Saatçi / Jeffery Deaver

SaatçiSaatçi

Saatçi’den…

Ölmeleri ne kadar zaman almıştır, dersin?”

Sorunun muhatabı sorulanı duymamışa benziyor; dikiz aynasına göz attı, yeniden kendini yola verdi. Saat gece yarısını iki geçiyor, aşağı Manhattan sokakları buzlu. Soğuk hava cephesi bulutları sürüklediği için gökyüzü berrak, ama ayaz erken bastıran karı asfalta, betona yapıştırmış, yollar ayna gibi. İki adam, Vincent’in aklı başındayken Mobil-Yardım adını taktığı bej rengi cipte sarsılarak ilerliyor. Araba eskice, frenler bakım istiyor, lastikleri değiştirmek gerek. Yine de çalıntı arabayı servise sokmanın alemi yok; hele önceki iki yolcusu cinayete kurban gitmişken, hiç olmaz.

Direksiyondaki elli yaşlarında siyah kısa saçlı adam dikkatle yan sokaklardan birine saptı; aşırı hız yapmadan, kuralına uygun manevralarla şeridin tam ortasından yoluna devam ediyor. Yol buzlu veya kuru, araba az önce cinayete karışmış karışmamış… Adam hiç istifini bozmadan sürüyor arabayı.

Dikkatli ve titiz.

…Ne kadar zaman almıştır?

Vincent enine boyuna biri; belindeki kahverengi kemerin tokası son deliğinde, yine de göbeği zorlanıyor; sosis gibi iri parmakları sürekli terlerken buz gibi soğukta ürperdi.

Bilgi işlemci olarak çalıştığı geçici işinden gece vardiyasını bitirdikten sonra çıktı, köşe başında bekledi. Ayaz insanın iliklerine işlediği halde, binanın hiç hoşlanmadığı lobisinde vakit geçirmek istemedi canı. Işıklar yeşilimsi, salonun duvarları çepeçevre ayna; orada dikilince armut biçimli gövdesini her açıdan seyretmek zorunda kalıyor. O yüzden kendini dışarıya, berrak ama buz gibi aralık gecesine attı, bir ileri bir geri yürüyerek vakit geçirdi. O arada bir tane yer fıstıklı gofreti mideye indirdi. Tamam, iki…

Vincent, sokağın iki yanında göklere uzanan karanlık yapıların arasından ara ara görünen dolunayın ürkütücü gümüş ışığını takip etmeye çalışırken Saatçi konuşuyor. “Ölmeleri ne kadar zaman mı almıştır? İlginç.”

Vincent, asıl adı Gerald Duncan olan Saatçi’yi tanıyalı pek az oldu ama adama soru sorunca karşılığını hemen alamayacağını öğrendi. En sıradan soruda bile, cevap yerine uzun bir açıklama dinlemek zorunda kalıyor. Aslında adamın ağzı laf yapıyor. Karşılık vermeye niyetliyse bir üniversite profesörü

LİNK

Author: admin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.