Gölgeler Diyarı / Kate Brian

Gölgeler DiyarıGölgeler Diyarı

Gölgeler Diyarı’ndan…

İnce dalın eğri ucu yanağımı kesmişti. Ciğerlerim, korku ve telaşla aldığım her nefeste yanıyordu. Gözlerim öylesine bulanıktı ki, nereye gittiğimi bilemiyordum. Ayağımın bir ağaç köküne takılmasıyla ileriye düştüm. Onun arkamda, beni bütünüyle sarmış, ölüme sürüklediğini düşününce istemsizce çığlık attım. Yerden güçlükle kalkıp dizlerimin üzerine çöktüm ve derin bir nefes aldım. Sıcak nefesi ensemdeydi. Parmakları omzumu sıyırdı. Boğazım yırtılırcasına çığlık attım. Ancak geriye döndüğümde kimse yoktu. Güçlükle ayağa kalktım ve kaçmaya başladım.

Pençe şeklindeki bir dalı kenara ittim ve devrilmiş bir akçaağaç gövdesinin üzerinden atladım. Gövdenin diğer yanındaki toprağa bastığımda neredeyse yeniden düşüyordum. Bu yaşananlar gerçek değildi. Gerçek olamazdı. Bay Nell benim öğretmenimdi. İyi ve eğlenceli bir adamdı. Herkes onun o sakin ve şapşal, eski tip öğretmenlerden olduğunu düşünürdü. Bu bir kâbus olmalıydı. Birdenbire uyanacak ve bu yaşadıklarımın gerçek olduğunu düşündüğüm için kendime gülecektim.

Arkamda bir dalın çatırdağını duydum. Bir ayak sesiydi. Yaklaşıyordu. Gözlerimin içine bakmış ve dudaklarını yalamıştı. Saçlarımın tadına bakmış ve inlemişti.

Boğazım safrayla doldu. Bu şekilde ölmeyecektim. Onun bu tatmini yaşamasına izin vermeyecektim. Üniversiteye gidecek, doktor olacaktım, evlenecek, çocuk sahibi olacak, ödüller kazanacak, sahilde bir ev satın alacak, sayısız hayat kurtararak sevdiklerimin yanında ölecektim. Ya da kardeşim Darcy’nin söylediği gibi yalnız ve etrafım kedilerle çevrili bir şekilde… Nasıl olursa olsun, ölümüm bu şekilde olmayacaktı.

Anlık umutsuz bir adrenalin patlamasıyla devam ettim. Birdenbire ağaçlar sona erdi. Artık ne ağaçlar, ne yapraklar, ne de çalılar vardı. Yalnızca pantolonumun dizlerini delen asfalt bir zemin ve bana doğru hızla yaklaşan bir arazi aracı görüyordum.

Kollarımı yukarıya savurmadan önce gördüğüm son şey, yüzüme doğru parlayan gümüş renkli bir ızgaraydı. Korkunç, sağır edici tiz bir ses yükseldi.

Nefesimi tuttum ve kendimi gelecek darbeye karşı sağlamlaştırdım.

“Rory?”

Gözlerimi kırpıştırdım. Christopher’ın yüzüydü bu. Güzel, kusursuz ve şaşkın yüzü… Dümdüz siyah saçları alnından aşağı dökülmüştü. Saçları ıslaktı. Okulda duş almıştı belli ki.

“Tanrım

LİNK

Author: admin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.