Ölülerin Fısıltısı / Simon Beckett

4 Nisan 2020

Ölülerin FısıltısıÖlülerin Fısıltısı

Ölülerin Fısıltısı’ndan…

Kalp krizini de çimenlikte, büyük, yaşlı bir sarısalkımın ölü bir dalını kesmeye çalışırken terleyip küfürler ettiği sırada geçirdi. Testereyi dala saplı halde bırakıp eve doğru birkaç titrek adım atmayı ancak başardı ve ardından göğsündeki ağrıyla yere yığıldı.

Yüzüne takılı oksijen maskesiyle ambulansta yatarken Kate’in elini sıkıca tuttu ve ona moral vermek için gülümsemeye çalıştı. Her zamanki gibi, hastanenin sağlık personeli ritmik bir ivedilikle koşuşturdu, hummalı bir şekilde iğneler ambalajlarından çıkartıldı, makinelerin çılgınca biplemeleri işitildi. Nihayet sesler sustuğunda bir rahatlama yaşandı. Kısa süre sonra da, doğduğumuz andan itibaren her birimize eşlik eden kaçınılmaz bürokrasi gereğince bir takım formların imzalanmasının ardından Earl taburcu edildi.

Şimdi bahar güneşinin altında boylu boyunca uzanıyordu. Çıplaktı; çimenlerle yaprakların bir halı gibi örttüğü topraktan biraz yüksekte kalan tahta bir platformun üzerindeydi. Bir haftadan fazladır oradaydı; etleri eriyip dağılmış, mumyalaşmış derisinin altından kemikler ve kıkırdaklar açığa çıkmıştı. Kafasının arkasında hâlâ birkaç tutam saç duruyordu, boş göz çukurları masmavi göğe bakıyordu.

Ölçü alma işini bitirdikten sonra, dış hekiminin cesedini kuşlar ve kemirgenlerden korumak için yerleştirilmiş tel kafesten çıktım. Alnımdaki teri sildim. İkindi vaktiydi ve mevsim yeni başladığı halde hava çok sıcaktı. Bu yıl bahar gelmekte gönülsüz davranıyordu, tomurcuklar şişkin ve ağırdı. Bir iki hafta içinde manzara muhteşem olacaktı, ama Tennessee ormanlarındaki huş ağaçları ve akçaağaçlar yeni sürgünlerini, sanki bırakmak istemiyorlarmış gibi hâlâ koyunlarmda tutuyorlardı.

Bulunduğum yamaç sıradandı. Güzel görünmekle birlikte, uzaklarda yükselen Smoky Dağları’nm heybetli silsileleri kadar çarpıcı değildi. Ne var ki burada, ziyaret eden herkesin etkilendiği, doğanın bambaşka bir yanı sergileniyordu. Dört bir yanda, çeşitli çürüme evrelerindeki insan bedenleri vardı. Ağaç altlarındaki çalılıklarda, güneşin alnında ve gölgede yatan sayısız ceset. Daha yeni olanlar çürümeyle oluşan gazlardan ötürü şişmiş, daha eski olanlarsa kösele gibi kurumuştu. Bazıları görünürde değildi, ağaç diplerindeki çalılıklara gömülmüştü ya da araba bagajlarındaydı. Az önce ölçümünü yaptığım ceset gibi, bir kafes veya

indir

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: