Sade’ı Yakmalı mı? / Simone de Beauvoir

19 Kasım 2020

Sade'ı Yakmalı mıSade’ı Yakmalı mı?

Sade’ı Yakmalı mı’dan…

Kızgın, karşı konmaz, öfkeyle dolu, her şeyde aşırı, töreler konusunda görülmedik bir hayalleme sapışı taşıyan, bağnazlığa dek tanrısız… bir iki lafla ben böyleyim işte. Ya olduğum gibi alın ya da bir kez daha vurup öldürün beni. Çünkü değişmeyeceğim.

Onu öldürmeyi seçtiler, önce hücrelerdeki sıkıntının ufacık ateşiyle, sonra lekelemekle, adını silmekle. Böylesi bir ölümü kendisi de istemişti zaten: Mezarımı örter örtmez üstüne ağaçlar dikilsin… mezarımın izleri kalmasın yeryüzünde. İnsanların belleğinde hiçbir anım kalmadı diye övünç duyayım… Son isteklerinden yalnız buna uyuldu. Hem de nasıl bir titizlikle: Sade’in anısı budala öykülerle değiştirildi; adı sadizm, sadik gibi ağır kelimelerle karıştırıldı; günlükleri yok edildi; müsveddeleri yakıldı -on ciltlik Journees de Florabelle kendi öz oğlunun gammazlamasıyla ortadan kaldırılmıştır- kitapları yasaklandı.

Gerçi XIX. yüzyılın sonlarına doğru Swinburne ve bazı meraklı yazarlar ilgilendiler onunla, ama Fransız edebiyatında bir yer alması için Apollinaire’i beklemek gerek. Bugün yine de bu yeri herkesin gözünde kazanmış sayılmaz. “XVIII. Yüzyılda Fikirler”, hatta “XVIII. Yüzyılda Duyarlık” konulu kalabalık ve titiz yapıtların sayfalarını çevirsek, adına bir kez bile rastlamayacağızdır.

Sade’ı tutan yazarların onda bir peygamber dehasını selamlamaları kuşkusuz biraz da bu kepazece sessizliğe karşı olmuştur. Bu kez Sade, bir Nietzsche, bir Stirner, bir Freud gibi ya da sürrealizm gibi anılmaya başladı. Ancak bütün tapmalar gibi bu tapma da, “Tanrısal Marki” yi iyice tanrılaştırarak hayırlılık mı etti ona? Ne zaman Sade’ı anlamak istediysek tapınmaya itildik. Onu bir halk düşmanı ya da bir put gibi değil, bir adam, bir yazar olarak ele alan eleştirmenler sayılıdır.

Sade’in yeniden yeryüzüne, aramıza inişi de onlarladır. Ama gerçek yeri nedir? İlgimizi çekmesi nereden geliyor? Hayranları da saklayamazlar ki, yapıtının büyük bölümü okunaksızdır; felsefe yönünden tutarsızlığını örtmek için bayağılığa sığınma geleneğindedir. Rezaletlerine gelince, hayranlığı çeken bir özgünlüğü yok bunların. Sade’ın bu konuda yeni bir şey yarattığı yok; psikiatri kitaplarında en aşağı onunkiler kadar garip örneklere

indir

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: