Balkondaki Adam / Maj Sjowall & Per Wahlöö

Balkondaki AdamBalkondaki Adam

Balkondaki Adam’dan…

Cezveyi havagazı ocağına yerleştirerek altını yaktı. Daha sonra da iyice sönüp sönmediğinden emin olmak için kibritin başını iki parmağının ucuyla yokladı. Mutfak tezgâhının altındaki dolabı açarak çöp kutusunun kapağını kaldırdı ve kibriti içine attı. Kahve pişene kadar ocağın yanında bekledikten sonra gazı kapatıp helaya gitti. Komşularını rahatsız etmemek için sifonu bile çekmemişti.

Sonra yeniden mutfağa dönerek kahveyi dikkatle bir fincana doldurdu, tezgâhın üstündeki yan yarıya boşalmış olan şeker kutusundan bir kesme şeker ve çekmeceden de bir kaşık alarak balkona yöneldi. Fincanı küçük tahta masanın üstüne koyup, kendisi de küçük portatif bir sandalyenin üstüne oturdu. Güneş iyice yükselmiş, caddenin karşı yakasındaki evleri de en alt katlarına kadar aydınlatmaya başlamıştı. Adam, pantolonunun cebinden nikel kaplı bir tütün kutusu çıkartıp, izmaritleri teker teker patlatarak içlerindeki tütünleri kutuya doldurmaya başladı. Elinde kalan sigara kağıtlarını da iyice büküp yuvarlıyor ve porselen tablanın içine atıyordu.

Uzaklardan bir siren sesi geldi. Adam ayağa kalkarak, sesi iyice yaklaşmaya başlayan cankurtaranı gözleriyle izlemeye koyuldu. Taşıt, kısa bir süre sonra caddenin en kuzey ucuna erişmiş ve sola dönerek görüş açısından çıkmıştı. Yeniden sandalyesine oturarak artık soğumaya yüz tutmuş kahvesini içmeye başladı. Sessizce oturuyor; sanki istemeye istemeye ve ağır ağır uyanmakta olan şehri dinliyordu.

Orta boylu, normal yapılı bir adamdı. Yüzü her gün rastlanan olağan yüzlerdendi. Beyaz bir gömlek giymiş, fakat boyunbağı takmamıştı. Ütüsüz, kahverengi bir gabardin pantolonu, gri çorapları ve siyah ayakkabıları vardı. Seyrek saçlarını arkaya doğru taramıştı. Burnu oldukça iriydi, gözlerininse, griyle mavi arası bir rengi vardı.
Saat altıbuçuk olmuştu. Günlerden 2 Haziran 1967. Şehrin adı Stockholm.

Balkondaki adam, birisi tarafından gözetlenmekte olabileceğini düşünmüyordu bile. Daha doğrusu önemli sayılabilecek hiçbir şey düşünmüyordu. Bir süre sonra, canı öğütülmüş yulaf lapası pişirmek istedi.

Cadde hareketlenmeye başlamıştı. Trafik gittikçe yoğunlaşıyor ve kavşaktaki lambanın her kırmızı yanışında arabalar uzun bir kuyruk meydana getiriyorlardı. Bir ekmek arabasının sürücüsü, sağma soluna bakmadan yola

LİNK

Author: admin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir