The 100 / Kass Morgan
Bilimkurgu/ 27 Mart 2020

The 100 The 100’den… Kapı, kayarak yana doğru açıldı ve Clarke, idam vaktinin geldiğini anladı. Bakışları, gardiyanın botlarına kilitlenmişti. Kendisini bir korku dalgasına, umutsuz bir panik seline hazırladı. Ama dirseklerinin üzerinde doğrulup terden sırılsıklam olmuş yatağından kalktığında, hissettiği tek şey rahatlamaydı. Bir gardiyana saldırdıktan sonra tek kişilik hücreye alınmıştı ama Clarke için yalnızlık diye bir şey yoktu. Her yerde sesler duyuyordu. Karanlık hücresinin köşelerinden ona sesleniyor, kalp atışlarının arasındaki sessizliği dolduruyorlardı. Aklının en derin, en gizli köşelerinden çığlıklar yükseliyordu. Arzuladığı şey ölüm değildi, ama o sesleri durdurmanın tek yolu buysa, ölmeye hazırdı. Yönetime ihanetten hapse atılmıştı ancak gerçek, kimsenin hayal edemeyeceği kadar korkunçtu. Hatta mucizevi bir şekilde yeniden yargılanıp affedilse bile içi rahat etmeyecekti. Hiçbir hücre duvarı, anılan kadar kasvetli değildi. Gardiyan, ağırlığını bir ayağından diğerine verirken boğazını temizledi. “319 numaralı mahkûm, lütfen ayağa kalkın.” Gardiyan, beklediğinden gençti. İnce, uzun vücuduna bol gelen üniforması, rütbesiyle tezat oluşturuyordu. Askerdeyken verilen yiyecek, Koloni’nin fakir dış bölge gemileri Walden ve Arkadya’daki yetersiz beslenmenin izlerini silmeye yetmiyordu. Clarke, derin bir nefes alıp ayağa kalktı. Gardiyan, mavi üniformasının cebinden bir çift metal kelepçe çıkararak, “Ellerini uzat,” dedi. Clarke, gardiyanın teni tenine sürtündüğünde ürperdi. Onu yeni hücreye getirdiklerinden beri değil birine dokunmak, yeni bir insan bile…

Zamandan Kaçış – Isaac Asimov
Bilimkurgu/ 26 Mart 2020

Zamandan Kaçış Zamandan Kaçış’dan… Schwartz, kaldırımın ortasında yatan bez bebeğin üzerinden atlamak için ayağını kaldırdı. Bebek kötü görünüşüne karşın gülümser gibiydi. Sahibi onu yitirdiğini henüz farketmemişti anlaşılan. Schwartz’ın ayağını tekrar kaldırıma bastığı pek söylenemez… Chicago’nun bir başka semtinde Nükleer Araştırma Enstitüsü yükseliyordu. Buradaki adamların insan karakterinin temel değeri konusunda birçok teorisi vardı. Ama bunlardan biraz utanıyorlardı. Çünkü bu değeri ölçecek araç henüz yapılmamıştı. Bu konuyu her düşündüklerinde de, «Gökten inecek bir gücün, insan doğasının, o lanet olasıca insan zekasının her ilginç ve masum buluştan öldürücü bir silah oluşturmasını engelleyeceğini umarım,» diye geçiriyorlardı. Yine araştırma güdüsünü yenemedikleri için ileride bir gün Arzın yarısını ortadan kaldırabilecek nükleer çalışmalarla ilgilenen bu adamlar, zor durumda kalan önemsiz bir insanı kurtarmak için kendi hayatlarını tehlikeye de atıyorlardı. Dr. Smith’in dikkatini önce kimyagerin gerisindeki mavi ışıltı çekti. Adam, yarı aralık kapının önünden geçerken bu pırıltıya bir göz attı. Neşeli bir genç olan kimyager üzerinde hacim ölçüleri olan bir şişeyi eğmişti. İçindeki karışımın hazır olduğu anlaşılıyordu. Şişeden akan sıvının içinde beyaz bir toz, ağır ağır eriyordu. Hepsi bu kadar. Sonra, Dr. Smith’in birden duraklamasına yolaçan ön sezileri, onu harekete zorladılar. Dr. Smith içeri hızla dalarak bir cetvel kaptı ve bununla masadaki her şeyi yere süpürüverdi. Eriyen madenin…

Karadul Bulmacaları – Isaac Asimov
Bilimkurgu/ 26 Mart 2020

Karadul Bulmacaları Karadul Bulmacaları’ndan… Avalon her zamanki tavrıyla açıkladı. “İlk sözcük, öyle ya da böyle veya belirsiz anlamına gelen, w-h-e-t-h-e-r, sonuncu kelime meterolojik hava anlamına gelen, w-e-a-t-h-e-r, ortadaki kelime ise, iğdiş edilmiş koç anlamına gelen, w-e-t-h-e-r. Eğer inanmıyorsanız sözlüğe bakın.” “Gerek yok,” dedi Rubin. “Doğru söylüyor.” “Tekrar ediyorum,” diye homurdandı, Trumbull. “Bu aptalca bir oyun.” “Aslında sadece oyun sayılmaz,” dedi Brant. “Avukatlar dilin yarattığı bu tip ilginç durumları sık sık yaşarlar. Ve, sesteş sözcükler bazen sorun yaratabilir.” Karadullar’ın vazgeçilmez garsonu Henry’nin nazik sesi duyulunca, herkes sustu. “Beyler” dedi. “Böyle bir sıcak sohbeti bölmek istemezdim, ancak yemek servise hazır.” Tütsülenmiş alabalık servisi yapılırken, Gonzalo söze girdi. “Bir tane daha buldum. Birisi bütün rakamları kağıda yazmış ve bir tanesi hariç hepsinin üzerine insan suratları yerleştirmiş. Onu izleyen bir çocuk, bu insan suratlarım çok beğenmiş, ama yapılmamış olan rakama da surat çizmesini istemiş. Çocuk ne der?” Alabalığının üzerine, Henry’nin özel turp sosundan süren, Halsted yanıtladı. “Bunu ikiye de yap, der. (Do that to two, too)” Gonzalo bu doğru yanıt karşısında bozulmuştu. “Yoksa daha önce duymuş muydun?” “Hayır,” dedi Halsted. “Ancak, bunun matematiksel bir soru olduğunu unutma. Hiç kimse, ‘Two’ üzerinde türetilmiş esprilere yanıt vermeden ortaokulda matematik hocalığı yapamaz.” Gonzalo kaşlarını çattı. “Aklınca komiklik…

Kan Damarlarında Yolculuk – Isaac Asimov
Bilimkurgu/ 26 Mart 2020

Kan Damarlarında Yolculuk Kan Damarlarında Yolculuk’tan… Carter, can sıkıntısıyla ayağa kalktı. Sıkıntısından odada dolaşmak istediği belliydi. Reid’e baktıktan sonra birden tekrar yerine oturdu. — Pekâlâ, neden heyecanlanmalı? Gözlerinde yatıştırıcı bir parıltı var, Doktor. Uyuşturucu haplara ihtiyacım yok. Fakat kabul edelim ki yetmiş iki dakika sonra… altmış altı dakika sonra buraya gelecek. Kabul edelim ki alana inecek. Buraya kadar getirilmesi, burada tutulabilmesi, güvenlik içinde bulundurulması, gerek… Birçok kaçamak yollarımız… — Bana bak, General, işi soğukkanlılıkla ele alıp, sonuçlardan konuşsak nasıl olur? Yani demek istiyorum ki… Buraya geldikten sonra ne olacak? — Boş ver, Don, buraya gelişine kadar beklesek iyi olacak. Albayın sesi tizleşti. Generali taklit ederek: — Boş ver, Al, dedi. Buraya gelişine kadar bekleyemeyiz. Buraya geldiği zaman çok geç olur. Çok fazla işin olacak, sonra, Karargâhtaki bütün karıncalar delice sağa sola koşuşacaklar ve yapılmasını gerekli gördüğüm işlere boş verilecek. — Söz veriyorum… General eliyle belirsiz bir işaret yaptı. Reid, aldırmadı. — Hayır. Gelecek için verdiğin sözlerin hiç birini tutamayacaksın. Şefi şimdi çağır, olur mu? Şimdi! Ona sen ulaşabilirsin Şu anda ona ulaşabilecek insan şensin, CMDF’lerin sadece kukla olmadıklarını ona anlat. Böyle yapamazsan, Müdür Furnald’ı bul. Bizim tarafımızdandır. Söyle ona bio-bilimi için bazı kırıntılar istiyorum. Genel isteğin böyle olduğunu bildir. Bak,…

İşte Tanrılar / Isaac Asimov
Bilimkurgu/ 26 Mart 2020

İşte Tanrılar İşte Tanrılar’dan… Lamont sert sert, “Hiç bir yararı olmadı,” diye açıkladı. “Onu etkileyemedim.” Sıkıntılı ve düşünceli bir hali vardı. Bu, çukura kaçmış gözlerine ve hafifçe çarpık, uzun çenesine uyuyordu. Zaten en keyifli sayılabilecek anlarında bile yüzünde yine böyle sıkıntılı bir ifade oluyordu. Ve şu anda lamont’un pek keyifli olduğu da söylenemezdi. Hallam’la yaptığı ikinci resmi konuşma birincisinden daha da büyük bir başarısızlıkla sona ermişti. Myron Bronowski sakin sakin, “Melodrama kaçma,” dedi. “Onu etkileyemeyeceğini zaten biliyordun. Bunu bana kendin söyledin.” Yer fıstıklarını havaya atıyor ve düşerlerken dolgun dudaklı ağzıyla yakalayıveriyordu. Hiç kaçırmıyordu fıstıkları. Bronowski fazla uzun boylu olmayan bir adamdı. Çok zayıf da sayılmazdı. “Ama bu durumu hoş bir hale sokmuyor ki. Fakat haklısın. Bu önemli değil. Yapabileceğim başka şeyler var. Ve onları yapacağım da. Ayrıca sana da güveniyorum. O işi başarabilirsen…” “Sözlerini tamamlamana gerek yok, Pete. Bu lafları daha önce de duydum. Bütün yapmam gereken insan olmayan akıllı yaratıkların düşünce sistemlerini çözmek.” “İnsanlardan kafaca daha üstün olan yaratıkların. Para-Kâinattan olan o yaratıklar dertlerini anlatmaya çalışıyorlar.” Bronowski içini çekti. “Olabilir. Ama bu işi benim kafamdan yararlanarak başarmaya çalışıyorlar. Bazen aklımın diğer insanlarınkinden daha üstün olduğunu düşünüyorum. Ama bu üstünlük pek de fazla değil. Bazı geceler karanlıkta yatıyor ve kendi…

Tanrılar ve İmparatorlar – İmparatorluk #1 / Isaac Asimov
Bilimkurgu/ 26 Mart 2020

Tanrılar ve İmparatorlar Tanrılar ve İmparatorlar’dan… Florina’nın yok olacağına inanmıyorsun!” “Sana inanıyorum.” “İnanmıyorsun! İnanmadığını biliyorum. Bunun farkındayım. Sadece inanmış gözüküyorsun. Topladığım bilgiyi kavrayamıyorsun. Çünkü Uzay-analizcisi değilsin. Hatta iddia ettiğin gibi bir adam olduğunu da sanmıyorum. Kimsin sen?” “Heyecanlanmaya başlıyorsun.” “Evet, öyle! Bu şaşılacak bir şey mi? Yoksa ‘Zavallı ahmak, o da Uzaya kurban olmuş,’ diye mi düşünüyorsun? Deli olduğumu sanıyorsun değil mi?” “Saçmalama.” “Tabii öyle sanıyorsun! İşte o yüzden Y.U. Bürosundakileri görmek istiyorum! Onlar benim deli olup olmadığımı hemen anlarlar. Hemen!” Öbür adam verdiği kararı hatırladı. “Aslında kendini pekiyi hissetmiyorsun sanırım. Sana yardım edeceğim.” Arzlı çıldırmış gibi, “Hayır, bunu yapamayacaksın!” diye bağırdı. “Çünkü buradan çıkıp gideceğim! Gitmemi engellemek istiyorsan bunu ancak beni öldürerek başarabilirsin. Ama buna da cesaret edemezsin. Çünkü o zaman bir gezegen dolusu insanın katili olursun.” Karşısındaki adam da sesini duyurabilmek için haykırmaya başladı. “Seni öldürecek değilim! Beni dinle! Seni öldürmeyeceğim! Seni öldürmeme gerek yok!” Arzlı, “Elimi ayağımı bağlayacaksın,” dedi. “Beni burada böyle hapis tutacaksın. Böyle düşünüyorsun değil mi? Peki, Y.U.B. beni aramaya başladığı zaman ne yapacaksın? Büroya belirli zamanlarda rapor göndermem gerekiyor.” “Büro yanımda, güvende olduğunu biliyor.” “Öyle mi? Acaba? Büro gezegene eriştiğimi biliyor mu? İlk mesajımı aldı mı?” Arzlının başı dönüyordu. Kol ve bacakları kaskatı kesilmiş…

Üç Robot Yasası / Isaac Asimov
Bilimkurgu/ 26 Mart 2020

Üç Robot Yasası Üç Robot Yasası’ndan… Ama yirmi yıldan beri resmi görevlilerle iş gördüğü için onlara nasıl davranacağını öğrenmişti. Uysal davranır, boyun eğer ve gülümserdi. Ve her seferinde de zaman kazanmayı başarırdı. Ancak bu, gün geçtikçe daha zorlaşıyordu artık. Zorluğun en baş nedeni Gunnar Eisenmuth’du. Dünya Koruyucuları dizisinin sonuncusuydu o ve hemen hemen geçen yüz yıldaki Dünya Yöneticisi kadar da güçlüydü. Eisenmuth uzlaşmadan hiç hoşlanmazdı. Amerika’da doğmamış olan tek Koruyucu da oydu. Bu eski ‘ABD Robotlar’ adının düşmanca duygular uyandırdığını gösterecek hiçbir kanıt yoktu. Ama yine de şirkettekilerin hepsi buna inanıyorlardı. Şirketin adının ‘Dünya Robotları’na dönüştürülmesi önerilmişti. Bu o yılki ilk öneri değildi. Hatta o kuşakta yapılan ilk öneri de. Ancak Robertson buna asla izin vermeyecekti. Şirket, başlangıçta Amerikan sermayesi, Amerikan beyni ve Amerikan işgücüyle kurulmuştu. Tabii şirket uzun süreden beri dünya çapında iş yapıyorsa da Robertson kontrolde olduğu sürece şirketin adı da onun kökenine tanıklık edecekti. Yüz hatları ve derisi kaba olan Eisenmuth, uzun boylu adamdı. Dünya dilini çok belirgin bir Amerikan aksanıyla konuşuyordu. Oysa başa geçmeden önce Amerika’da hiç bulunmamıştı. “Bence durum ortada, Bay Robertson. Herhangi bir zorluk yok. Şirketinizin ürettiği şeyler her zaman kiraya veriliyor. Hiçbir zaman satılmıyor. Ay tarafından kiralanan bir ürüne gereksinim kalmadığında onu geri…

Vakıf İleri (Erişilemez İmparatorluk) – Vakıf #7 / Isaac Asimov
Bilimkurgu/ 26 Mart 2020

Vakıf İleri Vakıf İleri’den… Amaryl eskiden ne olduğunu asla unutmadığı gibi şimdi de nasıl biri olduğunu unutmuyordu. Bu değişikliği kime borçlu olduğunu1 da. O yüzden, Hari Seldon’un iyiliği için öfkeyle konuşması gerekirse bunu yapardı. Kendinden büyük olan bu adama karşı duyduğu sevgi, saygı ve kendi mesleğiyle ilgili düşünceleri de buna engel olamayacaktı. Sertliğini Seldon’a borçluydu. Daha pek çok şeyi borçlu olduğu gibi. Amaryl sol elini havada, bir şeyler kesiyormuş gibi sallayarak, “Buraya bak, Hari,” dedi. “Anlaşılması imkânsız bir neden yüzünden Demerzel’i çok takdir ediyorsun. Ama ben etmiyorum. Senin dışında fikirlerine saygı duyduğum hiç kimse Demerzel hakkında iyi şeyler düşünmüyor. Şahsen, onun başına geleceklere aldırmıyorum bile. Ama senin aldırdığına inandığım sürece bu noktaya dikkatini çekmekten başka çarem yok.” Seldon gülümsedi. Sadece Amaryl’in heyecanı yüzünden değil, endişelerinin yersiz olduğunu düşündüğü için de. Yugo Amaryl’i severdi. Hatta çok severdi. Yugo, Trantor gezegeninde oradan oraya kaçtığı o kısa sürede karşılaştığı dört kişiden biriydi. Eto Demerzel, Dors Venabili, Yugo Amaryl ve Raych… Seldon ondan sonra bu dörtlü gibisiyle bir daha hiç karşılaşmamıştı. Seldon bu dört insansız yapamazdı. Yugo Amaryl onun için gerekliydi. Psiko-tarihin prensiplerini çabucak kavradığı ve hayal gücünden yararlanarak yeni alanları yokladığı için. Bu konuyla ilgili matematik kuralları konmadan kendisine bir şey olursa hiç…

Vakıf Kurulurken (İmparatorluk Kurulurken) – Vakıf #6 / Isaac Asimov
Bilimkurgu/ 26 Mart 2020

Vakıf Kurulurken Vakıf Kurulurken’den… Cleon esnemeye çalışarak, “Demerzel,” dedi. “Sen hiç Hari Seldon adında birinden söz edildiğini duydun mu?” İmparator tahta çıkalı on yıl kadar olmuştu. Resmi törenlerde gerekli haşmetli tavır ve kılıklara büründüğü zaman etkileyici oluyordu. Meselâ, arkasındaki duvarın oyuğuna yerleştirilmiş olan hologramında pek görkemli gözüküyordu. Bu üç boyutlu resim, atalarının holograflarının bulunduğu diğer bölmeleri gölgede bırakacak biçimde konmuştu. Holografin gerçeğe tümüyle uyduğu söylenemezdi. Cleon’un saçları gerçekte de, portresinde de açık kumraldı. Ama holografta daha koyu ve gür gözüküyordu bu saçlar. Yüzü asimetrikti. Üst dudağı sağ yanda hafifçe yukarıya doğru kalkıktı. Ama resimde bu görülmüyordu. İmparatorun boyu holografta 1.83’dü. Ancak Cleon ayağa kalkarak portresinin yanında durursa boyunun iki santim daha kısa olduğu da ortaya çıkacaktı. Hükümdar holografta gözüktüğünden biraz daha tombulcaydı. Tabii holograf Cleon tahta çıktığı zaman yapılmış olan resmi bir portreydi. Ve İmparator o günlerde daha gençti. Ama hâlâ da genç duruyordu ve yakışıklıydı. Amansız resmi törenlerin pençesinde kıvranmadığı zamanlarda, yüzünde uysal bir ifade de oluyordu. Demerzel dikkatle geliştirdiği o saygılı tavırlarla, “Hari Seldon mu?” diye cevap verdi. “Bu adı hiç duymadım, Efendimiz. Onu tanımam mı gerekirdi?” “Bilim Bakanı dün gece bana ondan söz etti. Seldon’un adını duymuş olabileceğini düşündüm.” Demerzel hafifçe kaşlarını çattı. Pek pek hafifçe. Çünkü…

Vakıf ve Dünya – Vakıf #5 / Isaac Asimov
Bilimkurgu/ 26 Mart 2020

Vakıf ve Dünya Vakıf ve Dünya’dan… Haklılığımı ölçüp tartmak ve onunla tatmin olmak istiyorum. Sadece haklı olduğunu hissetmek yetmez. Haklı olduğumu nasıl bilebilirim? Benim haklılığımı gösteren işaret ne?” “Ben/biz/Gaia doğru kararı nasıl verdiğini bilmiyoruz. Eğer biz kararımızı koruyorsak bunu bilmek çok mu önemli?” “Bütün gezegen adına konuşuyorsun, değil mi? Her bir çiğ tanesi, her bir çakıl taşı, hatta gezegenin merkezindeki magmanın ortak şuuru adına mı?” “Evet, öyle ve gezegende, içinde ortak şuurun yoğunluğu yeterince bulunan her bir parçada böyle konuşur.” “Ve bütün bu ortak şuur beni bir karakulu olarak kullanmakla yetinir mi? Karakulu çalıştığı müddetçe içinde neler olduğunu bilmek önemsiz midir? Bu, bana ters geliyor. Bir karakulu olmaktan hoşlanmıyorum. İçinde ne olduğunu bilmek isterim. Gaia’yı ve Galaksiyi nasıl ve niçin bir istikbal olarak seçtiğimi bilmek istiyorum ki rahat ve huzurlu olayım.” “Ama niçin kararından bu kadar tiksiniyor ya da ona güvenmiyorsun?” Trevize derince bir soluk verdi, alçak ve tesirli bir tonda, “Çünkü bir süper organizmanın parçası olmak istemiyorum. Süper organizma yok edilmenin bütünün yararına olacağına karar verirse öldürülecek, vazgeçilebilir bir parça olmak istemiyorum.” Dom düşünceli bir şekilde Trevize’ye baktı. “Öyleyse fikrini değiştirmek mi istiyorsun, Trev? Biliyorsun bunu yapabilirsin.” “Kararımı değiştirmeyi çok istiyorum, fakat sadece ondan hoşlanmadığım için bunu yapamam. Şimdi…

Vakıf’ın Sınırı (Galaksi Çöküyor) – Vakıf #4 / Isaac Asimov
Bilimkurgu/ 26 Mart 2020

Vakıf’ın Sınırı Vakıf’ın Sınırı’ndan… Birinci Galaksi İmparatorluğu çöküyordu. Aslında İmparatorluk yüzyıllardan beri çürüyor ve parçalanıyordu. Ama bu gerçeği sadece bir tek insan görebilmekteydi. Hari Seldon’du bu adam. Birinci İmparatorluğun yetiştirdiği sonuncu büyük bilgin. Hari Seldon psiko- tarih bilimini geliştirerek insan davranışlarını matematik formülleri haline sokmayı başarmıştı. Tek tek kişilerin neler yapacakları önceden kestirilemezdi. Ama Seldon istatistik biliminin insan kitlelerinin gösterecekleri tepkilere uygulanabileceğini anlamıştı. Kitle büyüdükçe, sonuç da o derecede yanılmaz oluyordu. Seldon’un üzerinde çalıştığı kitle ise pek büyüktü. Galaksideki yerleşim merkezlerinin bulunduğu milyonlarca dünyada yaşayan insan toplulukları. Seldon’un denklemleri bilgine, olayların kontrolsüz biçimde gelişmelerine izin verildiği takdirde İmparatorluğun çökeceğini, bunu da insanlar için acı ve ıstırap dolu otuz bin yıllık bir karmaşanın izleyeceğini gösteriyordu. Bu sürenin sonunda ancak İkinci İmparatorluk yıkıntıların arasından yükselebilecekti Ama varolan bazı koşullar uygun bir biçimde ayarlanabilirlerse, iki imparatorluk arasındaki Geçiş Dönemi sadece bin yıla inebilirdi. İşte Seldon da bunu sağlamak için bilginlerden oluşan iki yerleşim merkezi kurdu ve bunlara Vakıf adını verdi. Bilgin bunları bilerek, isteyerek “Galaksinin iki ucunda” oluşturdu. Fizikçilerden oluşan Birinci Vakıf, herkesin gözü önünde, dikkatleri üzerine çekecek bir biçimde kuruldu. Ama psiko-tarih ve “kafa bilimi” uzmanlarından oluşan İkinci Vakfın varlığı bir esrar perdesiyle örtüldü. İmparatorluk, Altın Galaksi ve Gizli Tanrılar kitaplarında Geçiş…

İkinci Vakıf (Gizli Tanrılar) – Vakıf #3 / Isaac Asimov
Bilimkurgu/ 25 Mart 2020

İkinci Vakıf İkinci Vakıf’tan… Birinci Galaksi İmparatorluğu binlerce yıl ayakta kaldı. Galaksinin bütün gezegenlerini egemenliğine alan İmparatorluk bir merkezden yönetiliyordu. Yönetim bazen despotça bazen yumuşak ve her zaman da düzenliydi. İnsanlar başka türlü bir yaşam tarzı olabileceğini düşünmüyorlardı bile. Hari Seldon dışında bütün insanlar. Hari Seldon Birinci İmparatorluğun yetiştirdiği son büyük bilim adamıydı. Psiko-tarih bilimini geliştirerek doruk noktasına ulaştırmıştı. Psiko-tarih toplum bilimin özüydü denilebilir. İnsanların davranışlarını matematiksel denklemlerle açıklayan bir bilim. Tek tek kişilerin ne yapacakları her zaman önceden kestirilemezdi. Ama Seldon istatistikleri bir insan kitlesine uygulayabileceğini anlamıştı. Kitle ne kadar büyük olursa, varılan sonuç da o denli doğru oluyordu. Seldon’un üzerinde çalıştığı insan kitlesiyse Galaksinin bütün nüfusuydu. Onun zamanında Galakside milyar kere milyar insan yaşıyordu. Hari Seldon çok güçlü gözüken görkemli İmparatorluğun önlenemeyecek bir biçimde yozlaşmakta ve çökmekte olduğunu gördü. Yaygın olan inanca ve mantığa karşın! Seldon, Galaksi kendi haline bırakıldığı takdirde, sağlam bir yönetim biçimi kuruluncaya dek, insanlığın otuz bin yıl sürecek, kargaşalıklarla dolu, mutsuz bir evre geçireceğini önceden saptadı. (Ya da denklemlerini çözerek simgeleri yorumladı. Tabii bu da aynı şey demekti.) Seldon durumu düzeltmeye, sadece bin yıllık bir sürenin sonunda barış ve uygarlığı sağlamaya karar verdi. Dikkatle, sadece bilim adamlarından oluşan iki merkez kurdu. Bunlara “Vakıf”, adını…

Vakıf ve İmparatorluk (Altın Galaksi) – Vakıf #2 / Isaac Asimov
Bilimkurgu/ 23 Mart 2020

Vakıf ve İmparatorluk Vakıf ve İmparatorluk’tan… Genç adam çalışma odasının duvarına dokundu, sonra da parmaklarının uçlarına baktı. “Demek Siwenna’da böyle bir şey var?” Barr hafifçe güldü. “Başka hiçbir yerde böyle bir aygıt yok sanırım. Elimden geldiği kadar aygıtı onarmaya çalışıyorum. Sizi kapıda beklettiğim için özür dilemeliyim. Otomatik olarak bir konuğun geldiğini haber veriyor ama artık kapıyı açamıyor.” “Demek yeterince onaramıyorsunuz.” Riose’nin sesinde hafif bir alay vardı. “Artık yedek parça bulunmuyor. Oturmaz mısınız, efendim? Çay içer miydiniz?” “Siwenna’da mı? Burada çay içmemek toplum açısından âdeta imkânsız, efendim.” Yaşlı soylu ağır ağır eğilerek selâm verdikten sonra sessizce uzaklaştı. Bu hareketi ona son yüzyılın daha güzel günlerinde yaşamış olan eski aristokrasiden kalan resmi bir miraçtı. Riose uzaklaşan ev sahibinin arkasından baktı. O dikkatli nezaketine biraz şaşkınlık karışmıştı. Kendisi bir savaşçı olarak eğitilmişti. Geçirdiği tecrübeler de yine savaşla ilgiliydi. Şu klişeleşmiş sözü tekrarlamak gerekirse, Riose da birçok kez ölümle yüzyüze gelmişti. Ama bu tanıdık, âdeta elle tutulabilecek bir ölümdü. İşte bu yüzden Yirminci Uzay Filosunun tapınılan komutanının birdenbire âdeta havasız kalan bu çok eski odada ürpermesine şaşmamak gerekiyordu. Riose raflara dizilmiş olan fildişi süslü siyah küçük kutuların kitap olduğunu anladı. Eserlerin adlarını hiç duymamıştı. Odanın dibindeki büyük aygıtın kitapları istendiği zaman ses ve görüntü…

Vakıf (İmparatorluk) – Vakıf Serisi #1 / Isaac Asimov
Bilimkurgu/ 22 Mart 2020

Vakıf Vakıf’tan… Normal uzayda hiç kimse ışık hızından daha süratle ilerleyemezdi. (Bu insanlık tarihinin şafak zamanından beri bilinen birkaç bilimsel gerçekten biriydi.) Bu yöntemle insanların yaşadığı en yakındaki güneş sistemlerine bile yapılacak bir yolculuk yıllarca sürerdi. Ama insan hiper-uzayda Galaksinin bir ucundan diğerine bir anda gidebilirdi. Hiper sistem hayal edilemeyecek bir bölgeydi. Ne zamandı, ne de mekân. Ne maddeydi, ne de enerji. Ne “hiç” di, ne de bir “şey”. Gaal bu “sıçrama”lardan ilkini beklerken mide kasları hafif bir korkuyla büzüldü. Ama “sıçrama” sadece hafif bir sarsıntıyla sona erdi. Gaal ‘in içinde bir yere vuruldu sanki. Ama genç adam daha ne olduğunu anlayamadan bu da sona erdi. Hepsi o kadar. Gaal de ondan sonra diğer konularla ilgilendi. Örneğin, İmparatorluğun 12 000 yıl boyunca gösterdiği gelişmenin başarılı sonucu olan büyük ve ışıltılı gemiyle ilgilendi. Kendisini düşündü. Matematik alanında doktorasını yeni yapmıştı ve ünlü, ulu Hari Seldon onu Trantor’a davet etmişti. Bilgin, Gaal ‘in o pek geniş ve biraz da iddialı Seldon projesine katılmasını istiyordu. Gaal ilk “sıçrama” yüzünden düş kırıklığına uğramıştı. Şimdi Trantor’u ilk göreceği anı bekliyordu. Seyretme odasındaydı genç adam. Çelik panjur kapaklar bildirilen zamanlarda açılıyordu. Gaal bu fırsatı kaçırmıyor, yıldızların ışıltılarını seyrederek bir yıldız kümesinin oluşturduğu inanılmayacak sis bulutunun zevkini…

Uzayın Bekçileri / Isaac Asimov
Bilimkurgu/ 21 Mart 2020

Uzayın Bekçileri Uzayın Bekçileri’nden… Wenda’yla Roi birbirine çok yakındılar. Bir ilişkinin olabileceği kadar yakın. Hatta böyle bir yakınlık kadın için uygunsuz sayılabilirdi. Wenda’nın “Yumurtalık Bölümü”ne girmesine ömrü boyunca bir kez izin verilmiş ve ona bir daha böyle bir şey olmayacağı açıkça söylenmişti. Irk bilimci, “Sen standartlara pek uymuyorsun, Wenda,” demişti. “Ama çocuk yapabilirsin. Ve biz de seni bir tek defa deneyeceğiz. Belki başarılı oluruz.” Wenda işe yaramasını istiyordu. Çok istiyordu hem de. Daha yaşamanın başlangıcında pek de zeki olmadığını anlamıştı. Hiçbir zaman bir “Çalışıcı”dan başka bir şey olamayacaktı. Irkı düş kırıklığına uğratırsa çok utanacaktı. Yeni bir varlık yaratmak için ona bir fırsat verilmesini çok istiyordu. Bu onda bir saplantı halini almıştı. Wenda yumurtasını geliştirme aygıtının bir köşesine bıraktıktan sonra seyretmeye başladı. Eşit gen dağıtımını sağlamak için uygulanan mekanik dölleme sırasında “seçme” aygıtı kadının yuvaya sıkıştırılmış Olan yumurtasını hafifçe salladı. Bu iyiye işaretti. Wenda olgunlaşma dönemini de izlemeyi sürdürdü. Kendisinin olan o yumurtadan çıkan yavruyu gördü. Onun fiziksel işaretlerini ezberledi. Çocuğun büyümesini izledi. O sağlıklı bir çocuktu. Irk bilimci de onu takdir ediyordu. Wenda bir keresinde sıradan bir şey söylüyormuşçasına, “Şuna bakın,” dedi. “Şurada oturan çocuğa. Hasta mı o?” “Hangisi?” Irk bilimci şaşırmıştı. Bu evrede hastalıklı bir çocuk onun ustalığına gölge…

Sonsuzluğun Sonu / Isaac Asimov
Bilimkurgu/ 20 Mart 2020

Sonsuzluğun Sonu Sonsuzluğun Sonu’ndan… Harlan başını sertçe sallayıp öğretmeninin, kupkuru sesiyle canlanan hatırasını bir kenara bıraktı. O günlerde bu rütbe için gerekli yeteneğe sahip olduğu aklının ucundan bile geçmemişti. Fakat duygusal davranıyordu. Elli milyar insan için değil. Elli milyar insan umurunda bile değildi. Yalnızca biri vardı. Bir kişi. Birden aracın durduğunu fark etti ve düşüncelerini bir araya toplamak için bir an duraklarken Teknisyenlere özgü soğuk, duygusuz haline büründü, araçtan çıktı. Terk ettiği araç, tabii ki biraz önce binmiş olduğuyla aynı değildi, artık aynı atomlardan meydana gelmiyordu. Ancak bu, sonsuz için üzerinde durulacak bir konu değildi. Varolduğu gerçeğinden ziyade, zaman içinde seyahatin sırlarıyla ilgilenmek, bir çırağa ya da sonsuzluğa yeni gelmiş birine yakışırdı. Bir tarafında sonsuzluk, bir tarafında normal zamanın bulunduğu, son derece ince olan zamansızlık ve mekânsızhk perdesinin önünde tekrar durakladı. Burası kendisi için sonsuzluğun tamamen yeni bir kısmıydı. Zaman Rehberi’nden gerekli her şeyi öğrenmişti. Yine de içinde yaşamanın yerini tutamazdı ve kendisini uyum sağlamanın ilk şokuna hazırladı. Gerekli ayarlamaları yaptı. Zamandan sonsuzluğa geçiş çok kolay olmasına rağmen, çok daha seyrek yapılan zamana geçiş karmaşık bir olaydı. Perdeyi geçti ve kendini göz kamaştıran bir ışık cümbüşü içinde buldu. Gözlerini korumak için ellerini yüzüne götürdü. Karşısında sadece bir kişi vardı. Onu…

Son Soru / Isaac Asimov
Bilimkurgu/ 19 Mart 2020

Son Soru Son Soru’dan… “Düşünecek olursan, ne kadar şaşırtıcı bir şey” dedi Adell. Geniş yüzünde yorgunluk çizgileri vardı. Cam bir kamışla yavaş yavaş içkisini karıştırarak bardağın içindeki buz parçalarının hareketini seyrediyordu. “Sonsuza kadar kullanabileceğimiz bedava enerjiye sahibiz. Örneğin onu yer küreyi eritip kocaman bir katışık demir damlasına dönüştürmekte kullansak, harcanan kısmı devede kulak bile olmaz. Artık sonsuza kadar ihtiyacımız olan enerjiden çok daha fazlasına sahibiz.” Lupov başını yana eğdi. Birisi ile zıtlaşmak istediğinde böyle yapardı. Şimdi de zıtlaşmak istiyordu, kısmen de içki şişesini, buzları ve bardakları o taşımak zorunda kaldığı için. . “Sonsuza kadar değil” dedi. “Haydi canım, hemen hemen sonsuza kadar. Güneş bitinceye kadar, Bert.” “Bu sonsuza kadar demek değil.” “Pekâlâ öyleyse. Milyarlarca yıl. Yirmi milyar belki. Tatmin oldun mu?” Lupov parmaklarını seyrekleşmiş olan saçlarının arasından geçirdi ve içkisinden küçük bir yudum aldı. “Yirmi milyar yıla sonsuzluk denmez.” “Sonuçta insanlar yaşadıkça onlara yetecek değil mi?” “Uranyum ve kömür de yeterdi.” “Tamam ama her bir uzay gemisini Solar İstasyona bağlayabiliriz ve gemiler yakıt kaygısı olmadan Plüton’a milyon kez gidip gelebilirler örneğin. Ne Uranyum ne de başka bir kaynakla bunu yapamazsın. Bana inanmıyorsan, Multivac’a sor.” “Sormama gerek yok, biliyorum.” “O zaman Multivac’ın bizim için yaptıklarını küçümsemeyi bırak” dedi Adell. Öfkelenmişti. “Müthiş…

Kurtarıcı – Robot #4 / Isaac Asimov
Bilimkurgu/ 18 Mart 2020

Kurtarıcı Kurtarıcı’dan… Gladia, çim alandaki şezlongun fazla nemli olup olmadığına baktıktan sonra oturdu. Kontrollere bir dokunuşuyla şezlong yan yatarcasına oturmasını sağlayacak bir biçime girdi. Diğer bir düğme ise dia-manyetik alanı çalıştırdı ve Gladia her zaman olduğu gibi birdenbire çok rahat hissetti kendisini. Tabii. Aslında şimdi şezlonga kaplanmış olan kumaşın bir santim yukarısında, havada duruyordu. Sıcak ve güzel bir geceydi bu. Yıldızların aydınlattığı mis kokulu Aurora’nın en güzel halini aldığı o gecelerden biri. Gladia ani bir üzüntüyle gökyüzünde şekiller oluşturan o parlak noktalara baktı. Evinin bütün ışıklarını söndürmelerini ‘emrettiği için daha da parlak duruyorlardı bu noktacıklar. Gladia, “Nasıl oldu da ikiyüz otuz yıllık hayatım boyunca yıldızların adlarını öğrenmeye çalışmadım?” diye düşündü. Bu noktacıklardan biri dünyaya geldiği Solario gezegeninin etrafında döndüğü güneşti. Gladia’nın hayatının ilk otuz yılı süresince sadece, “Güneş,” diye tanımladığı o yıldız. Kadının adı bir zamanlar Gladia Solaria’ydı. İki yüz yıl -iki yüz Standart Galaksi Yılı- önce Aurora’ya geldiği zaman ona bu ismi takmışlardı. Böylece, hiç de dostça olmayan bir biçimde, kadının başka bir dünyada doğmuş olduğunu belirtmeye çalışmışlardı. Gladia, Aurora’ya geleli tam iki yüz yıl olmuştu. Bir ay önce dolmuştu bu süre. Ama kadın bunu kutlamak için bir şeyler yapmamıştı. Çünkü o günleri hatırlamayı pek istemiyordu. Daha önce yani…

Şafağın Robotları – Robot #3 / Isaac Asimov
Bilimkurgu/ 17 Mart 2020

Şafağın Robotları Şafağın Robotları’ndan… Elijah Baley kendisini bir ağacın gölgesine atarak, böyle olacağını biliyordum zaten, diye homurdandı kendi kendine. Terliyorum işte. Durdu. Doğrularak elinin tersiyle alnındaki terleri sildi. Sonra da elinin üzerine bulaşan sıvıya aksi aksi baktı. Terlemekten nefret ediyorum! Bunu belirli bir kimseye söylememiş, kozmik bir yasa gibi açıklamıştı. Baley bir şeyi hem gerekli ve hem de hoş olmayan bir duruma soktuğu için yine Kainata kızdı. İnsan Kentte hiç terlemezdi. Tabii bunu istediği zaman durum değişirdi. Kentte ısı ve nem oranı her zaman kontrol altında tutulurdu. İnsan vücudu ısı üretiminin ısı kaybından daha yüksek olmasına yol açacak bir biçimde çalıştırılmazdı hiçbir zaman. İşte bu uygarca bir şeydi. Baley tarlalara doğru baktı. Oradaki erkekli, kadınlı küçük grup Baley’nin yönetiminde sayılırlardı. Çoğu yaşlan yirmiye yaklaşmış delikanlılardı, ama aralarında Baley gibi orta yaşlı olanlar da vardı. Beceriksizce yeri çapalıyor, bazı işleri başarmaya çalışıyorlardı. Bu insanlar inatla çabalarlarken, sırf bu işleri yapmaları için yaratılmış olan robotlar bir kenarda bekliyorlardı. Onlara böyle davranmaları emredilmiş olmasaydı bu görevleri daha ustalıkla yerine getireceklerdi. Gökyüzünde bulutlar vardı ve güneş tam o sırada bulutlardan birinin arkasında kaybolmak üzereydi. Baley kararsızca gökyüzüne baktı. Bu bir bakıma güneşin kendisini fazla ısıtan ışınlarından ve fazla terlemekten kurtulacağı anlamına geliyordu. Ama diğer…

Güneşin Tanrıları / Robot #2 / Isaac Asimov
Bilimkurgu/ 16 Mart 2020

Güneşin Tanrıları Güneşin Tanrıları’ndan… Elijah Baley paniğe kapılmamak için inatla savaşıyordu. Korkusu iki hafta boyunca gitgide artmıştı. Aslında daha önce kapılmıştı korkuya. Onu Washington’a çağırarak sakin sakin kendisine yeni bir görev verileceğini açıkladıkları zaman. Zaten Washington’a çağrılmak bile insanı sarsmak için yeterliydi. Üstelik ayrıntılar açıklanmamış, sadece Baley’e Washington’a gelmesi emredilmiş ve emirle birlikte uçağa binmesi için gidiş dönüş izinleri de yollanmıştı. Buysa durumu büsbütün ürkütücü bir hale sokmuştu. Baley’nin korkusunun bir nedeni uçakla yolculuk yapmasını emretmiş olmalarıydı. Bu da durumun acil olduğunu açıklıyordu. Diğer bir neden de uçağa binme fikriydi. Sadece o kadar. Ama Baley’nin endişeleri o sırada henüz başlamıştı ve baskı altında tutulmaları da kolaydı. Sonuçta Elijah Baley daha önce de dört kez uçağa binmişti. Hatta bir keresinde kıtayı bir uçtan öbürüne aşmıştı bile. Uçak yolculuğu hiçbir zaman hoş bir yaşantı sayılmazdı. Ama bu bilinmeyene doğru atılan bir adım da değildi. Ayrıca New York’tan Washington’a yapılacak uçak yolculuğu sadece bir saat sürüyordu. Kalkış New York iki numaralı hava pistinden yapılacaktı. Pistin üzeri bütün resmi havaalanlarında olduğu gibi güzelce kapatılmıştı. Korunmasız atmosfere çıkmak için kullanılan kapak ancak uçak hız kazandıktan sonra açılıyordu. Bir saat sonra da Washington’daki beş numaralı piste ineceklerdi. Bu da kapalıydı yine. Bundan başka, Baley’in de bildiği…