Beni Asla Bırakma / Kazuo Ishiguro

10 Eylül 2020

Beni Asla BırakmaBeni Asla Bırakma

Beni Asla Bırakma’dan…

Ama tabii ki bugünlerde eskiden tanıdığım bağışçıların sayısı giderek azalıyor ve bu nedenle gerçekte çok fazla seçemiyorum. Dediğim gibi, bağışçınızla daha derin bir bağınız yoksa, iş çok zorlaşır. Bakıcı olmayı ileride özleyecek olsam bile, yıl sonunda bu işi bırakmam doğru olacak.

Bu arada, Ruth benim seçtiğim üçüncü ya da dördüncü bağışçıydı sadece. O dönemde ona atanmış başka bir bakıcı vardı zaten ve onun bakıcılığını üstlenmek için cesaretimi toplamam gerekti. Ama sonuçta başardım ve onu tekrar gördüğüm an, Dover’daki şu nekahet merkezinde, aramızdaki bütün farklılıklar –tamamen ortadan kalkmasa da– diğer başka şeyler kadar önemli görünmedi gözüme: Hailsham’da birlikte büyümüş olmamız, başka kimsenin bilmediği ya da hatırlamadığı şeyleri bilmemiz daha önemliydi. Sanırım o zamandan itibaren, bağışçılarımı geçmişte tanıdığım insanlar arasından seçmeye başladım ve özellikle de, mümkün olan her fırsatta, Hailsham’dan gelenleri seçtim.

Hailsham’ı geçmişe gömmeye çalıştığım dönemler oldu geçen yıllarda; kendime geriye bakmamayı telkin ettiğim zamanlar oldu. Sonra bir an geldi ki direnmeyi bıraktım. Üçüncü yılımda baktığım bir bağışçının, Hailshamlı olduğumu öğrendiği zaman verdiği tepki neden oldu buna. Üçüncü bağışından yeni çıkmıştı, ameliyat iyi geçmemişti ve hayatta kalamayacağını biliyordu sanırım. Nefes almakta çok zorluk çekiyordu, ama bana doğru baktı ve dedi ki: “Hailsham. Bahse girerim orası güzel bir yerdi.” Ertesi sabah, onun zihnini dağıtmaya çalışırken, nerede büyüdüğünü sordum.

Dorset’te bir yerden söz etti ve bunu söylerken kırmızı lekelerle dolu, şişmiş yüzünü bambaşka bir ifadeyle buruşturdu. O zaman anladım ki kendi geçmişini hatırlamayı hiç istemiyordu. Onun yerine, Hailsham hakkında bir şeyler duymak istiyordu.

Bunun üzerine, sonraki beş altı gün boyunca, bilmek istediği her şeyi anlattım ve yattığı yerde, bazen tatlı tatlı gülümsedi. Bana büyük olayları ve küçük ayrıntıları soruyordu. Gözetmenlerimizi sordu, her birimizin yatağı altındaki koleksiyon sandıklarımızı, futbolu, İngiliz beyzbolunu, ana binanın etrafından geçen, her köşe bucağı ve gediği dolanan dar patikayı, ördekli göleti, yemekleri, sisli sabahlarda

indir

Bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: