Doğmamış Kristof / Carlos Fuentes

30 Mart 2020

Doğmamış KristofDoğmamış Kristof

Doğmamış Kristof’tan…

“Meksika, hüzünlü insanlarla mutlu çocukların ülkesi”, dedi babam, Angel (24 yaşında), tam benim yaratıldığım anda.

Az önce, annem, Angeles (otuzunda yok), iç geçirerek, “Okyanus, tanrıların beşiği,” demişti.

“Ama yakında mutluluğa zaman kalmayacak, genci yaşlısı hepimiz üzüleceğiz,” dedi babam gözlüklerini çıkararak; menekşe rengi, altın çerçeveli John Lennon gözlükleri.

“Madem öyle neden çocuk istiyorsun?” dedi annem tekrar iç geçirerek:

“Çünkü çok yakında mutluluk zamanı geçecek.”

“Ne zaman gelmişti ki?”

“Sen demedin mi? Meksika’da işler kötü gidiyor.”

“Cümleye de gel. Meksika zaten işler kötü gitsin diye yapılmış.”

Annem ısrarla tekrarladı: “Madem öyle neden çocuk istiyorsun?”

“Çünkü ben mutluyum,” diye kükredi babam. “Ben mutluyum!” diye haykırdı avazı çıktığı kadar, yüzünü Pasifik Okyanusu’na dönerek. “En mahrem, en gerici mutluluğun pençesindeyim!”

Okyanus, tanrıların beşiği! Annem, yirmilerde Meksika Üniversitesi’nin rektörlüğünü yapan Don José Vasconcelos’un yayımladığı Platon’un Diyaloglar baskısıyla yüzünü kapattı. Yeşil kapağın üzerinde üniversitenin siyah mührü ve bakır yaldızla yazılmış IRKIM DİLLENDİRECEK TANRIYI düsturu vardı.

Ama babam, bir oğlan (ben, sıfır yaşında) peydahlamak istediğini söyledi, tam burada, tatile geldikleri Acapulco’da, “tanrıların beşiği okyanusun önünde mi?” alıntısını yaptı Homerika Vespiçi. Bunun üzerine babam anadan üryan bir halde kumsalda emeklemeye başladı, bacaklarının arasına sürünen sıcak kuma rağmen seksin bacaklar arasında değil; annemin ince, çıplak, masum gövdesini çevreleyen hindistancevizi korusunda olduğunu söyleyerek, yüzü Platon cildiyle kapatılmış olan anneme doğru süründü, beni yarattıkları gün Akapolka’nın yakıcı, sarhoş güneşi altında annem ve babam çırılçıplak. Gracias, gracias, anne baba.

“Oğlanın adını ne koyacağız?”

Annem cevap vermiyor; sadece kitabı yüzünden kaldırıp babama alayla, kınamayla, hatta küçümsemeyle –söylemeye gerek yok tutkuyla– bakıyor; ama ona iğrenç erkek şoven domuz demeye zahmet etmiyor. Ya kız olursa? Yine de meseleyi kapatmayı tercih ediyor; babam işlerin yolunda gitmediğinin farkında, zamanın o noktasında ve o vaziyette böyle bir şeye tahammülü yok, bu yüzden de sorunun çözümünü meme uçlarını ufak ufak ısırmakta buluyor, sanki vişneli sakızmışlar gibi, yemek

indir

Bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: