On İki / Justin Cronin

On İkiOn İki

On İki’den…

Sıcak bir eylül akşamı, evinden kilometrelerce ve haftalarca uzakta olan Teğmen Alicia Donadio –Bıçaklı Alicia, Yeni Şey, büyük Niles Coffee’nin evlatlık kızı ve Texas Cumhuriyeti İkinci Seferberlik Ordusu’nun vaftiz edilmiş yeminli keşifçisi ve keskin nişancısı– rüzgârda kan tadı alarak uyandı.

Yirmi yedi yaşındaydı, boyu bir yetmişti, omuzları ve kalçaları genişti, kızıl saçı üç numaraya vurulmuştu. Bir zamanlar masmavi olan gözleri şimdi turuncu bir ışıkla, bir çift kor gibi parlıyordu. Fazla yük taşımadan, hiçbir şeyi ziyan etmeden yolculuk yapıyordu. Sandaletleri branda bezinden ve kükürtle işlenmiş kauçuktan yapılmaydı; kot pantolonunun dizleri ve kalça kısmı aşınıp incelmişti; yün kazağının kollarını hızlı koşabilmek için kesmişti. Gövdesine çaprazlama takılmış bir çift palaskada, alametifarikası olan altı çelik bıçak takılıydı; sırtına da Tatar yayı, sağlam kenevir ipiyle asılmıştı. Son çare olarak başvurduğu, şarjörü dokuz mermi alan, yarı otomatik 45’lik Browning’i ise belindeydi.

Sekiz artı bir, derlerdi. Sekizi virallere, biri kendine. Sekiz artı bir, işi bitir.

Kasabanın adı Carlsbad’di. Gelip geçen yıllar izlerini bırakmış, kasabayı dev bir süpürge gibi silip süpürmüştü. Ama bazı binalar hâlâ ayaktaydı: boş harabeler, paslanmış barakalar, zamanın akışının dingin ve harap kanıtları. Alicia günü metal tentesi her nasılsa yerinde duran bir benzin istasyonunun gölgesinde geçirmiş, günbatımında da uyanıp ava çıkmıştı. Tatar yayıyla tek atışta, boğazından vurduğu erkek tavşanı derisini yüzdükten sonra mesquite1 ateşinde pişirdi; ateş aşağıda çıtırdarken, hayvanın sinirli but etini yedi.

Acelesi yoktu.

Kuralları, ritüelleri olan bir kadındı o. Uyuyan viralleri öldürmezdi. Mecbur kalmadıkça tabanca kullanmazdı; tabancalar gürültülü ve kabaydı, bu işe uygun değildi. Viralleri bıçakla çabucak veya tatar yayıyla temiz temiz ve pişmanlık duymadan öldürür, her seferinde de merhamet hissederdi. “Sizi evinize gönderiyorum kardeşlerim, varlığınıza hapsolmaktan kurtarıyorum” derdi. Öldürdükten sonra da, ölümcül yuvasından çıkardığı bıçağının kabzasını önce alnına, sonra da göğsüne, başına ve kalbine dokundurup, o yaratıkları kutsardı; zamanı gelince cesaretini yitirmeyeceğini ve kendisinin de böylece kurtulacağını umuyordu

LİNK

Author: admin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.