İsa Yazmaları / Michael Baigent

İsa Yazmalarıİsa Yazmaları

İsa Yazmaları’ndan…

Telefonum çaldı. Saat sabah on sularıydı. Güneşin hemen önümdeki duvarda yansıyıp, parladığım anımsıyorum. Bugün, aslında bir İngiliz köyünde geçirilebilecek mükemmel bir gündü, “ilk trenle Londra’ya gelebilir misin? Sebebini sorma.” içimden, “Londra mı? Her yerde arabalar, zor bulunan taksiler, gürültü, kirlilik, kalabalık metrolar, otel odasında geçirilecek bir gün, bulutlu ve güneşsiz bir yerde kazanılacak anılar…” diye geçirdim.

Bu dostumun, çok önemli bir şey olmadığı sürece böyle bir ricada bulunmayacağını bildiğim için, “Elbette” diye yanıtladım. “Beraberinde bir de fotoğraf makinesi getirir misin?” Neler oluyordu? Arkadaşım uluslararası antika eşya satıcıları, aracıları ve alıcılardan oluşan, küçük ve saygın bir grubun üyesiydi ve bu grup, hepsi açık pazarda satılmasına izin verilmeyen eski yazmaların da tacirliğini yapıyordu. Sıradan bir evrak çantasının içine bir fotoğraf makinesi, birkaç objektif, biraz film atıp arabama atladım ve istasyona doğru ilerlemeye başladım.

Arkadaşımla Londra’da, ünlü bir caddede bulunan bir restoranın önünde buluştum. Amerikalı dostumun yanında iki Filistinli, bir Ürdünlü, bir Suudi ve önemli bir müzayede salonundan bir İngiliz uzman vardı.

Hepsi beni bekliyordu ve kısa bir tanışmanın ardından müzayede uzmanı, sanki yaşanacak olaylara dahil olmak istemiyormuşçasına, oradan ayrıldı. Bizler de yakındaki bir bankaya doğru yürümeye başladık. Vardığımızda içeriye girip, bankanın ana salonuyla bağlantılı kısa bir koridordan geçerek, pencerelerinde buzlu camlar olan küçük, özel bir odaya geldik.

Odanın tam ortasına yerleştirilmiş bir masanın etrafında durup konuşurken, banka görevlileri içeri girerek, ellerindeki iki ahşap kutuyu önümüze koydular. Her iki kutuda da üçer asma kilit vardı. Kutuları getiren görevlilerden biri anlamlı bir şekilde, sanki söyledikleri kayıt ediliyormuş gibi, “Bu kutuların içinde ne olduğunu bilmiyoruz ve ne olduğunu öğrenmek de istemiyoruz” dedi.

Sonra odaya bir telefon getirdiler ve dışarı çıkıp, kapıyı da arkalarından kilitlediler.

Ürdünlü, Amman’a telefon açtı. Arapça yapılan kısa bir konuşma sonucunda, bir şeyler için izin istendiğini ve iznin alındığını tahmin ettim. Nitekim Ürdünlü, cebinden anahtarlar çıkarıp kutuların kilitlerini

LİNK

Author: admin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.