Cennetin Dilleri / Maurice Olender

3 Ekim 2020

Cennetin DilleriCennetin Dilleri

Cennetin Dilleri’nden…

Cennet Bahçesi’nde Adem, Havva, Tanrı ve yılan İbranice mi, Flamanca mı, Fransızca mı, yoksa İsveççe mi konuşurlar? Dört kola ayrılan bir nehir tarafından sulanan Yeryüzü Cenneti, acaba batıda mı, yoksa doğuda, Fırat’ın ya da Ganj’ın kıyılarında mıdır? İlahiyatçıların, filozofların ve filologların Cennet’te hangi dillerin konuşulduğunu, o harika coğrafyasının sınırlarının nereleri olabileceğini bilmek için giriştikleri yarışta, girinti ve çıkıntılarının araştırılmasının bitirilemediği sayısız dal budak oluştu.

Her ne kadar aziz Augustinus (354-430) resmi görüş olarak İbraniceyi, kökenlerin insan dili olarak övüyorsa da Antikçağ, İbrani davasına karşı olanları da biliyordu. Böylece, Cyrli Theodoret (393-466?) İbraniceye karşı kazanan Süryani dilini ileri sürüyor ve Nyssalı Gregorius (330-394) İbranicenin en eski dil olmadığı konusunda güvence veriyordu. Tanrı’nın insanlığın atalarına alfabeyi öğrettiği düşünülen bir “öğretmen” olmadığını belirtiyordu.

Rönesanstan başlayarak Cennetin dilleri Avrupa’nın her köşesinde gelişme gösterir. Herkesin Cennette konuşulan dilin kendi atalarının dili olmasını istediği ulusal tartışmaların pek çok tanığı arasında İsveçli bir yazar, bir parodi kaleme alır. 1688’de Andreas Kempe (1622-1689), Hamburg’da Cennetin Dilleri başlıklı küçük bir yapıt yayımlar. Ülkesindeki Lutherci rahipler tarafından sürgüne zorlanan yazar, pek çok kahraman arasında geçen bir dizi tartışmada, dillerle dolu bir Yeryüzü Cenneti’ne doğru yapılan bu yarışın gülünçlüklerini yazarak eğlenir. Ünlü vatandaşları Georg Stiemhielm (1598-1672) ve Olaus Rudbeck’in (1630-1702) çok derin konuşmalarını hatırlattıktan sonra Kempe, yılanın “Şehvetli Havva’yı” şeytansı bir biçimde baştan çıkartırken Fransızca sözcükler kullandığını anlatır. İlk günahın bu anlatısı, Fransızca konuşan yılanın yanında Adem’in Danca ve Tanrı’nın İsveççe konuştuğu bir bahçede devam eder.

Birkaç yıl sonra, sonraki yüzyılın başında, G. W. Leibniz (1646-1716), kurulmasına katkıda bulunduğu yeni dilbilimsel karşılaştırma biçimlerini açıklar. Rönesanstan beri Avrupa dillerinin kaynağı kabul edilen eski bir İskit kıtası varsayımını yeniden canlandıranların düşüncesine katılır. Bu metinde “ulusların kökenini aydınlatmak” arzusunun ifade edilmesiyle birlikte, Hint-Avrupa düşüncesinin meydana gelişi işlenir. Leibniz, bu sayfalarda “Kimber dili olarak adlandırdığı Germen dilinin bizzat İbranice kadar ve ondan daha ilkel bazı şeylerin işaretlerini taşıdığını

indir

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: