İşte Tanrılar / Isaac Asimov

26 Mart 2020

İşte Tanrılarİşte Tanrılar

İşte Tanrılar’dan…

Lamont sert sert, “Hiç bir yararı olmadı,” diye açıkladı. “Onu etkileyemedim.” Sıkıntılı ve düşünceli bir hali vardı. Bu, çukura kaçmış gözlerine ve hafifçe çarpık, uzun çenesine uyuyordu. Zaten en keyifli sayılabilecek anlarında bile yüzünde yine böyle sıkıntılı bir ifade oluyordu. Ve şu anda lamont’un pek keyifli olduğu da söylenemezdi. Hallam’la yaptığı ikinci resmi konuşma birincisinden daha da büyük bir başarısızlıkla sona ermişti.

Myron Bronowski sakin sakin, “Melodrama kaçma,” dedi. “Onu etkileyemeyeceğini zaten biliyordun. Bunu bana kendin söyledin.” Yer fıstıklarını havaya atıyor ve düşerlerken dolgun dudaklı ağzıyla yakalayıveriyordu. Hiç kaçırmıyordu fıstıkları. Bronowski fazla uzun boylu olmayan bir adamdı. Çok zayıf da sayılmazdı.

“Ama bu durumu hoş bir hale sokmuyor ki. Fakat haklısın. Bu önemli değil. Yapabileceğim başka şeyler var. Ve onları yapacağım da. Ayrıca sana da güveniyorum. O işi başarabilirsen…”

“Sözlerini tamamlamana gerek yok, Pete. Bu lafları daha önce de duydum. Bütün yapmam gereken insan olmayan akıllı yaratıkların düşünce sistemlerini çözmek.”

“İnsanlardan kafaca daha üstün olan yaratıkların. Para-Kâinattan olan o yaratıklar dertlerini anlatmaya çalışıyorlar.”

Bronowski içini çekti. “Olabilir. Ama bu işi benim kafamdan yararlanarak başarmaya çalışıyorlar. Bazen aklımın diğer insanlarınkinden daha üstün olduğunu düşünüyorum. Ama bu üstünlük pek de fazla değil. Bazı geceler karanlıkta yatıyor ve kendi kendime, ‘Değişik türde akıllar birbirleriyle iletişim kurabilirler mi?’ diye soruyorum. Çok kötü bir gün geçirmişsem o zaman da, ‘Değişik türde sözlerinin bir anlamı var mı?’ diyorum.”

Lamont müthiş bir öfkeyle, “Tabii var,” diye cevap verdi. Laboratuvar önlüğünün ceplerine soktuğu elleri yumruk halini almıştı. “Bu Hallam ve ben anlamına geliyor! Bu ahmak-kahraman Dr. Frederick Hallam ve ben anlamına geliyor! İkimizin kafası ve zekâsı çok farklı. Onunla konuştuğum zaman söylediklerimin bir tek kelimesini bile anlamıyor. O aptal suratı gitgide daha kızarıyor. Gözleri yuvalarından uğruyor ve kulakları da sağırlaşıyor. ‘O anda kafası duruyor,’ diyeceğim. Ama elimde kafasının başka zamanlarda çalıştığını gösterecek kanıt yok.

indir

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: