Şeytana Satılan Ruh / Jean Baudrillard

Şeytana Satılan RuhŞeytana Satılan Ruh

Şeytana Satılan Ruh’tan…

Dünya hakkında bilinebilecek her şeyin ve yaşamla ilgili tüm konuların teknik açıdan tüketilmesi, sahip olunan sınırsız olanaklar, gereksinim ve arzuların anında gerçekleştirilebilmesi böyle bir sonuca yol açar gibidir. Oysa gerçekliğin neredeyse otomatik denilebilecek bir şekilde üretildiği bir dünyada gerçekliğe inanabilmek mümkün müdür?

Biriktirilen/depolanan bir gerçeklik sonunda kendi kendini zehirlemiştir. Bundan böyle, düş denilen şeyin, bir arzunun dışavurumu olduğunu söyleyemeyeceğiz çünkü, sanal düzeyde daha düşü görmeden görüntüsünü görebiliyoruz.

Kendini düşten mahrum bırakmak demek arzudan mahrum bırakmak demektir. Oysa düşten mahrum bırakılmanın yol açtığı zihinsel karmaşayı hepimiz biliyoruz.

Aslında burada karşımıza çıkan sorun lânetlenmiş paydakinin aynısıdır, yani gereğinden çoğuna sahip olmadır -burada gerçekliğin eksikliğinden değil fazlalığından söz ediyoruz. Üstelik bu fazlalıktan kurtulmayı da artık beceremiyoruz.

Fazlalığın kurban/armağan törenleriyle yok edilmesini sağlayan simgesel bir çözüm de yok.

Mevcut tek çözüm kaza ya da aniden patlak veren anomik bir şiddet olayıdır, ki bunlar toplumsal ya da politik sonuçları ne olursa olsun, normalleşmiş olarak nitelendirilen dünya adlı tahammülü bu güç çelişkiye, her zaman meydan okumuşlardır.

Sonuçlandırmak, somutlaştırmak, gerçekleştirmek, üretmek: İlerleme ve içsel zorunluluk olarak adlandırılabilecek bir devinim doğrultusunda, bu olasılık aşamasından gerçekleşme aşamasına geçiş insanın aklına gelebilecek her konuda en doğru istikamet olarak görünmektedir.

Tüm gereksinimler, tüm arzular ve sanallaştırma biçimlerine bu türden bir nesnellik kazandırılarak, buna uygun bir hakikat sorgulamasına gidilmektedir. Görünümler ve illüzyonun hakikat tarafından saf dışı bırakılmasının nedeni de farklı değildir.

Belki de bu gerçeklik bir düşten başka bir şey değildir. Bu durumda gerçeğin düşgücümüzün ürünü olduğunu kabul etmek gerekiyor. Bu durumda gerçekleştirilen her şey evrensel arzunun yaşama geçirilmiş bir sonucuna benzemektedir.

Oysa, içinde yaşamakta olduğumuz alt üst olmuş sürece bakarak, evrensel boyutlarda gerçekleştirilmiş bu düzenin olumsuz bir yazgıya benzediğini söyleyebiliriz -bu, dünyayı felâkete sürükleyen bir sınava benzemektedir. Ne şekilde olursa olsun abartılmış bir gerçeklikle, tüm olasılıkların ortalığı aynı anda kaplamaları tahammülü olanaksız bir duygudur. Çünkü

LİNK

Author: admin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.