Patates Şövalyeleri / Giovanni Guaresci
Mizah/ 19 Kasım 2019

Patates Şövalyeleri Patates Şövalyeleri’nden… Filimario üç kere daha hamle yaptı; üçgün kadar kapının önünde sabahladı, sonra gene amcasının evine döndü. Üç yıl daha Filip amcasının yanında yaşadı ve artık canına tak dedi, çünkü amca ahretlik olmuş, son nefesini verirken de: Filimario, demişti, takdis ediyorum seni. İhtiyarlığımı cennet ettin, artık beni bir vasiyetname yazma zahmetinden kurtardın. Senin yardımın sayesinde bilanço temiz çıktı doktor ile papaz efendiye borcu temizledikten sonra, geriye iki frank kalıyor; işte senindir bunlar, dilediğini yap… Filimario amcayı ebedi istirahatgâhına yerleştirdi, iki frangı sağa sola harcadı ve kendisini sokak ortasında buldu. Ama burada pek uzun boylu kalmadı; Filip amcanın kıkırdayıp gitmesinden bir hafta sonra, aile noterinden bir yazı aldı: «Strepefiet’e yolculuğunuz sırasında anneniz hanımefendi kalp sektesinden Allahın rahmetine kavuşmuş bulunuyor. Vasiyetnamenin açılması için burda bulunmanız gerektiğini duyururum. Saygılarla.». Filimario notere yollandı ve vasiyetname açıldı. Vasiyetname kısacıktı: «Noter Diks ile tarafından seçilmiş iki tanığın gözü önünde, işbu Hintyağını içmesi şartıyla, bütün malımı mülkümü oğlum Filimario’ya bırakıyorum». Vasiyetname okunup bittikten sonra, noter iki tanığı çağırdı ve demir kasayı açarak içinden Hintyağı şişesini çıkardı, Filimario’ya uzattı. Filimario başını salladı, kabadayıca ama son derece dokunaklı bir sesle: – Hayır, dedi ve kapıya doğruldu. Filimario her ne olursa olsun karakter sahibi bir insandı. Zaten…

Peter İlkesi / Laurence J. Peter & Raymond Hull
Felsefe , Kişisel Gelişim , Mizah/ 20 Nisan 2019

Peter İlkesi Peter İlkesi’nden… Çocukken bana, “Büyükler ne yaptıklarını bilirler” diye öğretildi. Büyükler, bana hep “Peter! Bilgilerin arttıkça ilerleyip yükseleceksin” derlerdi. Ben de eğitimimi üniversiteyi bitirene dek sürdürdüm; bir yandan bana öğretilen görüşlere, öte yandan yepyeni öğretmenlik diplomama dayanarak yaşama atıldım. Öğretmenliğimin daha ilk yılında öğretmenlerin, okul müdürlerinin, eğitim müfettişlerinin ve eğitim müdürlerinin, pek çoğunun sorumluluklarının farkında olmadıklarını, yeteneksizliklerini görüp şaşırdım. Örneğin, bizim okul müdürünün üzerinde durduğu başlıca konular, tüm pencere güneşliklerinin bir hizada olması, sınıflarda hiç çıt çıkmaması ve gül tarhlarının çiğnenmemesiydi. Bölge eğitim müdürünün üzerinde durduğu başlıca konular ise hiçbir azınlık grubuna -bunlar ne denli kargaşa ve eylem yanlısı olurlarsa olsunlar- karşı durulmaması, bir de tüm formların zamanında doldurulup yerlerine gönderilmesiydi. Çocukların eğitimi, yöneticilerin kafalarındaki öncelik listesinin, pek gerilerinde bulunuyordu. Önceleri bu durumun, benim öğretmenlik yaptığım yerin özelliği olduğunu sanarak, başka bir yerde öğretmenlik yapma izni için, başvurmaya karar verdim. Gerekli formları doldurdum, istenilen bilgileri ekledim, bürokrasinin tüm yöntemlerini hevesle yerine getirdim. Birkaç hafta sonra dilekçem, bütün ekleriyle birlikte geri geldi. Hayır, düşündüğünüz gibi değil. Belgelerimde bir eksiklik yoktu, formlar da doğru doldurulmuştu, ilgili birinin onayı, belgelerimin zamanında ve eksiksiz olarak alındığını gösteriyordu. Ancak geri gönderme yazısında, “Yeni Yönetmelik, bu gibi formların postada kaybolmalarına karşı bir önlem olarak;…

Meğer Annem Haklıymış / Zeki Kayahan Coşkun
Mizah/ 4 Şubat 2019

Meğer Annem Haklıymış Meğer Annem Haklıymış’dan… Yuvayı yapan kuşun dişi olduğu, olması gerektiği bilinen bir gerçektir… Annelerin de bu kuşlara yakın tavırlar sergilemesi aileyi aile eden önemli unsurlardan biridir… Anne tutumludur… Paranın değerini bilir… Savurganlığa feci kızar… Ve bu hususta haklıdır tüm anneler… Alışveriş esnasında en kalitelisi en ucuza alınmalıdır… En kaliteliyi ucuza alma isteği Çin ekonomisinin dünyaya hükmetmesinin temel dayanağıdır… Zaten Çin’in bu büyük başarısının altında da anne bilincini iyi algılaması yatar… Ne var ki, kalite pahalıdır… Anne ısrarcı… Dolayısıyla alışveriş süresi uzar… Bir ününün fiyatı uygun gibi görünebilir… Fakat “Ya daha ucuza varsa?” şüpheciliği dükkan dükkan dola ştırır anne ve yanında bulunan çocuğunu… Şuraya da bakalım… Oraya da… Bir müddet sonra nereye uğrandığı unutulup, tekrar aynı yere uğrandığı da vakidir… Alışveriş süresi uzadıkça uzadığından, anne ile alışverişe çıkan çocukta fiziksel zedelenmelerin yanı sıra, abuklamalar ve hatta sabuklamalar (1) görülmektedir. Çocukta alışverişe çıkmanın en belirgin yan etkileri olarak; baş dönmesi, baş ağrısı, mide bulantısı, halsizlik, ağız kuruluğu, titreme, burkulma, sarsılma, sıvışma isteği görülebilir… Dolaşma halinin verdiği bitkinlik bir tek anneleri etkilemez sanki… Onlar alışveriş sonlanıp eve varıldığında bile enerjiktirler… Poşetlerden alınanları çıkarıp, mağazada denendiği yetmiyormuş gibi bir de evde denerler… Deneme anında mağazada defa kez sorulan “nasıl oldu, nasıl…

Yolculuk Nereye Hemşerim / Gülse Birsel
Mizah/ 15 Ağustos 2018

Yolculuk Nereye Hemşerim Yolculuk Nereye Hemşerim’den… Herkese duyururum: “Sabah on bir buçuk, akşam on saatleri dışında arıyorsanız ve yakın arkadaşım, ailem, çalışma arkadaşım değilseniz, çirkin konuşurum!” Bu arada, kimisi de mesaj çekmeye meraklı ki, onların başımın üstünde yeri var! Ne yazık ki, cep telefonu mesajıyla iletişim kurmak, tele-sekreterden bile yeni bir yöntem. Ve biz, daha telesekreterin görgü kurallarını saptayamamışken, mesaj çekme adabına ayak uydurmaya çalışıyoruz. Veya uyduramıyoruz! Suç bizde değil ki. Cep telefonu mesajının adabımuaşeret kurallarını kim, ne zaman yazdı da biz atladık? Örneğin mesaj çekmek için de belli saatler var mıdır? Olmalı mıdır? Bazı cep telefonlarının, mesaj gelince vik viiik diye öttüğünü düşünürsek, belki de evet. Gece geç ve sabah erken saatlerdeki acil durumlar için en uygun iletişim yolu olduğunu düşünürsek, bazı telefonlar-daki mesaj sinyalinin de sessiz olduğunu hesaba katarsak, belki de hayır! Başka bir konu… Geçen gün, bir arkadaşım, hafif bozuk bir sesle beni aradı. “Bayramda tebrik mesajı çektim, almadın galiba” dedi! “Yoo aldım” dedim! -Eeee? -Eee’si, cevap mı vermeliydim? -E yani, nezakettir sonuçta! Nezaket inidir gerçekten? Kartpostal gönderip bayram kutlayan birine, hemen cevabi bir kartpostal göndermek gerekir mi? Veya telgraf zamanında, her tebriğe başka bir telgrafla cevap verilir miydi acaba? “Sağol, stop, sana da, stop!” Üstelik çoğu…

Yazlık / Gülse Birsel
Mizah/ 15 Ağustos 2018

Yazlık Yazlık’tan… Yerde ıslak bir bez. Yatak odasının önündeyim. İkilemim şu: Emine Hanım yatak odasını mı temizledi, salonu mu? Zira hangi taraf temizse, oraya girerken terliklerimi beze silmem gerekiyor. Aksi halde, yani altı ıslak terliklerle pis tarafa geçersem, “Çzamur yapiysun” şeklinde bir eleştiri almam kaçınılmaz! Emine Hanım Karadenizli. Bir gün bir Karadenizli oy-narsam katıksız Karadeniz şivesi konusunda ders alacağım tipte bir Karadenizli. Bazen interkoma basıp kapıcıya bir şey söylüyor: “Ondir orda mı, odayza gelivesuyokari,” gibilerinden. Kapıcı dört kere tekrar ettirince kızıp, şahane bir sövgüyle kapatıyor interkomu ve bana dert yanıyor: “Anlamiyrum anlamiyrum, ne anliysun ki.” “Haklısın val-la,” diyorum ama ben de anlamamış oluyorum esasında“Önder orada mı, oradaysa bir yukarı geliversin,” demiş olduğunu! Şahane biçimde beyaz tenli, mavi gözlü, 1.80 boyunda, iri yarı ve çoğu Karadenizli kadın gibi sert, kalın sesli Emine Hanım. Dolayısıyla kapıcı da ben de tırsıyoruz biraz! Temizlik günleri evdeki tüm iktidar Emine’nin. Üstelik de ülkeyi diktatörlükle idare ediyor. Bense bildiğin yanaşma, en itaatkâr, en alt sınıftan bir tür serf, hatta paryayım! Bir odadan diğerine giderken Emine’nin gözünün içine bakıyorum koskoca şanlı şöhretli halimle! Terliklerime cinai bir bakışı hemen tornistan etmeme yetiyor. Anlıyorum ki o oda daha silinmemiş ve az önce bir bezi yere atıp buyurgan bir sesle…

Hala Ciddiyim / Gülse Birsel
Mizah/ 15 Ağustos 2018

Hala Ciddiyim Hala Ciddiyim’den… Hemen sikiyönetim ilan edildi ve mutfakta “kabak kalyesi” çizgisine dönüldü! Geçtigimiz hafta okudugum bir yaziysa beni aileme ve Ayse’ye karsi bir kez daha minnettar kildi: ABD ve Fransa’nin geleneksel yemek kültürlerini inceleyen Amerikali tarihçilerin arastirmasi, aile ile beraber yenen yemegin obeziteyi engelledigini ortaya koydu. Anne babalar, yemek masasina oturduklarinda, hem kendilerini hem çocuklarini denetliyorlardi! Yani “Ispanagini bitir, bacagini kirmayayim”, sadece çocugun demir almasi için degil, çikip disarida duble hamburger yemesini engellemek için de iyi bir yöntemdi! Beni bugünlere kadar 38 beden getiren tüm aile üyelerine, es, dost ve akrabalara tesekkürler. Siz olmasaydiniz vücudum yüzde 75 su, yüzde 25 isken-derden olusacakti! Sanat kimin içindir? New York’ta çektigim “sanat sanat içindir” çizgisindeki entel dantel ögrenci filmimde, yetenekli tiyatro ögrencisi Greg’e basrol vermistim. Yillar sonra ayni Greg bizim kanallarin gece yarisindan sonra kirmizi noktayla yayinladigi baska tür “sanat” filmlerinden birinde yine basrolde karsima çikti! “Insaat” filmini gördüm. Filmden aklimda kalan en önemli sey oyunculuk. Emre Ki-nay’in, Sevket Çoruh’un, Seyhsuvar Aktas’in, daha ufak bir rolde olmasina ragmen özellikle de Binnur Kaya’nin oyunculugu muhtesem. Insaat, tek mekânda geçen, küçük bütçeli bagimsiz film izlenimi veren bir çalisma. Oysa bir buçuk milyon dolar harcanmis. Aklima New York’ta Hi-8 formatla çektigimiz 400-500 dolar bütçeli…

Gayet Ciddiyim / Gülse Birsel
Mizah/ 15 Ağustos 2018

Gayet Ciddiyim Gayet Ciddiyim’den… Çalışan bir kadının nedense vakti daha boldur. Sizi iki toplantı, bir bütçe görüşmesi, bir kokteyl parti, alışveriş ve yarım mülakat arasına sıkıştırıverir. Oysa bir ev kadını “O gün doluyum, manikür yaptıracağım,” der mesela! Ev kadınları yarım saatlik işleri bir bütün güne yayma eğilimindedirler. Erzak alışverişi, saç kestirme, arkadaşla kahve içme, evdeki musluğun tamiri, onlar için tam günlük işlerdir. Ev kadınlarının telefon konuşmaları da uzun sürer. “Ne yaptın bugün?” denen bir iş kadını, tüm günü “Bildiğin gibi,” diyerek özetlerken, sesinde bir an önce sadede gelmenizi rica eden bir uyarı tonu hissedersiniz. Ev kadını ise anlatmaya başlar: “Sabah kalktım. Kahvaltı ettim. Kahvaltıda artık yumurta yiyorum. İlginç bir rejime başladım. Onu da anlatacağım. Fakat bu bizim yeni kadın yumurtayı bile doğru dürüst yapamıyor. Geçen gün…” Sohbet böyle başlar ve detaylar, tekrarlar ve şikâyetlerle örülü, sonsuza dek devam edebilir. (Tabii ki belli bir kesimden söz ediyorum. Siz tarla sürüp, çamaşırını külle derede yıkayan, ekmeğini bile kendi yapan bir kadın olabilirsiniz. Ama zaten o zaman da siz bir çalışan kadınsınız demektir.) Öğle yemeği yediğim Leyla, 90’lı yıllar boyunca dergi çıkarırken bir yandan gece hayatının altını üstüne getirmiş, aynı dönemde gazetelerde yazı yazmış, boş zamanlarında bir sanatçının menajerliğini yapıp kalan vaktinde de…