Uzayda İsyan / Leigh Brackett
Bilimkurgu/ 23 Nisan 2019

Uzayda İsyan Uzayda İsyan ‘dan… Ilık bir Haziran gecesi Times Square. Göze yabancı gelmeyen ışıklar, kalabalık, tiyatrolar, dükkânlar, Lindty’ye girmek üzere bekleyen turist kuyruğu. Trehearne, yüksek irtifa uçuşu hakkında yeni bir kitap alımak üzere teknik kitaplar satan bir kitapçıya girmişti. Bir masanın arkasında oturan Kerrel’in yüzüne bakmıştı ve bu bakış, sonucun başlangıcı olmuştu. Bu bakış, Trehearne’den başka kimse için herhangi bir şeyin başlangıcı olamazdı. Trehearne değişikti ve bu değişikliği görünüşü yönündendi. İnsanların çoğu muhakkak birine benzerdi; babaya, anaya, büyükbabaya, ya da hiç değilse sülâlesinden gelme birine benzerdi. Oysa, Trehearne kimseye benzemiyordu. Şimdiye kadar da kimseye benzdiği söylenmemişti ve kimseye benzemeyişi sadece yüz yapısından ötürü değildi. Daha derin bir sebeptendi. Değişikliği renginden, doku yapısından ve kesinlikle anlaşılamayan bir şeyden ötürüydü. Bir yerlerde, bir kadın durur, yüzüne dikkatle bakarak: — Senin garip bir yönün var, Michael, şimdiye kadar tanıdığım kimselere benzemiyorsun, diye söylenirdi. Otuz yıldan beri duyduğu bu sözden ötürü, Trehearne, oldukça büyük bir komplekse yakalanmıştı. Ve şimdi, Times Square’deki kitapçıda, kendisine son derece benzeyen birinin yüzüne bakıyordu. Trehearne dikkatle bakıyordu. Bir veya iki saniye sonra diğer adam başını kaldırdı ve Trehearne’ü gördü. O da dikkatle karşısındaki adama baktı. Sonra gülümsedi ve: — Merhaba, dedi. Trehearne heyecanla titredi. Adama dikkatle bakarak: —…

Uzayda Büyük Sıçrayış / Leigh Brackett
Bilimkurgu/ 22 Nisan 2019

Uzayda Büyük Sıçrayış Uzayda Büyük Sıçrayış’tan… Barda konuşmuş olduğu çocuğun öfkelendiği de bu durumdu. Onu bu özel odaların birinden sepetlemişler ve koğuşa koymuşlardı. Bu kattaki odalarda bulunan tek hasta olmasına rağmen onu neden gece yarısı koğuşa atmışlardı? Kapının önündeki iri yarı adam hemen ayağa fırladı, bütün uykusu birden dağılmıştı. Comyn’in yanında yürüyen nöbetçi: — Endişe etmene lüzum yok, dedi. Bu adam benim dostumdur. Nöbetçinin sesinde inandırıcı bir ton yoktu. Diğer nöbetçi ileri doğru bir adım atarken: — Sen delimisin, buraya yabancı… Hey… hey, ne oluyoruz ? Nöbetçinin refleksi son derece iyiydi, fakat Comyn zaten hazırdı. Elindeki şok tabancası hafif bir vızıltıyla çalışınca nöbetçi kalıp gibi yere serildi. Bir saniye sonra Comyn’in yanındaki nöbetçi de bilincinin yanında yatıyordu. İki nöbetçi de bayılmıştı, çünkü Comyn, gelirken çaktırmadan şok tabancasının voltajını düşürmüştü. Genç doktor duyduğu hafif gürültülerin sebebini anlamak için başını odasının kapısından uzatıp baktığı zaman koridorda kimseler yoktu. — Joe? Doktorun sesinde sinirli bir ifade vardı. Cevap alamayınca kaşları çatıldı. Doktor, yandaki koridora bakmak üzere arkasını dönünce Comyn, son odanın kapısını açarak sessizce içeri süzüldü ve kapıyı arkasından kapadı. Kapıcın üstünde yepyeni bir kilit ve sürgü vardı. Comyn, böyle şeylerin hastane kapılarına konmadığını çok iyibiliyordu. Kapının sürgüsünü yuvasına oturttuktan sonra yataktaki adama…

Biz / Yevgeny Zamyatin
Bilimkurgu/ 5 Şubat 2019

Biz Biz’den… Bahar. Rüzgâr, Yeşil Duvar’ın ötesinden, gözden ırak yaban ovalardan bir çiçeğin ballı sarı polenlerini getiriyor. Bu tatlı polen dudakları kurutuyor − dudaklarınızı yalayıp duruyorsunuz − ve karşılaştığınız her kadının (ve tabii, her erkeğin de) dudakları böyle tatlı olsa gerek. Bu durum, mantıksal düşünceyi biraz karıştırıyor. Ve bir de, ne gökyüzü ama! Masmavi, bir tek bulutla bile lekelenmemiş (şairleri bu saçma, düzensiz, aptalca birbirlerine toslayıp duran buhar kümelerinden esinlendiklerine göre eskilerin zevkleri feci ilkeldi herhalde). Ben sadece bugünkü gibi arınık ve masum gökleri severim ki burada biz severiz desem, eminim yanılmam. Böyle günlerde tüm dünya tıpkı Yeşil Duvar gibi, tıpkı tüm yapılarımız gibi sabit ve ebedi camdan yapılmış görünür. Böyle günlerde nesnelerin koyu mavi derinliklerini, o ana dek kuşkulanılmamış, afallatıcı denklemlerini görebilirsiniz. En sıradan, en gündelik nesnelerde bile. Mesela burası. Daha bu sabah ENTEGRAL’in yapıldığı hangardaydım ve birden gözüm donanıma takıldı: akım düzenleyici küreler, gözleri kapalı, kayıtsızca dönüyor, dirsekli manivelalar parıldıyor, sağa ve sola eğiliyor, kirişlerin omuzları gururlu kabarıyor, freze tezgâhının matkap ucu duyulmaz bir müziğin ritmine uymuş, tüm dinçliğiyle işini görüyordu. Birden sevgili mavi gözlü güneşin ışıklarına boğulmuş bu debdebeli mekanik balenin bütün güzelliğini gördüm. Ama neden − düşüncelerim devam etti − neden güzeldi? Dans neden güzeldi? Yanıt:…

Evrenin Ötesi / Beth Revis
Bilimkurgu/ 18 Ocak 2019

Evrenin Ötesi Evrenin Ötesi’nden… Annem ise benim önden gitmemi istiyordu. Sanırım annem onlar dondurulduktan sonra, çekip gitmemden ve kendimi o soğuk, şeffaf kutuya emanet etmektense normal yaşama dönmeyi tercih etmemden korkuyordu. Ama babam ısrar etti. “Amy’nin bu işlemin nasıl olduğunu görmesi gerekiyor. Önce sen git ve onun izlemesine izin ver. Ardından o gider ve ben de o gidene dek onunla olabilirim. En son ben gideceğim.” Annem, “Sen önce git,” dedi. “En son ben gideceğim.” Uzun lafın kısası, işlem esnasında çıplak olmanız gerekir ve ikisi de kendilerini çıplak görmemi istemiyorlardı (sanki ben onları çıplak görmek istiyormuşum gibi) ama seçim şansı verildiğinde, en iyisi annemin önce gitmesiydi. Sonuçta ikimiz de benzer vücut parçalarına sahiptik. Annem soyunduğunda, onun çok sıska olduğunu gördüm. Köprücük kemiği daha da çıkık görünüyordu; cildi incecik ve yaşı geçkin insanların cildi gibi fazlasıyla nemliydi. Midesi—daima giysilerinin altına saklar—buruş buruş sarkmıştı ve onu daha da hassas ve zayıf gösteriyordu. Laboratuvarda çalışan adamlar, babamın ve benim varlığıma ne kadar ilgisizlerse, annemin çıplaklığına karşı da o kadar ilgisizlerdi. Annemin şeffaf ve soğuk sirojenik (Sirujeni: Aşırı soğuk ısı derecelerine erişim ve bu şartlar altında incelemeler yapan bir bilim dalı.) kutuya yatmasına yardımcı oldular. Kutu bir tabuta benzetilebilirdi ama tabutların yastıkları olur ve çok…

İmparatorluğun Varisi / Timothy Zahn
Bilimkurgu/ 10 Ağustos 2018

İmparatorluğun Varisi İmparatorluğun Varisi’nden… Tam önlerindeki yıldız kütlesi, aradaki mesafe ve ön camın otomatik güneş koruyucu ekranlarıyla azaltılan bilye büyüklüğünde turuncu-sarı renkli bir toptu. Onu ve gemiyi çevreleyen yıldızlar, uzayın derin karanlığında parlayan beyaz iğne başları topluluğu gibiydiler. Tam geminin altında, Myrkr Gezegeni’nin Büyük Kuzey Ormanı’nın batı bölümünde, şafak yaklaşıyordu. Ormandaki bazılarının göreceği son şafak… İmparatorluk Yıldız Destroyeri Chiamera’nın, yan köprü pencerelerinin birinin yanında duran Kaptan Pellaeon, aşağıdaki gezegendeki hedefe doğru ilerleyen belirsiz yok edici hattını izledi. 10 dakika önce, hedefi çevreleyen yer ekipleri hazır olduklarını bildirmişlerdi; Chimaera, abluka pozisyonunu 1 saattir koruyordu. Şimdi, tek beklenen saldırı emriydi. Yavaşça, göz ucuyla bakarak, Pellaeon başını birkaç santimetre yana çevirdi. Arkasında sağda, Büyük Amiral Thrawn kumanda istasyonunda oturuyordu, mavi derili yüzü ifadesiz, parlayan kırmızı gözleri ise koltuğunun etrafına dağılmış, durum bilgileri yığınına odaklanmıştı. Son yer ekipleri raporlarını verdiklerinden beri pozisyonu değiştirmemiş ya da konuşmamıştı ve Pellaeon köprü mürettebatının huzursuzlanmaya başladığını hissediyordu. Pellaeon kendi adına, Thrawn’ın hareketleri hakkında fikir yürütmekten uzun zaman önce vazgeçmişti. Thrawn’ın tamamıyla insan olmayan kalıtımı ve İmparator’un bu konuda çok iyi bilinen ön yargıları göz önüne alınırsa, İmparator’un, Thrawn’ı 12 Büyük Amiral’den biri yapmaya uygun görmesi, Thrawn’a karşı duyduğu güvenin bir göstergesiydi. Ayrıca, Thrawn’ın Chimaera’nın kumandasını aldığı ve İmparatorluk…

Cestus Hilesi / Steven Barnes
Bilimkurgu/ 10 Ağustos 2018

Cestus Hilesi Cestus Hilesi’nden… Yarım milenyum boyunca Coruscant, Cumhuriyet’in galaktik tacının en parlak mücevheri olmayı sürdürdü. Köprüleri ve kemerli solaryumu, hiçbir liderin sözünün tartışılmaz ve hiçbir gökdelenin fazla göz kamaştırıcı olmadığı, aklın evrene hakim geldiğinin düşünülmeye başlanmadığı dönemlere aitti. Klon Savaşları’nın başlamasıyla bazıları bu ihtişamlı günlerin sona erdiğini düşünmeye başladı. Haber holo’ları zaferler ve yenilgilerden bahsederken, gökyüzünden alevler içerisinde düşen gemileri, çarpışan devasa orduları ve sona eren sayısız düşü hayal edebilmek çok kolaydı. Gün gelip de tüm galaksiyi sarmakta olan bu alevin kıvılcımlarının Cumhuriyet’in mücevherine sıçrayıp sıçramayacağını düşünmemek de elde değildi. Bu dönem şehir kelimesinin başarıyı değil de zayıflığı temsil ettiği bir dönemdi. Bir sığınak değil de bir tuzak. Fakat tüm bu endişelere rağmen Coruscant’ın milyarlarca sakini inançlarını kaybetmeyip gündelik yaşamlarına devam etti. Eğri gagalı bir thrantcill sürüsü Coruscant’ın sakin ve soluk mavi gökyüzünden mükemmel elmas formasyonunda uçarak geçti. Yüz binlerce yıl boyunca kış gelince güneye göç etmişlerdi ve bu sene de diğerlerinden farklı değildi. Siyah gözleri medeniyetin Coruscant’taki vahşi yaşamı nasıl gün be gün uzaklara sürdüğünü izlemişti. Gezegenin eski sahipleri artık durasteel vadilerde yem aramak zorundaydı çünkü doğal yaşam alanlarının yerini suni bataklıklar ve permacrete ormanlar almıştı. Bu dönem yüz binlerce farklı dünyadan gelen olağanüstü şeylerin ve kişilerin dönemiydi….

İmparatorluk’un Gölgeleri / Steve Perry
Bilimkurgu/ 10 Ağustos 2018

İmparatorluk’un Gölgeleri İmparatorluk’un Gölgeleri’nden… Chewbacca öfkeyle kükredi. Bir stormtrooper kendisini tuttu ve o da onun ayaklarını yerden kesti, gümbürdeyen zırhıyla çukurun içine düştü. İki muhafız daha geldi ve Wookiee sanki oyuncak bebeklermiş gibi ikisini de harcadı. Her an Vader’ın askerlerinden biri tarafından vurulabilirdi. İri ve güçlüydü ama kazanamazdı; onu vuracak – Han, Wookiee’ye bağırarak onu sakinleştirmeye çalıştı. Leia, donmuş kalmış bu olanlara inanmakta güçlük çekiyordu. Han konuşmaya devam etti: “Chewie, başka fırsatlar da olacak! Prenses, ona göz kulak olman gerekiyordu. Duydun mu beni?” Han’ın sözde arkadaşı Lando Calrissian’ın onları Darh Vader’a sattığı Bespin’deki Cloud City’nin altında karanlık bir odadaydılar. Çevrelerini saran altın rengi bir ışık durumu daha da inanılmaz hale getiriyordu. Chewbacca, Han’a baktı, yarı sökülü haldeki Threepio Wookiee’nin sırtındaki bir çantada duruyordu. Hain Calrissian vahşi bir hayvanmış gibi uzak bir köşede tutuluyordu. Ortalık muhafızlar, teknisyenler ve kelle avcılarından geçilmiyordu. Vader’ın varlığı ve likit karbonun kokusu etraflarındaki havaya sinmiş ve morgla mezarlığın karışımı bir kokuya dönüşmüştü. Chewie’yi kelepçelemek için daha fazla muhafız geldi. Wookiee artık daha sakindi. Han’ı anlamıştı. Hoşuna gitmemişti ama anlamıştı. Muhafızların kendisini kelepçelemesine izin verdi. Han ve Leia birbirlerine baktılar. Bu olamaz, diye düşündü Leia. Şimdi değil. İkisi de duygularına hakim olamamıştı. Mıknatıs gibi birbirlerini çektiler ve…

Obi Wan Kenobi / Ryder Windham
Bilimkurgu/ 10 Ağustos 2018

Obi Wan Kenobi Obi Wan Kenobi’den… Jedi Tarikatı, Ilum’u kasıtlı olarak tüm yıldız haritalarından yüzyıllar önce silmiş olsa da hemen her acemi Jedi; Bilinmeyen Bölge’deki bu gizli ve kutsal gezegene gitmeyi hayal ederdi. Bunun nedeni kuşaklar boyunca tüm Jedi’ların ışın kılıçlarına güç vermek için kullanacakları kristalleri bu gezegenden topluyor olmalarıydı; bazı Jedi’lar tüm galakside Ilum kristallerinin üzerine olmadığını söylerlerdi. Ilum’da bir ışın kılıcı yapmak bir Jedi çırağı için en zorlu sınavlardan biri değildi ama Obi-Wan’a göre bu onun bir Jedi Şövalyesi olduğunun ispatı olacaktı. Eğer Jedi olmanın kıymetini bilecek birisi varsa o da şüphesiz Obi-Wan’dı. Bir yıldan kısa süre önce, on üçüncü yaş gününe sadece birkaç hafta kala, artık hiçbir Jedi Şövalyesi ya da Üstadı’nın onu çırak olarak seçmeyeceğini düşünüyordu. Ama o günler gerilerde kalmıştı. Jedi Şövalyesi Qui-Gon Jinn, Üstat Yoda’nın da teşvikiyle, Obi-Wan’ı Padawan’ı olarak kabul etmişti. Zaten parlak olmayan başlangıçları Obi-Wan’ın, pişman olmasının uzun sürmeyeceği bir karar alarak, kısa süre için de olsa Melida/Daam gezegenindeki isyana katılmak için Jedi Tarikatı’nı terk etmesiyle iyice sarpa sarmıştı. Qui-Gon onu affetmiş ve geri dönmesini kabul etmişti ama aralarındaki tedirginlik varlığını korumaya devam etti. Yine de, tüm anlaşmazlık ve çatışmalarına rağmen, aralarında bir bağ kurulmuş ve ikisinde de bu bağın zaman içinde…

Darth Vader Yükselişi ve Düşüşü / Ryder Windham
Bilimkurgu/ 10 Ağustos 2018

Darth Vader Yükselişi ve Düşüşü Darth Vader Yükselişi ve Düşüşü’nden… Anakin Skywalker rüya görüyordu. Rüyasında büyümüştü ama erkek olması için hâlâ yıllar geçmesi gerekirdi. Küçük bir repulsorlift aracının açık kokpitinin içindeydi ve yüsek hızda kayalık bir arazinin üzerinde yol alıyordu. Aracın önündeki paralel bir çift motor, gövdeye iki güçlü kabloyla bağlıydı ve motorlar arasındaki boşlukta sürekli elektrik deşarjı oluyordu. Anakin’in hiç böyle bir aracı olmamıştı ama nasıl olmuşsa kullanmayı biliyordu. Güç levyesini ileri itip derin bir vadiye dalarken şöyle düşündü, “Ben bir pilotum!” Yalnız değildi. Vadide hemen önünde benzer araçlar gidiyordu ve kayalardan yankılanan motorlarının gürültüsü kulakları sağır edecek kadar güçlüydü. Bu bir yarış! Korkusuz bir kararlılıkla Anakin hızı artırıp diğerlerini geçti. Gözünün ucuyla yarıştığı rakiplerine baktı. Çoğu hiç bilmediği yabancılardı ama hepsi de tetikteydi, kararlıydı ve elleri maharetliydi. Anakin daha önce farklı dünyaları hayal etmişti ama burası gibi yerleri hiç düşünmemişti. Vadiden çıkan yarışçılar, Anakin önde olarak, geniş ve düz bir çöle girdiler. İki güneş gökyüzünde parlıyordu, kum öyle ısınmıştı ki yerden yükselen ısı, ilerideki kayaların gezegen yüzeyinde dalgalanıyormuş gibi görünmelerine neden oluyordu. İleride tıklım tıklım tribünlerle ve kubbeli kulelerle çevrili geniş bir alan gördü. Bitiş çizgisi oradaydı. Kontrolleri daha sıkıca kavradı ve “Kazanacağım!” diye geçirdi içinden. Aniden sol…

Hassas Nokta / Matthew Stover
Bilimkurgu/ 9 Ağustos 2018

Hassas Nokta Hassas Nokta’dan… Eğimli saydam çelikten bakıldığında Haruun Kal bulutları delen bir dağ sırasından ibaretti. Sanki dokunulacak kadar yakın görünüyordu. Mekik spiral şeklinde yavaşça yüzeye doğru alçaldı, ona gerçekten dokunmasına az kalmıştı. Sistem içi çalışan mekik, yirmi koltuklu olduğu halde bunların dörtte üçü boştu. İçinde gittikleri yol bir turizm şirketine aitti: tüpe benzeyen ve tamamıyla saydam çelikten yapılmış olan bir yol. Dışı puslu ve çizik içerisindeydi, içindeyse koridor boyunca dizilmiş takozlar hariç bir şey yoktu. Mace Windu tek insandı. Yol arkadaşları pişirebilecekleri böcekler üzerine hararetli şekilde konuşan iki Kubaz ve komedi programlarından fırlamış gibi duran bir çiftti, bir Kitonak ve bir Pho Ph’eahian, ki konuşmaları Mace Windu’yu kulak tıkacı olmadığına ya da sağır olmadığına pişman etmişti. Pelek Baw’a turistik geziye geldiklerine göre işleri pek yolunda gitmiyordu anlaşılan. Çünkü Haruun Kal’ın başkenti pek ziyarete gidilecek bir yer değildi. Gevarno Loop’dan gelen yolcu gemilerinin orada durmasının tek nedeni gerçek uzaya atlamak için sistemden geçmek zorunda olmalarıydı. Mace mekiğin kısıtlı imkanlarının el verdiği ölçüde diğerlerinden uzağa oturmuştu. Jedi Üstadı gizli kimliğine uygun şekilde giyinmişti: Corellian kum panteri derisinden kirli bir yelek. Bir zamanlar beyaz olan bol bir tişört. Altında da gri yamalı ve dar siyah bir pantolon. Botlarında geçmişe dair bir parlatıcı…

Luke Skywalker / Ryder Windham
Bilimkurgu/ 9 Ağustos 2018

Luke Skywalker Luke Skywalker’dan… Luke Skywalker’ın kendisini birisinin izlediğini hissettiği ilk günün üzerinden uzun zaman geçmişti, en azından birkaç yıl. Şimdi yeniden hissediyordu. Ayağa fırladı ve etrafına bakındı. Geceleyin kuma serdiği battaniyenin üzerine uzanmış gökyüzünü seyrediyordu. Şu anda huzur hariç herşeye sahipti. Evine doğru baktı. Amcasının onun yanına gelebileceğini ummuştu ama bulunduğu yerle rutubet çiftliğinin etrafını saran güvenlik sensörlerinin yanıp sönen ışıkları arasında herhangi bir hareket belirtisi yoktu. Tatooine’deki herhangi bir yedi yaşındaki çocuğun bileceği gibi, değil sadece geceleyin, günün herhangi bir saatinde evden fazla uzaklaşmak çok tehlikeli olabilirdi. Gizli çukurlar ve ani kum fırtınaları en az kendisine yiyecek arayan canlılar kadar öldürücü olabilirdi. Womp sıçanları sürüler halinde dolaşırlardı ve insan vücudunu kolayca parçalayacak diş ve pençelere sahiptiler. Büyük krayt ejderleri Jundland Wastes’in dağ ve kanyonlarında kol gezerlerdi. Hepsinden kötüsü de Tusken Yağmacıları olarak bilinen ve belli bir neden olmadan saldırıp öldürebilen Kum Adamlarıydı. Luke amcasının pek çok kez şöyle dediğini duymuştu, “Tatooine’de seni sıcak öldürmese bile öldürecek birşey mutlaka çıkar.” Luke kendisini görünmez bir varlığın izlediğini hissettiği diğer zamanları hatırladı. Yengesi Beru’nun da bundan haberi vardı çünkü dört yaşındayken bunu ona kendisi söylemişti. Hem nasıl anlatacağını bilmediğinden hem de onu daha fazla üzmek istemediğinden dolayı ona asıl söylemediği şey…

Güç’ün Kahramanları / Kevin J. Anderson
Bilimkurgu/ 9 Ağustos 2018

Güç’ün Kahramanları Güç’ün Kahramanları’ndan… Leia Organa Solo, Yavin 4’teki Millenium Falcon’un rampasından inerken kafasını çarpmamaya dikkat ederek dışarı çıktı. Büyük Massassi Tapınağı’nın azametli görüntüsüne baktı. Ormanlarla kaplı ayda serin bir sabahtı, yerden yükselen nem alçak dalları kucaklayıp ardından da ziguratın taş duvarlarını ince beyaz bir battaniye gibi sarmalıyordu. Bir kefen, diye düşündü. Luke için. Akademi öğrencilerinin tapınağın üst katında Luke Skywalker’ın hareketsiz bedenini bulmalarının üzerinden bir hafta geçmişti. Onu içeri taşıyıp ellerinden gelen her şeyi yapmışlardı; fakat gerçekte ne yapmaları gerektiğini bilmiyorlardı. Yeni Cumhuriyet’in en iyi doktorları bile fiziksel bir sorun bulamamışlardı. Luke’un hala hayatta olduğunda hemfikirdiler ama tümüyle bitkisel hayattaydı. Yapılan hiçbir test ya da inceleme sonuç vermiyordu. Leia da elinden bir şey gelmeyeceğini biliyordu ama hiç değilse kardeşinin yanında olacaktı. İkizler de küçük botlarıyla ellerinden geldiğince gürültü çıkararak Falcon’un rampasından aşağı inmeye başladılar. Han, Jacen’le Jaina’nın arasında, ikisinin de ellerinden tutmuş geliyordu. “Sessiz olun bakalım.” dedi. “Luke dayıyı görecek miyiz?” diye sordu Jaina. “Evet.” diye cevapladı Han. “Ama hasta. Sizinle konuşamaz.” “Öldü mü?” diye sordu Jacen. “Hayır!” diye cevap verdi Leia aniden. “Haydi. Tapınağa girelim.” İkizler koşturarak rampadan indi. Açıklıktan yürürken Leia’nın burnuna gelen keskin orman kokusu anılarını tazelemişti. Devrilmiş ağaçlar, çiçekler ve çürüyen yapraklar bu kokunun ana…

Karanlık Çırak / Kevin J. Anderson
Bilimkurgu/ 9 Ağustos 2018

Karanlık Çırak Karanlık Çırak’tan… Admiral Ackbar’ın yanında sessizce oturan Leia Organa Solo, büyütülmüş B-kanat savaş gemisiyle yaptıkları uzun yolculuktan rahatsız olmuştu. Uzay boşluğunda yüzen geminin metal kokulu, dar kokpitinin içindeydiler. Devlet Bakanı olmak Leia’yı, diplomatik etkinlikler, büyükelçilik resepsiyonları ve politik buhranlar arasında mekik dokumaya zorluyordu. İmparatorluğun çöküşünün yarattığı politik boşlukta kurulmuş olan kırılgan ittifakı korumada Mon Mothma’ya yardımcı olabilmek için, görev aşkıyla tüm galaksiyi dolanıyordu. Leia, Vortex gezegeninin arka tarafını defalarca gezmişti ama yapılacak olan Rüzgârlar Konseri’ni düşünecek hali yoktu. Sık sık diplomatik gezilere çıkması gerekiyordu ve sessiz anlarını kocası Han’ı, ikizleri Jacen ve Jaina’yı düşünmeye ayırıyordu. Gizli gezegen Anoth’da saklanan ve korunan en küçük bebeği Anakin’i kucağına almayalı uzun zaman olmuştu. Ne zaman ailesiyle bir hafta, bir gün, hatta bir saat geçirmeyi düşünse işi çıkıyordu. Hislerini hep içine atıyordu; ne de olsa politik bir maske takması gerekliydi. Gençlik yıllarını İsyan’a adamıştı; Alderaan prensesi olarak, Senatör Bail Organa’nın kızı olarak perde arkasında rol almıştı; önce Darth Vader ve İmparatorluk’a, ardından da Büyük Amiral Thrawn’a karşı savaşmıştı. Yine de devlet bakanlığı görevleriyle ailevi görevleri arasında kaldığını hissediyordu. Yeni Cumhuriyet’e öncelik vermişti. Bu sefer. Yine. Kokpitte yanında oturan Amiral Ackbar, amfibik elleriyle kontrol kollarını hareket ettiriyordu. “Uzay boşluğundan çıkıyoruz,” dedi ciddi ses…

Jedi Arayışı / Kevin J. Anderson
Bilimkurgu/ 9 Ağustos 2018

Jedi Arayışı Jedi Arayışı’ndan… Coruscant gezegeninin gölgelerin altında kalmış yüzeyinin çok yukarısında İmparatorluk şehrinin yüksek binaları gökyüzüne doğru uzanmaktaydı. Binaların köşetaşları binlerce nesilden be-ri yerlerini muhafaz etmekteydiler. Geçmişleri biçimlendirici Eski Cumhuriyet’in zamanına kadar uzanmaktaydı. Bin yıllardır enkaz haline gelmiş eski şehrin üzerine yüksek, daha yüksek yapılar kurulmuştu. Luke Skywalker, eski İmparatorluk Sarayı’nın anıtsal ön yüzünden dışarı doğru çıkan yolcu gemileri iniş platformuna adımını attı. Rüzgâr oldukça sert esiyordu. Jedi cüppesinin başlığını geriye doğru itti. Gökyüzüne doğru baktı, Coruscant’ı ardındaki boşluktan koruyan atmosferi inceledi. Zarar görmüş gemiler, İmparatorluk’tan arda kalanlarla süren iç savaş sırasında çıkan korkunç çatışmaların enkazı olarak hâlâ yörüngede duruyorlardı. Binaların çok daha yukarısında uçurtmaya benzeten şahin-yarasalar, şehrin kanyonlarından yükselen termal akımlar sayesinde havada süzülüyorlardı. Seyrettiği sırada bir şahin-yarasa aşağı doğru pike yaptı; eski yapıların arasındaki karanlık yarıklardan birinin içine daldı. Dışarı çıktığında pençelerinde silindir şeklinde üzerinden kanlar damlayan bir yaratık vardı… bir granit sülüğü belki. Luke bir süre bekledi. İçindeki endişeleri bastırmak için Jedi meditasyon tekniğini kullandı. Daha genç bir adamken sabırsız ve kıpır kıpırdı, içi belirsizlikle doluydu. Ama Yoda ona diğer pek çok şeyle birlikte sabırlı olmayı da öğretmişti. Gerçek bir Jedi Şövalyesi ne kadar ge-rekiyorsa beklerdi. Yeni Cumhuriyet Senatosu yaklaşık bir saatten beri görüşme halindeydi, hâlâ…

Jedi Sınavı / David Sherman, Dan Cragg
Bilimkurgu/ 9 Ağustos 2018

Jedi Sınavı Jedi Sınavı’ndan… Buz gibi bir his Reija Momen’in kolundan başına doğru tırmanmış, oradan da omurgasına inmişti. İrkildi ve huzursuzca kımıldandı. Paniğin hiç sırası değil, diye geçirdi içinden. Diğer herkes sükunetlerini koruyabilmek için ona bakıyordu. Bahçeye bu yüzden erken gelmişti, rahatlamak ve ekibiyle bir araya gelmeden evvel düşüncelerini toplamak istiyordu. Ama işe yaramamıştı. İyi havalarda açılan bir kubbe ve etrafını kuşatan binalar sayesinde dış etkenlerden korunan bir avluda yer alan küçük bahçedeydi. Bugün kubbe açıktı, böylece ferahlatıcı temiz hava içeri doluyordu ama yine de sinirleri gergindi. Ekibi korku içerisindeydi; güneyden hiçbir haber gelmemesinin hayra alamet olmadığını düşünüyorlardı. Gözleri kapalı olan Reija evini düşledi. Beş yıl daha dayanacak, kontratı bitene kadar, sonra da Alderaan’a geri dönecekti. Belki. Serin bir rüzgar kubbeyi doldurdu. Beraberinde Galaksilerarası İletişim Merkezi’nin yer aldığı düz tepede yetişen çimenlerin kokusunu da getirdi. Kontratının ilk aylarında sagebrush’a alerjisi olduğunu düşünmüştü, dış tesisleri teftiş etmek için ne zaman dışarı çıksa hemen aksırıp tıksırmaya başlardı ama zaman içerisinde bu kokuya alışmayı başardı. Artık hoşuna bile gidiyordu. Fiziksel olarak da, nihayet, kendisini daha iyi hissediyordu. Her ne kadar doktorlarca onaylanmamış olsa da Praesitlyn çimenlerine uzun süre maruz kalmanın insan psikolojisine iyi geldiği yönünde bir teorisi vardı. Reija Momen, Galaksilerarası İletişim Merkezi’nin…

Dünyanın Sonuna Doğru / H.G.Wells
Bilimkurgu/ 2 Temmuz 2018

Dünyanın Sonuna Doğru Dünyanın Sonuna Doğru’dan… PAZARTESİ sabahı, daha şafak sökmeden, dünyanın en büyük kentinin birdenbire yayılan korku dalgasıyla bir anda ııasıl boşaldığını her halde hayal edebilirsiniz. Sel gibi yayılan insanlar kendilerini kentten uzaklaştıracak her yolu deniyor, tren istasyonlarına, kuzey ya da doğuya giden gemilere saldırıyorlardı. Polis ve diğer görevliler halk üzerindeki denetimlerini tümüyle yitirmişlerdi. Thames’in kuzeyindeki demiryolları ve güneydoğudaki Cannon caddesi tıklım tıklım insan doluydu. Trenler salkım saçaktı ve panik sırasında ayak altında kalan birkaç kişi ezilerek ölmüştü. Bu arada tabancaların çekildiğini, birkaç kişinin de bıçaklandığını belirtmeliyim. Gün ilerleyip, giden trenlerin makinist ve ateşçileri Londra’ya dönmeyi reddettiğinden, bekleşen kalabalık istasyonları terkedip, kuzeye giden karayollarında birikmeye başladı. Öğle saatlerinde Barnes’te bir Marslı görüldü. Siyah buhar Thames boyunca ve Lambeth açıklarında yayılmasını sürdürmekteydi. Böylelikle o yönlere kaçış engellenmiş oluyordu. Batı yönüne giden bir trene kapağı atan bir yığın insan, kardeşim de içlerinde olmak üzere, Chalk Farm yolundan kaçmayı başarırlar. Kardeşim saat yedi dolaylarında Edgware’e ulaşır ve bulduğu eski bir araba ile yoluna devam eder. Fakat Edgvvare’den bir mil kadar uzaklaştıktan sonra tekerleğin aksı kırılır ve araba yolda kalır. Çaresiz kalan kardeşim yaya kafilesine katılır. Yol üstündeki köy evlerinin kapı ve pencerelerine çıkan insanlar, ömürlerinde görmedikleri bu büyük kalabalığı izlemektedirler. Kaçmakta olan…

Zaman Makinesi / H.G.Wells
Bilimkurgu/ 2 Temmuz 2018

Zaman Makinesi Zaman Makinesi’nden… Zaman Gezgini tek kelime konuşmadan, kendine ayrılmış olan yere geldi. Eskiden olduğu gibi sessizce gülümsedi. “Pirzolam nerede?” dedi. ‘“Çatalı yeniden ete saplayabilmek ne mutluluk!” “Hikâye ne olacak!” diye bağırdı Editör. “Hikâye batsın!” dedi Zaman Gezgini. “Yiyecek bir şeyler istiyorum. Damarlarıma biraz pepton girmeden ağzımı açmayacağım. Teşekkürler. Ve tuz lütfen.” “Bir kelime,” dedim, “Zamanda yolculuk mu ediyordunuz?” Ağzı dolu, başıyla onaylayarak, “Evet,” dedi Zaman Gezgini. “Kelimesi kelimesine bir aktarımın satırına bir şilin veririm,” dedi Editör. Zaman Gezgini bardağını Suskun Adam’a doğru uzattı ve tırnağıyla çınlattı; bunun üzerine, aval aval onun yüzüne bakmakta olan Suskun Adam birden irkildi ve ona şarap doldurdu. Yemeğin geri kalanı sıkıntılı bir havada geçti. Kendi hesabıma, dilimin ucuna sorular gelip durdu ve sanırım bu durum diğerleri için de geçerliydi. Gazeteci, Hettie Potter fıkralar, anlatarak gergin ortamı yumuşatmaya çalıştı. Zaman Gezgini bir berduşun iştahıyla tüm dikkatini yemeğe vermişti. Tıp Adamı bir sigara tüttürüp yan gözle Zaman Gezgini’ni seyrediyor, Suskun Adam ise her zamankinden daha beceriksiz bir görünümde, sırf sinirden, düzenli ve kararlı bir şekilde şampanya içiyordu. Zaman Gezgini nihayet tabağını bir kenara itti ve bize baktı. “Sanırım size bir özür borçluyum,” dedi. “Açlıktan ölüyordum da. Yaşadıklarım müthişti.” Eliyle bir puroya uzandı ve ucunu kesti….

Görünmez Adam / H.G.Wells
Bilimkurgu/ 2 Temmuz 2018

Görünmez Adam Görünmez Adam’dan… İşte böylece bu kendine özgü adam Şubat ayının yirmi dokuzunda, karların erimeye başladığı gün sonsuzluğun içinden Iping Village’e çıkıp gelmişti. Ertesi gün eriyen karların arasından eşyaları da çıkıp geldiler. Doğrusu epey bir eşya da vardı. Gerçekten de aklı başında bir adamın ihtiyaç duyacağı türden birkaç büyük bavul göze çarpıyordu, ama bunların yanında kitaplarla dolu bir kutu -bazıları sadece anlaşılmaz elyazmalarından oluşan, büyük, kalın kitaplardı bunlar- ve bir düzine kadar da, içlerinde kırılmamaları için çevrelerine saman doldurularak paketlenmiş birtakım nesnelerin -öylesine bir merakla samanları eşeleyen Hall’ün gördüğü kadarıyla cam şişelerdi bunlar- bulunduğu sandıklar, kutular, kasalar da vardı. Şapkası, paltosu, eldivenleri ve sargı bezleri ile sarılıp sarmalanmış olan yabancı, Fearenside’ın arabasını karşılamak için sabırsızlıkla dışarı fırladığında, Hall eşyaları içeri taşımaya yardım etmeden önce bir iki kelime dedikodu etmeye çalışıyordu. Yabancı dışarı geldi, biraz dilettante7 bir tavırla Hall’ün bacaklarını koklamakta olan Fearenside’ın köpeğini fark etmemişti. “Şu kutuları alın da, gelin,” dedi. “Kâfi derecede bekledim.” Merdivenin basamaklarından inerken, ellerini daha küçük olan sandığı tutmak istiyormuş gibi uzatarak arabanın arka tarafına doğru yöneldi. Ancak Fearenside’ın köpeği onu görür görmez kıllarını kabartarak vahşice hırlamaya başladı ve yabancı hızla basamaklardan aşağı indiği anda, biraz tereddüt ederek de olsa sıçrayarak, yabancının eline doğru atıldı….

Efendi Uyanıyor / H.G.Wells
Bilimkurgu/ 2 Temmuz 2018

Efendi Uyanıyor Efendi Uyanıyor’dan… Adamın başına gelen bu garip duruma doktorlar kataleptik4 kasılma adını veriyorlardı. Ne var ki kasılma bu kez, daha önce hiçbir vakada görülmediği kadar uzun bir süre devam etti. Daha sonra adamın bedeni yavaş yavaş yumuşamaya başladı. Bir tür derin uyku durumuna geçmişti. Ve nihayet bu aşamadan sonra gözlerini kapatması mümkün olabildi. Onu otelden alıp Boscastle hastanesine götürdüler. Birkaç hafta sonra ise Londra’ya sevk edildi. Ne var ki kendisini ayıltmak için yapılan hiçbir müdahaleye yanıt vermiyordu. Bir süre sonra tüm bu müdahalelere son verildi. Adam öylece yatmaya devam etti. Ne tam ölüydü, ne de tam diri. Varlıkla yokluk arasında bir yerde duruyordu. Onunkisi kesintisiz bir karanlıktı. Hiçbir düşünce ve duyum sızamazdı oraya. Rüyasız bir uyku, huzur dolu bir hiçlikti. Zihnindeki karmaşa olabildiğince kabarmış ve en sonunda yerini mutlak sessizliğe bırakmıştı. Peki nerdeydi bu adam şimdi? Bayılan insanlar nereye giderlerdi? “Her şey dün yaşanmış gibi,” dedi İsbister. “Her şeyi dün olmuş gibi hatırlıyorum. Belki de dün olanları hatırladığımdan daha net…” Bir önceki bölümden tanıdığımız İsbister, artık genç bir adam değil. Daha önce zamanın modasına göre biraz uzun olan kahverengi saçları ağarmış. Kısacık kesilmişler. Yüzünde yaşlılığın izleri fark edilebiliyor. Sivri sakalında beyazlar var. Üzerinde yazlık kıyafetler olan yaşlıca bir…

En Son Kale / Jack Vance
Bilimkurgu/ 27 Haziran 2018

En Son Kale En Son Kale’den… Kalelerin asil halkı, kendilerine bütün güvenlerine rağmen, bazılarının batıl itikat diye alay ettikleri nedenlerle gece vakti kırlarda başıboş dolaşmaktan hoşlanmazlardı. Yıkık harabelerin yanında mecburen geceleyen gezginler daha sonra ne hayaller görmüşler: eski çağlardan kalma müzik sesleri, ay-kasvetlilerinin iniltilerini ya da hayalet avcıların boru seslerini duymuşlar. Diğerleri soluk pembe ve yeşil ışıklar, ormanda koca adımlarla koşan hayaletler görmüşler. Artık ıslak ve soğuk bir harabe olan Hode Manastırı’nın Beyaz Cadı’sının ortalığı dehşete veren çığlığı da meşhurdur… Buna benzer yüz vaka biliniyordu ve inatçılar bunlarla alay etseler de, hiçbiri gereksiz yere gece vakti kırlarda seyahat etmezdi. Gerçekten de, eğer hayaletler hakikaten trajik ve üzücü olaylara sahne olan yerlere dadanıyorlarsa, o zaman Yaşlı Dünya’nın tüm bölgelerinin sayılamayacak kadar çok hayalet ve hortlağın yuvası olması gerekiyordu -özellikle de Xanten’in kas-arabasıyla geçtiği her kayanın, her çayırın, her dere ve bataklığın insan tecrübelerinden oluşan kalın bir kabukla kaplandığı bu bölgenin. Ay iyice yükseldi; araba eski yol boyunca kuzeye ilerledi. Çatlak beton dilimler ay ışığında soluk soluk parlıyordu. Xanten iki defa kenarda yanıp sönen turuncu ışıklar gördü ve bir kere de bir servi ağacının gölgesinde ayakta duran uzun boylu, sakin bir siluetin sessizce onun geçişini izlediğini gördüğünü sandı. Xanten, tutsak Mek’in bir…