Mezarların Çağrısı / Simon Beckett

29 Temmuz 2020

Mezarların ÇağrısıMezarların Çağrısı

Mezarların Çağrısı’ndan…

Ön camın ardındaki dünya yer yer pus perdeleriyle örtülüydü. Perde bölük pörçük ve öngörülemez bir şekilde bir an kalkıyor ve tekdüze, ıslak bozkırı gözler önüne seriyor, bir sonraki ansa arabanın etrafına sarılan beyaz bir tül gibi görüşü kapatıyordu. Biraz ileride, bozkırın nispeten düz bir kısmına polis arabaları için geçici bir park yeri oluşturulmuştu. Bir polis eliyle oraya gitmemi işaret etti. Boş bir yere park ederken engebeli zemin üzerinde Citroen sarsılıp sallandı.

Motoru kapatıp gerindim. Direksiyon başında uzun bir yolculuk olmuştu, hiç mola da vermemiştim. Beklenti ve merak, durup dinlenme eğilimine baskın gelmişti. Simms beni aradığı zaman pek fazla ayrıntı vermemiş, sadece Dartmoor’da bir mezar bulunduğunu ve ceset çıkartılırken orada olmamı istediğini söylemişti. Kulağa rutin bir işlem gibi geliyordu, yılda pek çok kez çağrılabileceğim türden bir vaka gibiydi. Fakat geçen on iki ay boyunca, ‘cinayet’ ve ‘Dartmoor’ sözcükleri sadece tek bir adamla eşanlamlı olmuştu.

Jerome Monk.

Monk, dört genç kadını öldürdüğünü itiraf etmiş bir seri katil ve tecavüzcüydü. Bu vakalar bilgimiz dahilindeydi. Kadınlardan üçü daha çocuk denecek yaştaydı ve cesetleri hiçbir zaman bulunamamıştı. Şayet bu mezar onlardan birine aitse, o zaman diğerlerinin de civarda olma ihtimali yüksekti. Böyle bir durumda, son on yılın en büyük mezardan çıkarma ve kimlik tespiti çalışmalarından biri olacaktı.

Bu işin bir parçası olmayı kesinlikle istiyordum.

O sabah acele acele hazırlandıktan sonra mutfakta karım Kara’ya, “Cesetlerden orada kurtulduğu zaten hep düşünülen bir şeydi,” demiştim. Bir yılı aşkın süredir, güneybatı Londra’da, Viktorya dönemine ait müstakil bir villada yaşıyorduk, ama hâlâ neyin nerede olduğunu onun bana söylemesi gerekiyordu. “Tamam, Dartmoor büyük bir yer, ama gömülmüş çok fazla ceset de olamaz ya.”

Kara, kahvaltısını eden Alice’in olduğu tarafa anlamlı biçimde bakarak, “David,” deyince, yüzümü buruşturmuş ve sadece ağzımı oynatarak pardon demiştim. Normalde işimin tüyler ürpertici ayrıntılarını beş yaşındaki kızımızın önünde konuşmamam gerektiğini bilirdim, ama hevesime yenik

indir

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: