Bir Büyücünün Çocukluğu / Hermann Hesse

Bir Büyücünün ÇocukluğuBir Büyücünün Çocukluğu

Bir Büyücünün Çocukluğu’ndan…

En sonunda durumu kavrayan Tanrı, büyük tufanı yollayarak kanlı dünya savaşıyla yakılıp yıkılan yeryüzündeki yaşama kendi eliyle son vermişti. Seller yaşlı gezegenin onurunu ayaklar altına alan ne varsa, hepsini bir acıma duygusuyla silip süpürdü, karla kaplı toprakları, toplardan geçilmeyen dağları, çevrelerinde ağlayıp sızlayanlarıyla çürüyüp kokuşmuş cesetleri, isyan edenleri, yoksul düşenleri, gözlerini kan bürümüşleri, başkalarının canına kastedenleri, aklını kaçıranları, açlık çekenleri toparlayarak alıp götürdü.

Evrenin mavi gökyüzü, pırıl pırıl yerküresine dostlukla bakmaya başladı yukarıdan.

Şunu da belirtelim ki, Avrupa teknolojisi son ana kadar işin içinden yüzünün akıyla çıkmış, Avrupa yavaş yavaş yükselen sulara karşı haftalarca temkinle, inatla karşı koymuştu. İlkin milyonlarca savaş tutsağının gece gündüz uğraşıp didinerek inşa ettiği devcileyin setlerle yapmış bu, ardından da yapay yükseltilere başvurmuştu; yükseltiler eşi görülmedik bir tempoyla yukarılara tırmanıyor ve başlangıçta alabildiğine geniş teraslar görünümünü içerirken sonraları giderek kulelere dönüşüyordu, insanlardaki yüreklilik, sadakatten şaşmayarak en son güne kadar bu kulelerde başarıyla sınav verdi. Avrupa ve bütün dünya sulara gömülerek boğulup giderken, ışıldaklar son kalmış çelik kulelerden batmakta olan yeryüzünün ıslak loşluğunu hâlâ göz kamaştırıcı bir ışıkla delip geçiyor, toplardan çıkan mermiler havada nazenin yaylar çizerek uğultuyla sağa sola mekik dokuyordu.

Sondan iki gün önce orta büyüklükteki ülkelerin liderleri, ışık işaretleriyle düşmanlarına barış önerisinde bulunmaya karar verdiler. Ne var ki, düşmanları hâlâ ayakta kalan tahkim edilmiş kulelerin hemen boşaltılması koşulunu öne sürdü. Böyle bir şeyi ise barışın en kararlı taraftarları bile kabule hazır olduklarını açıklayamazdı. Dolayısıyla, en son saat gelip çatana kadar silahların ateşlenmesi yiğitçe sürdürüldü.

Sonunda, dünya baştan aşağı sulara gömülmüştü. Sel felaketinden sağ çıkan tek Avrupalı, belinde bir tahlisiye kemeri, sularda dolanıp duruyordu; kalan gücünü yaşanan son günlerin olaylarını not etmeye harcıyor, böylece vatanının son düşmanları öbür dünyayı boyladıktan sonra birkaç saat daha ayakta kalmayı, defne dalından zafer çelengini sonsuz zamanlar için başında taşımayı garantilediğini belgelemek istiyordu.

Ansızın

LİNK

Author: admin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.