Adalet / Ann Leckie

7 Ekim 2020

AdaletAdalet

Adalet’ten…

Ölüm griliğine sahip beden, yayılan kanla lekelenmiş karın içinde yüzüstü ve çırılçıplak yatıyordu. Hava eksi on beş dereceydi ve fırtına sadece birkaç saat önce dinmişti. Gün doğumunun soluk ışığında boylu boyunca uzanan pürüzsüz karın üzerindeki birkaç ayak izi, yakındaki buzdan yapılma binaya gidiyordu. Bir handı burası. Ya da en azından bu kasabada han sayılan yerdi.

Uzanmış kol ve omuzdan kalçaya kadar inen hat, rahatsız edici bir biçimde tanıdık geliyordu. Ama bu kişiyi tanımam neredeyse imkânsızdı. Burada kimseyi tanımıyordum. Burası Radchaaiların medeniyet kavramından olabildiğince uzakta, izbe ve soğuk bir gezegenin buz kaplı, gözden ırak bir köşesiydi. Ben, sadece acil bir işim olduğu için burada, bu gezegende, bu kasabadaydım. Sokakta yatan bedenler beni ilgilendirmiyordu.

Bazen hareketlerime anlam veremiyordum. Bu kadar zaman geçmiş olmasına rağmen ne yapacağımı bilmemek, bir sonraki hareketimi belirleyecek emirlerimin olmaması benim için hâlâ yeniydi. Bu yüzden durup bu kişinin yüzünü görebilmek için ayağımla bedeni neden çevirdiğimi açıklayamıyorum.

Donmuş, morarmış ve kanlı olmasına rağmen onu tanıyordum. Adı Seivarden Vendaai’dı; çok uzun zaman önce genç bir teğmen olarak benim amirim olmuş, bir süre sonra da başka bir geminin komutasına terfi etmişti. Bin yıl kadar önce öldüğünü sanıyordum ama inkâr edilemez biçimde buradaydı. Yere çömelip nabız, zayıf da olsa bir nefes aradım.

Hâlâ yaşıyordu.

Seivarden Vendaai artık beni ilgilendirmiyordu, benim sorumluluğumda değildi. Ve hiçbir zaman en sevdiğim amirlerden biri olmamıştı. Tabii ki tüm emirlerine uymuştum; -çoğu amirin yaptığı gibi- birimlerime zarar vermemiş bağılları kötüye kullanmamıştı. Aksine hep soylu bir haneden gelen, iyi terbiye ve eğitim görmüş birinin davranışlarını sergilemişti. Elbette bana karşı değil; ben bir insan değildim, geminin bir parçasıydım, bir araçtım. Sonuç olarak; hiçbir zaman özellikle ilgimi çeken biri olmamıştı.

Doğrulup hana girdim. İçerisi karanlıktı; buz beyazı duvarlar uzun süre önce pislik ya da daha iğrenç şeyler tarafından kaplanmıştı. Alkol ve kusmuk kokuyordu. Yüksek tezgâhın arkasında bir barmen duruyordu

indir

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: