Alice Harikalar Diyarında / Lewis Carroll
Çocuk/ 25 Nisan 2019

Alice Harikalar Diyarında Alice Harikalar Diyarında’dan… Derken karşısına üç ayaklı bir masa çıktı. Masanın her yanı camdan yapılmıştı: Üzerinde de yalnızca küçücük bir altın anahtar vardı. Alice bunu görür görmez, kesinlikle kapılardan birinin anahtarı olacağını düşündü. Ama nerde!.. Ya anahtar delikleri çok büyük, ya anahtar pek küçük geliyordu: Özetle, kapılardan hiçbirini açamadı. Alice salonu ikinci kez dolaşırken alçak bir perdenin önüne geldi, daha önce bu perdenin ayrımına varmamıştı, arkasında da küçük bir kapı gördü. Alice hemen o küçük altın anahtarı bu minicik kapının kilidine soktu, anahtarın kilide uyduğunu görünce öyle sevindi ki! Kapı küçük bir geçide açılıyordu, geçit de ancak bir fare deliği kadar genişti, fazla değil. Alice diz çöktü ve geçidin öbür ucunda ömründe görmediği kadar güzel bir bahçe gördü. Şimdi, bu karanlık geçitten kurtulup o serin çeşmeler, o renk renk çiçek tarlaları arasında dolaşmaya can atıyordu.. Ama kapıdan başı bile sığmıyordu. Zavallı Alice ”Zaten omuzlarım geçmeden başım geçmiş ne işe yarar?” diye düşündü. ”Ah! Bir dürbün gibi uzayıp kısalabilseydim ne iyi olurdu! Nasıl başlayacağımı bilsem belki de becerirdim ya.” Çünkü deminden beri öyle olmayacak şeyler olmuştu ki Alice artık yapılması olanaksız pek az şey bulunduğuna inanıyordu. Hep böyle kapı önünde beklemenin bir yararı yoktu, onun için Alice de…

Şişkolarla Sıskalar / Andre Maurois
Çocuk/ 11 Eylül 2018

Şişkolarla Sıskalar Şişkolarla Sıskalar’dan… Yalnız yemeklerde pek anlaşamazlardı. Tanyeri Hanımla Ünal yemek yemeyi pek severlerdi. Ünal okuldan döner dönmez doğru mutfağa gider, akşama ne yemek olduğuna bakardı. Söylendiğine göre, daha sekiz aylıkken masada yanında oturan annesinin tabağındaki baklavayı kaptığı gibi mideye indirmiş. Ferit Beyle İlkay ise yemeklerle hiç mi hiç ilgilenmezlerdi. Önlerine ne konursa çabucak yerler, Ferit Bey işine, İlkay da oyuncaklarının başına dönerdi. İkisi de zayıftı. «Ünal,» dedi Ferit Bey, «bu gidişle tam bir şişko olacaksın!» Tanyeri Hanım korkuyla oğluna baktı. Şişmanlayacağım diye ödü kopardı. Ama ne yapsın kadıncağız… tatlılara, özellikle hamur tatlılarına dayanamazdı; güzelliğini korumak için her gün uzun yürüyüşlere çıkar, sabahları evin çevresinde yarım saat koşardı. «Ne?» dedi. «Ünal’ın neresi şişko?» Kardeşine takılmayı pek seven İlkay, «Şişko işte!» diye bağırdı. «Şiiişkooo, şiiişkooo!» Kardeşiyle o kadar alay etti ki, yemekten sonra Ünal dayanamadı, bir yumruk patlattı onun suratına; İlkay kendini yerde buldu, ağlamaya başladı. Görüldüğü gibi, iki kardeş sık sık kavga ediyorlardı. Yaz ortasında bir Pazar günüydü. Ferit Bey, çocukları koruda gezmeye götürecekti. Söz vermişti. İlkay’la Ünal bu gezintilere bayılırlardı. Hava güzelse, birkaç kilometre yürüdükten sonra Ferit Bey kayaların, ağaçların arasında gölgeli bir yer aramaya başlardı. Oturur, sırtını yosunlu bir kayaya dayar, cebinden ya bir kitap ya bir…