Ağaç ve Doğanın Doğası / John Fowles

2 Eylül 2020

Ağaç ve Doğanın DoğasıAğaç ve Doğanın Doğası

Ağaç ve Doğanın Doğası’ndan…

İyi bildiğim ilk ağaçlar çocukluğumun geçtiği evin bahçesindeki elma ve armut ağaçlarıydı. Bu size kırsal ve pastoral bir anı gibi gelebilir, ama değil. Çünkü, evimiz, Londra’dan yetmiş kilometre kadar uzakta ve Thames Irmağı’nın denize döküldüğü yere yakındı; 1920’li yılların bir banliyösünde, komşu evle ortak duvarı olan evlerden biri. Arka bahçemiz yarım dönümden de küçük, minik bir bahçeydi. Babam, bu bahçenin bir ucuyla yan çitini demir ızgaralar ve çubuklarla kapamıştı. Minnacık çimenlikte ancak sürekli budanarak adam edilebilen beş meyve ağacı vardı. Komşularımızın daha geleneksel tarzdaki arazilerinin yanında bizim bahçemiz anormal, hatta biraz da gülünçtü. Sanki, büyük bir taşra evine ait sebze bahçesinin küçük bir parçası olmaya çabalıyordu. Ancak, bu ağaçların verdiği meyveleri gören hiç kimse bu çabayı bir delilik olarak görmüyordu.

Elma ve armutların adları şarap adlarına benzer. Kuşkusuz, bu adların kendileri meyvelerin kalitesine ilişkin hiçbir güvence vermez. İki ağacın adı aynı olabilir; ancak bu iki ağacın meyveleri arasında, orta kalitede şarap üretiminde kullanılan üzümlerin yetiştirildiği bir bağ ile aynı yamaçtaki büyük bir üzüm bağı arasındaki gibi bir fark olabilir. Aynı ağacın meyvesi bile seneden seneye değişebilir. Şarapta olduğu gibi meyve yetiştirmede de temel faktörler toprak, konum ve yıllık iklimdir; işte bu şans faktörlerinden sonra, bakım gelir.

Bölgenin alüvyonlu toprağında zaten mutlu olan babamın ağaçları, tüm İngiltere’de en sıkı budanan, en çok sevilip hayır duası alan ağaçlar arasında olmalıydılar. Bu ağaçlar yerel yarışmalarda babama birçok ödül kazandırdı. Meyveleri kesinlikle cinslerinin en tatlı olanlarıydı. Günümüzün süpermarketlerinde, ticari açıdan dezavantajlarından ötürü bu cinslerin birçoğu giderek daha az görülmektedir. Onları ticari açıdan dezavantajlı kılan, çocukluğumdan iyi bildiğim, kolayca zedelenebilen yumuşak etli oluşları ya da “ağaçtan yenilmesi gerek” gibi gizemli bir zorunluluktu. Anıları, adları ve lezzetleri hâlâ aklımdan çıkmaz: Charles Ross ve Lady Sudeley, Peasgood’un Eşsizi ve Pippin’lerin Kralı. Babamın yetiştirdiği Comice1 gibi ya da İngiliz meyveciliğinin

indir

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: