Üç Damla Kan / Sâdık Hidâyet

5 Kasım 2020

Üç Damla KanÜç Damla Kan

Üç Damla Kan’dan…

Beni buraya ilk getirdiklerinde, zehir içirirler korkusuyla vesvese içindeydim. Öğle ve akşam yemeklerine el sürmüyor, Muhammed Ali’ye tattırdıktan sonra yiyordum. Geceleri korkuyor ve “Beni öldürmeye geldiler!” düşüncesiyle uykumdan sıçrıyordum. Bunların tümü ne kadar gerilerde kalmış!.. Her zamanki insanlar, aynı yiyecekler ve ortasına kadar laciverde boyanmış duvar.

İki ay önce bir deliyi bahçenin altındaki hücreye atmışlardı. Kırık bilye ile karnını deşti. Bağırsaklarını dışarı çıkarmış, onlarla oynuyordu! Dışarıdayken kasaplık yaptığını, karın deşme âdeti olduğunu söylüyorlardı. Ama tırnağıyla gözünü çıkaran ötekinin ellerini arkasından bağlamışlardı. Feryat ediyordu. Akan kanlar gözünde kurumuştu. Biliyorum, bütün bunlar müdür muavininin başının altından çıkıyor.

Buradaki insanların hepsi böyle değil. Çoğu, tedavi edilip bırakılsalar da mutsuz olacaklardır. Mesela, kadınlar kısmında kalan Suğra Sultan’ı iki üç kez kaçmak isterken yakaladılar. İhtiyar kadındır ama, yüzüne duvar kireci sürüyor. Sardunya çiçeği de onun allığı. Kendini on dört yaşında genç kız sanıyor. Tedavi olup da aynaya bakacak olsa, kalpten gider. Hepsinden kötüsü, bizim Taki dünyanın altını üstüne getirmek istiyor ve kadının insanların mutsuz olmalarına neden olduğu, dünyayı ıslah etmek için ne kadar kadın varsa öldürülmesi gerektiği inancında. Ama yine de Suğra Sultan’a âşık olmuştu.

Bunların hepsi bizim müdür muavininin başının altından çıkıyor. Bütün delilerin ellerini arkadan bağlatıp, o koca kafası ve esrarkeşlere benzeyen küçük gözleriyle sürekli bahçenin köşesinde, köşkün dibindeki ağacın altında dolaşıyor. Kimi zaman eğilip, ağacın dibine bakıyor. Onu gören de “Ne zararsız insan! Biçare, bir bölük delinin arasına düşmüş!” der. Ama ben onu tanıyorum. Biliyorum, orada ağacın altında yere üç damla kan damlamış. Penceresinin önüne bir kafes asılmış. Kafes bomboş. Nasıl olmuşsa, kedi onun kanaryasını kapmış. Fakat o, kediler kafese girsin de öldürsün onları diye kafesi koymuş.

Dün kırçıl bir kediyi izledi. Hayvan pencerenin önündeki çam ağacına tırmanır tırmanmaz kapıdaki nöbetçiye hayvanı vurmasını söyledi. Bu üç damla kan kediye aittir. Fakat kendisine sorulduğunda “Alacabaykuşundur” diyor.

Bütün

indir

Bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: