlarına baktı. “Demek Siwenna’da böyle bir şey var?”

Barr hafifçe güldü. “Başka hiçbir yerde böyle bir aygıt yok sanırım. Elimden geldiği kadar aygıtı onarmaya çalışıyorum. Sizi kapıda beklettiğim için özür dilemeliyim. Otomatik olarak bir konuğun geldiğini haber veriyor ama artık kapıyı açamıyor.”

“Demek yeterince onaramıyorsunuz.” Riose’nin sesinde hafif bir alay vardı.

“Artık yedek parça bulunmuyor. Oturmaz mısınız, efendim? Çay içer miydiniz?”

“Siwenna’da mı? Burada çay içmemek toplum açısından âdeta imkânsız, efendim.”

Yaşlı soylu ağır ağır eğilerek selâm verdikten sonra sessizce uzaklaştı. Bu hareketi ona son yüzyılın daha güzel günlerinde yaşamış olan eski aristokrasiden kalan resmi bir miraçtı.

Riose uzaklaşan ev sahibinin arkasından baktı. O dikkatli nezaketine biraz şaşkınlık karışmıştı. Kendisi bir savaşçı olarak eğitilmişti. Geçirdiği tecrübeler de yine savaşla ilgiliydi. Şu klişeleşmiş sözü tekrarlamak gerekirse, Riose da birçok kez ölümle yüzyüze gelmişti. Ama bu tanıdık, âdeta elle tutulabilecek bir ölümdü. İşte bu yüzden Yirminci Uzay Filosunun tapınılan komutanının birdenbire âdeta havasız kalan bu çok eski odada ürpermesine şaşmamak gerekiyordu.

Riose raflara dizilmiş olan fildişi süslü siyah küçük kutuların kitap olduğunu anladı. Eserlerin adlarını hiç duymamıştı. Odanın dibindeki büyük aygıtın kitapları istendiği zaman ses ve görüntü haline dönüştürdüğünü tahmin etti. O zamana kadar böyle bir aygıtın çalıştığını hiç görmemiş ama söz edildiğini duymuştu. Riose’ye bir keresinde, uzun yıllar önce, İmparatorluğun bütün Galaksiyi kapladığı o altın çağlarda her on evden dokuzunda böyle sıra sıra kitaplar ve bu tür aygıtlar olduğunu söylemişlerdi. Ama şimdi onun sınırlarla ilgilenmesi gerekiyordu. Kitaplar da yaşlı insanlara göre şeylerdi. Ve eski günlerle ilgili hikâyelerin yarısı da efsaneydi zaten. Hatta yarısından fazlası.

Çay geldi. Riose de bir koltuğa oturdu. Ducem Barr fincanını havaya kaldırdı. “Şerefinize.” “Teşekkür ederim. Şerefinize.”

Ducem Barr ağır ağır, “Genç olduğunuzu söylüyorlardı,” dedi. “Otuz beşinde var mısınız?”

“Ona yakın. Otuz dördündeyim.”

indir

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: