Yeni Kapitalizmin Kültürü / Richard Sennett

28 Mart 2020

Yeni Kapitalizmin KültürüYeni Kapitalizmin Kültürü

Yeni Kapitalizmin Kültürü’nden…

Amerikan nüfusun ortadaki beşte üçlük bölümü yerinde saydı. Uluslararası Çalışma Örgütü [International Labor Organization] tarafından yapılan yakın tarihli bir çalışma bu eşitsizlik tablosunu daha açık hale getiriyor: Gelir eşitsizliğinin arttığı 1990’larda yarım gün çalışan ve eksik istihdam edilen işçilere servetten düşen payda keskin bir düşüş olmuştur. Britanya-Amerika spektrumunda artmakta olan eşitsizlik yaşlı nüfusu da etkiliyor.

Bu siyalı-beyaz karşıtlığın insanı yanlış yönlendiren diğer bir özelliği de istikrarlı toplumların ekonomik açıdan durgun olduğu varsayımı. Birinci Dünya Savaşı’ndan önce Almanya’da yahut İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Amerika’da durum böyle değildi; bugün de –Norveç ve İsviçre’ninki gibi daha küçük ekonomilerde– böyle değil. İskandinavların kasvetli içebakış eğilimine karşın, Kuzey Avrupa kıyısı, görece istikrar ile büyümeyi birleştirmeyi başararak daha hakkaniyetli bir servet dağılımını ve Amerika ve Britanya’dakinden genel olarak daha yüksek bir yaşam kalitesi standardını korudu.

Küreselleşme, “yeni”lerin belki de en tartışılabilir olanı. Sosyolog Leslie Sklair, ekonomiyle ilgili bol bol ayrıntı vererek, küreselleşmenin XX. yüzyıl ortalarının çokuluslu şirketlerini büyütmekten başka bir şey yapmadığını iddia etti.4 Sklair, Amerika’nın çokuluslu şirketlerinin bir zamanlar oynadığı rolü sonunda Çinlilerin üstlenebileceği fakat oyunun aynı kalacağı görüşünde.

Sklair’ in yeni sayfa eleştirmenleri ise bir sürü başka şüphe götürmez maddi gerçeği art arda sıralayarak karşılık veriyor: Küresel bir ekonomi içinde birbiriyle bağlantılı koca koca kentlerin tamamen kendi başına yükselmesi, iletişim teknolojisindeki ve ulaşımdaki yenilikler; insanların önceden yaşadıkları yerlere, birbiriyle iletişim kurma şekillerine yahut malların bir zamanlar ki nakledilme biçimine hiç mi hiç benzemiyor.

Bu tartışma yalnızca ekonomik koşullarla ilgili değil. Eskiden çok uluslu şirket, ulus-devletin politikalarıyla sarmaş dolaştı. Bugün, yeni sayfa tezini destekleyenlerin iddiasına göre küresel şirket, dünyanın her yerinden yatırımcılara ve hissedarlara ve tek bir ulusun çıkarlarına hizmet etmesine izin vermeyecek kadar karmaşık bir mülkiyet yapısına sahip; örneğin petrol devi Shell, hem Hollanda’nın hem Britanya’nın siyasi sınırlamalarından tamamen kurtuldu. Zamanımızın benzersizliğinin en esaslı kanıtı ise, ulusların ekonomik değerini kaybediyor olması.

indir

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: