Zaman Üzerine / Norbert Elias

12 Eylül 2020

Zaman ÜzerineZaman Üzerine

Zaman Üzerine’den…

Descartes’tan Kant’a ve Kant sonrasına kadar uzanagelen oldukça yaygın bir hipoteze göre; insanlar doğuştan, olayları birbirleriyle ilintilemenin spesifik biçimleriyle donatılmışlardır ve bu biçimlerden biri de zamandır. Başka sözcüklerle; olayları zaman sekansları (sıralı parçalar) halinde sentezleme yetisi, insanın algılama faaliyetlerini her türlü deneyimden önce belirlemiştir ve bu sentez becerisi, bu özelliğiyle belli bir toplumun elindeki bilgilerinden bağımsız, öğrenme yoluyla elde edilmeyen bir beceridir.

İnsanda böyle a priori bir sentez yetisinin bulunduğu varsayımı, insanların, olaylar arasında ilintiler ve bağlantılar kurma bakımından genel ve herkese özgü bir yetiye sahip oldukları anlamına gelmekle kalmıyor, aynı zamanda, onları olaylar arasında spesifik bağlar ve ilintiler kurmaya zorlayan doğuştan gelme bir yapıyla donanmış oldukları; dolayısıyla, “zaman”, “mekân”, “töz”, “doğa yasası”, “mekanik nedensellik” ve benzeri kavramları da oluşturmaya mecbur bırakıldıkları ileri sürülmüş oluyor. Bu durumda da bu kavramların, öğrenmeyle edinilmemiş, değişmez mutlak sabitlikleri temsil ettiği izlenimi yaratılıyordu.

Bu hipotezin çürüklüğünü göstermeye çalışacağım. İnsanlar doğuştan, doğal donanımlarının bir parçası olarak, genel bir sentez yapma “potansiyeliyle”, yani olayları, süreçleri birbirleriyle bağlama; ilintileme yetileriyle donanmışlardır; gelgelelim gerçekleştirdikleri bütün o insana özgü bağlantılar, gerek konuşmalarında gerek düşünürken kullandıkları, bu ilintilemelere karşılık gelen bütün kavramlar; doğuştan gelme yetilerin ürünü olmayıp sosyal öğrenmenin ve deneyimin sonuçlarıdır; insan kuşaklarının oluşturdukları o upuzun zincir boyunca öğrenilmiş genel bilgileri ve bilgiyi bir kuşaktan ötekine aktaran zincirin sonuçlarıdır, zira tek insanın ömrü, yüksek bir sentez düzeyini temsil eden, “neden”, “sonuç”, “zaman” vb. kavramları, bunlarla ilintili spesifik ilintileri bir başına öğrenemeyeceği kadar kısadır.

İnsanların, “a priori bir sentezin” gücüyle ve kendiliklerinden, yani herhangi bir öğrenme birikimine ihtiyaç duymadan, olayları “zaman” kalıbının biçimi içinde birbirleriyle ilintiledikleri yolundaki felsefi görüş, diğer deyişle bu sentezi, doğuştan bir aklın yetisine bağlayan anlayış, Descartes’ın, Kant’ın ya da ötekilerin, adım adım izledikleri ve dönemlerinde hazır buldukları gerçeklik bilgilerinin sınırlılığından olduğu kadar bu düşünürlerin deneyimi kavrayışlarından da kaynaklanıyordu: Onlar, deneyimden söz ederken

indir

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: