SAS / Başkana Şantaj / Gerard De Villiers
Polisiye/ 4 Eylül 2017

Başkana Şantaj Başkana Şantaj’dan… Clifton Carter saatine bakıp sıkıntıyla içini çekti: Bu Allah’ın cezası kapı nöbetinin bitmesine yedi dakika kalmıştı. Washington’a inen otobüsü yine kaçıracak ve kendisini karşılamaya gelen Tina tepinip dururken o da bir sonraki otobüsü beklemek için yarım saat ağaç olacaktı. Ne rezil meslekti bu be! Askerlik hizmetini Langley’deki Central Intelligence Agency binalarında yapmasını teklif ettiklerinde, önündeki belgelere uçar gibi atlamış, hiç düşünmeden imzayı basmıştı. Virginia’da oturduğu için onun da istediği buydu. Her hafta sonu evinde olacaktı. Oysa hafta sonları işte hep böyle sıkıntıyla başlıyordu! Nöbetler dört saat sürüyordu. Clifton’un görevi, beş, altı metrelik Cadillac’lardan, Lincoln’lar den inen subayları ve sivilleri gereğince selamlamak ve kendilerini bekleyen CIA nöbetçilerinin bulunduğu büyük holün kurşungeçirmez cam kapısını açmaktan ibaretti. Ne tek kelime konuşulur, ne de önemli bir olay olurdu. Son iki ayın en önemli olayı, hafif beyni sulanmış bir amiralin pencereden bir belge düşürmüş olmasıydı. Neyse ki, temmuzun sonu olmasına rağmen hava ılıktı ve yiyecekler de yenebilir türdendi! Clifton tekrar saatine baktı: İkiye üç dakika vardı. Şansı yardım ederse, nöbet değiştirmede bir dakika kazanabilirdi. Ortalıkta ne bir araba, ne de selamlanacak biri vardı. Askerliğinden bir gün daha eksilmişti! Sırtım bir ağaca yaslayıp güneşi yansıtan çelik ve camdan oluşma binanın cephesini seyretmeye…

SAS / Bağdat Mahkumları / Gerard De Villiers
Polisiye/ 4 Eylül 2017

Bağdat Mahkumları Bağdat Mahkumları’ndan… “Cemal’in kendini feda etmesi bir işe yaramamıştı! Malko darağacına yürürken arkadaşı gibi vakur olmaya çalıştı. Titremesi geçmişti. Farkında olmadan kendini darağacının dibinde buldu. İp iki metre yukarda sallanıyordu. Birkaç saniyelik ömrü kalmıştı. Malko çenelerini sıkmaya başlayarak dişlerinin arasındaki siyanür hapını kırmaya karar verdi. Iraklılara kendisini asma zevkini tattırmayacaktı.” CIA’nin, Irak’ta ABD hesabına casusluk yapma suçuyla tutuklanan adamını kurtarmak için yaptığı girişimler sonuçsuz kalınca, adamı ülkeden kaçırma görevi Malko’ya verilir. Ne var ki Şirket, hiçbir yardım garantisinde bulunmamaktadır. Malko bu işte tek basınadır. Bir başka deyişle görevi başarması için bir mucize gerekmektedir Malko güneşten kamaşan gözlerini kırpıştırdı ve bir an durdu. Omzunda Çekoslovak malı bir makineli tüfek bulunan nöbetçi sert bir hareketle iterek onu diğer mahkűmların bulunduğu kafeslerden birine itti. Kafesler, hayvanat bahçelerinde vahşi hayvanların kapatıldıkları türdendi, iki kafeste toplam on iki mahkűm bulunuyordu ve Bağdat’ın yirmi beş kilometre güneyindeki Bakuba hapishanesinin avlusunda bir köşeye yerleştirilmişti. Saat sabahın altı buçuğuydu. İdam edilecek bu on iki mahkűm, sanki hiçbir şey yokmuş gibi yarım saat önce kaldırılmışlardı. Ama idam haberi hapishanede bulunan siyasi diğer dört. Yüz mahkűm arasında hemen yayılmıştı. Iraklı askerler Malko ile diğer idamlıkları koridordan geçirirken hapishanede büyük bir gürültü çıkmıştı. Mahkűmlar ellerine geçirdikleri sert cisimleri demir…

SAS / Azrail Beyrut’ta / Gerard De Villiers
Polisiye/ 3 Eylül 2017

Azrail Beyrut’ta Azrail Beyrut’ta’dan… Harry Erivan, evcil hayvanlar satan dükkândaki kafeslere dikkatlice baktı. Biri beyaz öteki siyah iki kaniş ilgisini çekti. Harry ellerini yağmurluğunun cebine sokarak hayvanları yakından inceledi. Aradığını bulmuştu. Mağazanın sahibi, iriyarı Lübnanlı bir kadındı. Harryye yaklaştı ve Arapça: -Bir köpek mi istiyorsunuz? Onlar çok sevimli, dedi. Harry kadının yüzüne bakmadan: -Ne kadar? diye sordu. özellikle Fransızca söylemişti. Yirmi yıldan beri Lübnanda yaşayan Harry, Arapçayı en az anadili olan Ermenice ve Türkçe kadar iyi konuşurdu. Fakat Arapları bir türlü sevememişti. -Yüz elli Lübnan Lirası, dedi kadın. Kalın camlı gözlüklerinin arkasında, Harrynin gözleri faltaşı gibi açıldı. Düşündüğü şey için yüz elli lira! Hiç konuşmadan geri döndü ve dışarı çıktı. Portakal rengi eski Mustangine bineceği sırada kadının sesini işitti: -Yüz yirmi! Harry arabasına bindi. Türkçe bir küfür mırıldanarak hareket etti ve Clemenceau Caddesine döndü. Yavaş gidiyordu. Çünkü yol kaygandı ve frenleri de iyi tutmuyordu. Ford, İsrailde fabrika açtığı için Araplar tarafından boykot edilmişti. Bu yüzden yedek parça bulunamıyordu. Yeni bir araba alacak durumu da yoktu. Endişeli bir vaziyette trafiğe karıştı. Akşam olmuştu. Önünde, ancak iki veya üç saati vardı. Birdenbire, 62. Sokaktaki dükkâna geri dönmeye karar verdi. Son zamanlarda, Beyrut sokaklarına birer numara verilmişti. Fakat hiçbir zaman doğru dürüst bir…

SAS / Atina’da Cinayet / Gerard De Villiers
Polisiye/ 3 Eylül 2017

Atina’da Cinayet Atina’da Cinayet’ten… İyi ki doğdun, Henry!.. İyi ki doğdun Henry!.. Bu geleneksel kutlama, gürültülü bir alkışla noktalandı. Kalabalık, kırmızılı beyazlı on mumla süslü pastaya yaklaşması için Henry Eagletona yol açtı. Birleşik Devletler Elçiliğinin birinci kâtibi yanaklarım şişirip bir üfleyişte mumların tümünü söndürdü. Amerikalı gülerek doğrulurken yeni bir alkış tufanı koptu. Gür siyah bıyıkları, açılmış alnı ve kocaman yuvarlak gözleriyle iri bir foku andırıyordu. Elçilik salonunda yüz kişi kadar vardı. Elçiden Rum memurlara varıncaya dek herkes, gürültülü bir biçimde Henry Eagleton un 46. yaşını kutluyordu. Kaytan bıyıklı, güler yüzlü, seyrek saçlı, elli yaşlarında görünen bir davetli elindeki şampanya kadehlerinden birini Henryye uzatarak: -Atina’ya hoş geldin! dedi. Dilerim, ellinci yaşım da burada kutlarız. Henry Eagleton gülümseyerek kadehini kaldırdı. -Ben de seni denizde sanıyordum, Mattiaki! Hangi rüzgâr attı seni buraya? -Egede imbat eser, dostum! Yunan Gizli Servisi KYP nin Patronu olan General Mattiaki Agatyu mayıs ayı geldi mi kotrasından ayrılmazdı. Henry Eagleton ile beş yıl önce Kıbrıs’ta tanışmışlar, o günden bu yana da senli benli dost olmuşlardı. Rumcayı Yunanlı gibi konuşmakla övünen Henry Eagletonun Yunanistan da üçüncü göreviydi bu. Son olarak, Amerikan askeri yardım programı JUSSMAC ın temsilcisi olarak görevlendirilmişti. Henry şampanya kadehini bir dikişte boşalttı. Mattiaki de onu izledi. Davetlilerin…

SAS / Angola Görevi / Gerard De Villiers
Polisiye/ 3 Eylül 2017

Angola Görevi Angola Görevi’nden… Tropiconun barına dalan Edouarda Jardim, kalçalarını sallaya sallaya masaların arasından ilerledi. Kır saçlı iki Güney Afrikalı başlarını kaldırıp iştahla bu hareketli vücudu seyrettiler. Melez dilber gençliği, kısa kıvırcık saçları ve üzerindeki iki beden küçük daracık elbisesinde taşacakmış gibi duran yuvarlak hatlı Vücuduyla, Luandada hayatları kaymış beyazlar için bulunmaz türden bir dişiydi. Edouarda bara yaklaşarak yüz hatları düzgün sakallı birinin karşısına oturdu. Sıyrılan etekliğinin altından ortaya çıkan baldırları yan masadaki bir Rodezyalının hemen dikkatini çekmiş olmalı ki, adamın gözleri iri iri açıldı. Adam tekrar önündeki viskiye dönerek içinden ırk ayrımına karşı çıkmanın yararlı bir fikir olduğunu geçirdi. Zaten Luandadaki tüm afişlerde de bu fikir yazılı değil miydi? -Buon noite, Len! Dedi Edouarda. Sesi de en az vücudu kadar tahrik ediciydi. Sakallı suratını asarak: -Geç kaldın, dedi. Bir saattir seni bekliyorum. Edouarda Jardim umursamaz bir tavırla omuz silkti. Erkeklerle sokakta görünmekten çekinirdi. 24 Nisan 1974 olaylarından beri buna dikkat eder olmuştu. Angola geçici hükümeti bakanlarından birinin sekreterliğini yapıyor ve iyi sayılabilecek bir maaş alıyordu. Aşırı harcamalarını ise sevgilileri karşılardı genellikle. Edouarda kendini hiçbir zaman bir orospu olarak görmüyordu. Sevgililerinden para almazdı, ama hediye olarak verdikleri elbise ve mücevherleri de geri çevirmezdi. Luandanın en modern oteli olan Tropico da…

SAS / Amsterdam Çılgınları / Gerard De Villiers
Polisiye/ 2 Eylül 2017

Amsterdam Çılgınları Amsterdam Çılgınları’ndan.. E 10 Yolu’ndan sağa, Amsterdam şehir merkezine sapan Tom Wonder beyaz Golf’u Haarlemmerweg’e çıkan yokuşa sürdü. Sevgilisiyle buluşmak için günde iki kez Amsterdam Rotterdam arasındaki bu yoldan geçerdi. Üç ay önce NATO’ya görevli gelen Çavuş Tom Wonder Hollanda’da günlerini pop müziği ve yürüyüşle geçireceğini düşünüyordu. Önce Rotterdam’ın kuzeyinde bir sanayi bölgesinde çalışmıştı. Bütün bölge, çitle çevrili bir toplama kampını andırıyordu. Tom, Rotterdam’da limana inmekten çok çabuk vazgeçmişti. Çünkü burada kadınların çalıştığı bir tek bar yoktu. Tek mutluluk, arada bir limandaki büyük kafeteryalarda dolaşan birkaç “kahraman fahişe”ye bir avuç florin karşılığında sahip olmaktan ibaretti. Yemek işine gelince, eğer Endonezya mutfağını sevmiyorsanız hamburgerle patates kızartmasına yatmak zorunda kaldığınızın resmiydi. Tom Wonder bir sabah bürosu civarında yürüyüş yaparken gördüğü manzarayla birden durdu. Göğüslerini sımsıkı saran siyah bir bluzla yırtmaçlı etek giymiş nefis bir dilberle karşılaşmıştı. Genç kadın otobüs durağında duruyordu ve Tom Wonder yanına yaklaşana dek ciddiyetini korumuştu. Genç Amerikalı siyah bıyığı, temiz yüz ifadesi ve atletik yapısıyla oldukça çekiciydi.  Çünkü ondan sonra hâlâ da devam eden yeni bir dönem başlamıştı. Tom Wonder savaştan hiç hoşlanmıyordu. Orduya girme sebebi, “halkla ilişkiler” diplomasına rağmen iş bulamamasıydı. Ailesi anlayışlı davranmıştı, ama onun bu mesleğini kuşkuyla karşılıyorlardı. Prins Henrikkade’deki kırmızı ışıkta durduğunda,…

SAS / Amman’da Katliam / Gerard De Villiers
Polisiye/ 2 Eylül 2017

Amman’da Katliam Amman’da Katliam’dan… Atinanın yeni havalimanı binasında bunaltıcı bir sıcak vardı. Mayısta böyle sıcak inanılır gibi değildi. Arthur Baker paketindeki son sigarayı yakıp kulak kabarttı. Hoparlörlerden bir ses yükselmişti: TWAnın Kahire ve Karaçi istikametinden gelen 271 sefer sayılı uçağı. iki buçuk saatlik bir rötar hiç de fena sayılmazdı! Arthur Baker elindeki sigarayı atıp yolcuların gireceği 8 numaralı kapıya doğru ilerledi. On dakika daha beklemesi gerekiyordu. Nihayet, beklediği adamı Pakistanlı bir grubun ortasında gördü. Üzerindeki sivil giysiye rağmen, asker olduğu belliydi. O da Arthur Bakerı farketmiş, ama hiç belli etmemişti. Yalnız yolcular gibi davranarak binadaki hatıra eşyası satan dükkânları dolaştı, sonra bara girip oturdu ve çantasını yanına koydu. Arthur Baker da bu arada Yunan sanat eserlerini ta\nıtan afişlere dalmıştı. Sonunda, oradan ayrıldı ve tuvaletlerin yolunu tuttu. Aym anda, barda oturan Mısırlı da çantasını aldı ve tuvalete doğru ilerledi. Etraf çok kalabalıktı. İki adam birer dakika arayla tuvalete girdiler. – Ne oldu? Arthur Baker dudaklarını hiç oynatmadan konuşmuştu. Ellerini sabunlayarak yandakine bir göz attı. Yan lavaboda elini yıkayan Mısırlı ise aynadan kapıyı kontrol ediyordu, Onu öldürecekler! dedi. Arthur Baker sıçradı. – Hüseyini mi? – Evet. – Neden? Mısırlı sesini biraz daha alçalttı. – Kudüs öyle istiyor, israillilerle anlaşmaya yanaşmıyormuş.Onlar da onu…

Brandenburg / Glenn Meade
Polisiye/ 2 Eylül 2017

Brandenburg Brandenburg’da, Avrupa Güvenlik İdaresi’nde uzman olarak çalışan Volkmann. Elinde anlamsız konuşmalarla dolu bir bant ve yarısı yanmış eski, siyah beyaz bir fotoğraftan başka bir şey olmadığı halde bir cinayeti çözmeye çalışıyor. Bu fotoğraf Avrupa tarihini elli yıl geriye götürecek bir planı açığa çıkarırken, Volkmann’ı da çocukluk yıllarının acılarıyla yüz yüze getirir…

Kar Kurdu / Glenn Meade
Polisiye/ 22 Mart 2017

Kar Kurdu Kar Kurdu’nda.. Stalin’in aklî dengesinin bozulduğu ve dünya barışını tehlikeye atabileceği yolunda istihbarat alan Eisenhower, cesur bir karar alarak “Kar Kurdu” operasyonunu onaylar. İki CİA ajanı operasyonu yürütmekle görevlendirilir. Fakat onlar daha Moskova’ya varmadan, KGB planı öğrenecektir… Glenn Meade Eski gazeteci ve uluslararası üne sahip yazar Glenn Meade, 1957 yılında İrlanda’nın başkenti Dublin’in Finglas kasabasında doğdu. “Irish Times” ve “Irish Independent” gazetelerinde yazdı. İlk romanı “Kar Kurdu”yla şöhreti yakalayan Glenn Meade’in romanları, yirmiden fazla dile çevrildi. Yazarlığının yanı sıra eğitim pilotu olarak da çalışan Meade, 1980’lerin ortalarından, ilk romanını yazana kadar (1994) Dublin’deki Strand Tiyatrosu’nda kendi yazdığı bir dizi oyunun yönetmenliğini de yaptı. Uzun yıllar pilot eğitmeni olarak çalışan Glenn Meade, artık sadece yazarlık yapıyor. Eleştirmenler, Glenn Meade’in romanlarını, olay ve kurgu bakımından, Frederick Forsythe, John le Carre ve Tom Clancy’nin heyecanlı bir karışımı olarak niteliyor. Uluslararası başarı kazanan romanları, olayların geçtiği Rusya, Mısır, Avrupa ve ABD’de kılı kırk yaran araştırma ve incelemelerin ürünüdür.