Büyücünün Yeğeni – Narnia Günlükleri #1 / Clive Staples Lewis

Büyücünün YeğeniBüyücünün Yeğeni

Büyücünün Yeğeni’nden…

Polly bu uğultunun aşağıdaki katlardan birinde, uzaktaki bir odada çalıştırılan bir Hoover’ın sesi olduğunu düşünecekti. Fakat ses bundan daha güzel ve müzikliydi; sadece o kadar hafifti ki zorlukla işitiliyordu.

“Her şey tamam, burada kimse yok” dedi Polly başını Digory’ye çevirerek. Şimdi artık fısıldamıyordu. Digory gözlerini kırpıştırarak ve her tarafı kir içinde – Polly de çok kirliydi – içeriye girdi.

“Bu hiç de iyi değil” dedi Digory. “Bu ev boş değil. Kimse gelmeden gitsek iyi ederiz.”

“Bunların ne olduğunu düşünüyorsun?” dedi Polly, renkli yüzükleri işaret ederek.

“Off, haydi gel” dedi Digory. “Hemen—”

Söyleyeceklerini bitiremedi çünkü o anda bir şey oldu. Şöminenin önündeki koltuk aniden döndü ve Andrew Dayı telaşa kapılmış bir halde – sanki yerdeki kapaktan fırlayan bir pandomim şeytanı gibi – ayağa sıçradı. Kesinlikle boş evde değillerdi; Digory’nin evinde ve yasaklanmış çalışma odasındaydılar! İkisi birden “A-a-ah” dediler ve korkunç bir hata yaptıklarını anladılar. Yeteri kadar uzağa yürümediklerini bilmeleri gerektiğini düşünüyorlardı.

Andrew Dayı uzun boylu ve çok zayıftı. Sivri burnu, tertemiz tıraşlı uzun bir yüzü, aşırı derecede parlak gözleri ve karmakarışık kırlaşmış saçları vardı.

Digory’nin dili tutulmuştu, çünkü Andrew Dayı eski halinden bin kere daha telaşlı görünüyordu. Polly şimdiye dek pek korkmamıştı, ancak o da korkmaya başladı. Çünkü Andrew Dayı’nın ilk yaptığı şey, odayı baştanbaşa yürüyerek, kapıyı kapatıp, kilitlemek olmuştu. Sonra geriye döndü, parlak gözlerini çocuklara dikti ve tüm dişlerini göstererek gülümsedi.

“İşte!” dedi. “Şimdi benim aptal kız kardeşim sizi bulamaz!”

Bu yaptığı, yaşlılardan asla beklenmeyecek bir şeydi. Polly’nin ödü koptu ve Digory ile beraber, içeriye girdikleri küçük kapıya doğru gerilemeye başladılar. Fakat Andrew Dayı onlardan daha hızlıydı. Arkalarına geçip o kapıyı da kapattı ve önüne dikildi. Sonra ellerini ovuşturup, parmaklarını çıtlattı. Çok uzun, güzel, beyaz parmakları vardı.

“Sizleri gördüğüme çok sevindim” dedi, “tüm istediğim iki çocuktu.”

“Lütfen Bay Ketterley” dedi Polly, “neredeyse akşam yemeği zamanı ve benim eve gitmem gerek

LİNK

Author: admin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir