50 Soruda Psikiyatri / Ali Nihat Babaoğlu
Psikoloji/ 2 Eylül 2018

50 Soruda Psikiyatri 50 Soruda Psikiyatri’den… Yemek yeme davranışı bugün pek çok dış etkiye maruzdur. Özellikle de vücut yapısı üzerine medya organlarındaki artan ilgi, bu konuda yazılanlar ve söylenenler, kişilerin toplumun istediği türden bir vücut yapısına sahip olmak isteği geliştirmelerine neden olmaktadır. Aşırı yemek yemek ya da zarif ve ince olmak amacıyla aşırı açlık, çok az beslenmek gibi davranışlar, toplumlar arasında fark olmaksızın çağın hastalığı sayılmalıdır. Ancak bu tür davranışlar, yani az beslenmek ve çok aşırı besin almak davranışları, daha bu modalar olmadan da vardı. Dolayısıyla bunu modalara, genel kabul gören durumlara bağlamak doğru değildir. Yeme bozuklukları yemek yememe ve aşırı yemek yeme türünden olmak üzere türlere ayrılır. Anoreksiya nervoza: Yaş ve boy uzunluğu bakımından olması gereken en az kiloda ya da bunun üzerinde bir vücut ağırlığına sahip olmayı kabul etmemeyle belirlenen bir durumdur. Beklenenin yüzde 85 altında bir vücut ağırlığına sahip olmaya yol açan bir kilo yitimi ya da büyüme döneminde beklenenin yüzde 85 altında olan bir vücut ağırlığına sahip olmaya yol açan bir biçimde kilo alımını gerçekleştirememe bir anoreksiden söz etmeyi gerektirir. Kişi beklenenin çok altında bir vücut ağırlığına sahip olmasına karşın, kilo almaktan ya da şişman biri olmaktan aşırı korkmaktadır. Kişinin vücut ağırlığını ya da biçimini algılama…

İnsanı Tanıma Sanatı / Alfred Adler
Psikoloji/ 27 Ağustos 2018

İnsanı Tanıma Sanatı İnsanı Tanıma Sanatı’ndan… Çevreye uyum zorunluluğundan kaynaklanıp, dışarıdan gelen izlenimleri alma yeteneği ve ruhsal mekanizmanın her zaman bir amaç izleme özelliği, bir insanın dünya görüşü ve idealinin henüz çok erken bir dönemde ruhta oluştuğu düşüncesini akla yakın göstermektedir. Ne var ki, ilgili dönemde dünya görüşü ve ideali henüz belli bir biçim taşımamakta ve kesinlikle saptanamamaktadır; ama onun bizde bir aşinalık duygusu uyandıran, bizim anlaşılabilir gördüğümüz, her zaman yetersizlik duygusuyla karşıtlık oluşturan bir atmosfer içinde salınıp durduğunu söyleyebiliriz. Ruhsal devinimlerden söz açılabilmesi için, bireyin belirli bir amaca yönelmesi zorunludur. Bu da, bilindiği gibi, bir devinim olanağının ya da bir devinim özgürlüğünün varlığını gerektirir. Devinim özgürlüğüyle sağlanan ruhsal zenginleşme küçümsenecek gibi değildir. İlk kez yerden kalkıp bacakları üzerinde dikilen bir çocuk, yepyeni bir dünyanın kapısından içeri adım atar, çevresinin düşmanca bir atmosferle çevrilmiş olduğu duygusuna kapılır. Ayakları üzerinde durabilmesi, gelecek hesabına güçlü bir umutla doldurur içini; devinim yolunda harcadığı çabalar, özellikle yürümeyi öğrenmeye yönelik ilk denemeler, değişen büyüklükte güçlükler çıkarır karşısına, ama bazen de hiçbir güçlük doğurmayabilir. Biz büyüklere çoğunlukla önemsiz görünen bütün bu izlenim ve olaylar, çocuğun ruhsal yaşamını, dolayısıyla çocukluktaki dünya görüşünün oluşumunu büyük ölçüde etkiler. Örneğin, devinim konusunda zorluklarla karşılaşan bir çocuk, hızlı devinimlere geniş ölçüde…