Kızıl Gezegen / Robert A. Heinlein

Kızıl GezegenKızıl Gezegen

Kızıl Gezegen’den…

Mars’ın ince havası üşütücü ama çok soğuk değildi. Kış güney bölgelerine henüz gelmemişti ve gün ısısı genelde donmanın üstündeydi.

Kubbe şeklindeki yapının kapısının önünde dikilen tuhaf yaratığın insansı bir görünüşü vardı, ama bugüne kadar hiçbir insanın öyle bir kafası olmamıştı. Kafatasından fırlamış ibik gibi bir şey; dik dik bakan, geniş göz mercekleri ve yüzün önünden çıkan bir hortum. Dünyaya ait olmayan bu görünüş bütün kafayı saran sarı-siyah kaplan çizgileriyle iyice belirginleşiyordu.

Yaratığın belinde asılı tabanca benzeri bir silah vardı ve sağ kolu ile sardığı basket topundan büyük, salon topundan küçük bir top taşıyordu. Topu sol koluna geçirdi ve binanın dış kapısını açıp içeri girdi.

İçerisi çok küçük bir oda ve kapıdan oluşuyordu. Dış kapı kapanır kapanmaz odanın hava basıncı hafif bir tıslama sesiyle yükselmeye başladı, iç kapının üstündeki hoparlörden gürleyen bir bas ses “Ee? Kimsin? Konuş!” diye bağırdı.
Ziyaretçi topu dikkatle yere koydu, sonra da iki eliyle çirkin suratını kavradı, yukarı itip kafasının üzerine çıkardı.

Altından Dünyalı bir erkek çocuğun yüzü göründü. “Ben Jim Marlowe, Dok,” diye cevapladı.

“İyi. içeri gel! Orada dikilip tırnaklarını yeme.”

“Geliyorum.” Odadaki hava basıncı evin diğer bölümleriyle eşit seviyeye geldiğinde iç kapı otomatik olarak açıldı. Jim, “Peşimden gel Willis,” deyip içeri girdi.

Top altında üç çıkıntı oluşturdu ve dönme, yürüme ve yuvarlanma karışımı bir hareketle çocuğu takip etti. Daha doğrusu, limanda fıçı taşıyan insanlar gibi sağa sola sallanarak ilerledi. Kısa bir koridordan geçip yuvarlak planlı evin zemin katının yarısını kaplayan geniş bir odaya girdiler. Doktor MacRae kafasını kaldırıp bakmasına rağmen ayağa kalkmadı. “Selam Jim. Çıkar üstündekileri. Kahve tezgâhta. Selam Willis,” deyip işine geri döndü. Jim yaşlarında bir çocuğun eline ilaç sürüyordu.

“Teşekkürler Dok. Oo… Merhaba Francis. Burada ne yapıyorsun?”

“Selam, Jim. Bir su-arayan öldürdüm, sonra da dikenlerinden biri başparmağımı kesti.” ‘

“Kımıldanmayı kes,” diye emretti doktor.

Francis, “Acıyor,” diye itiraz etti.

“Ben

LİNK

Author: admin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir