Ölümün Kimyası / Simon Beckett
Gerilim , Polisiye , Suç/ 5 Nisan 2020

Ölümün Kimyası Ölümün Kimyası’ndan… Bir an cep telefonumu başkasına verdiğime hayıflandım, sonra bavulumu yerden alıp yola doğru ilerledim. Yolda iki seçenek vardı, sola ya da sağa gitmek. Hiç tereddütsüz sola yöneldim. Sebebi yoktu. Birkaç yüz metre sonra, rengi atmış, tahtadan bir yol işaretinin olduğu bir kavşağa ulaştım. Tabela yan yatmış olduğundan sanki ıslak toprağın altında bir noktayı işaret ediyordu. Ama en azından, doğru yönde ilerlediğimi söylüyordu. Nihayet köye vardığımda hava kararmak üzereydi. Yürürken yanımdan bir iki araba geçti ama durmadılar. Onlar dışında gördüğüm ilk yaşam belirtisi, birbirlerinden uzak ve yoldan epeyce içeride kalan birkaç çiftlikti. Sonra grileşen havada ileride bit kilisenin kulesini gördüm, yarısı sanki çayıra gömülü gibi görünüyordu. Buralarda kaldırım vardı. Her ne kadar dar ve yağmurdan kayganlaşmış olsa da, tren istasyonundan beri yürüdüğüm yol kenarındaki çimenlikten ve çalı çitlerin arasından daha iyiydi. Yol bir kez daha kıvrıldığında, tesadüfen karşınıza çıkana kadar neredeyse gizlenmiş halde duran köy gözünüzün önüne seriliyordu. Pek de kartpostallardakı köylere benzemiyordu, içinde çok fazla yaşanılmış, çok fazla yayılmış hali, İngiliz köyü imgesiyle uyumsuzdu. Dış kesimlerinde savaş öncesinden kalma evler vardı, ama biraz ileride bunlar yerlerini duvarları iri çakmaktaşlarıyla döşeli taş kulübelere bıraktı. Köyün içlerine iyice yaklaştıkça evler yaşlandı, her adımım beni tarihte daha da geriye…

Sicilyalı / Mario Puzo
Suç/ 27 Eylül 2017

Sicilyalı Sicilyalı’dan… MICHAEL CORLEONE, Palermo’da uzun, tahta bir iskele üzerinde durmuş, Amerika’ya gitmek üzere okyanusa doğru yelken açan büyük gemiyi izliyordu. Bu gemiye binmiş olması gerekiyordu fakat babasından yeni talimatlar gelmişti. Burada geçirdiği yıllarda onu koruyan ve şimdi de bu iskeleye getiren, küçük balıkçı teknesindeki adamlarına el salladı. Bu balıkçı teknesi, okyanus gemisinin arkasında annesinin peşindeki bir ördek yavrusu gibi ilerliyordu. İçinde kendisine el sallayan adamlarını; artık göremeyecekti. İskele, diğer gemilerin yüklerini boşaltarak kamyonlara yükleyen kasketli, bol pantolonlu işçilerin koşuşturmalarıyla capcanlıydı. İtalyan’dan çok Arap’a benzeyen küçük, sırım gibi adamlardı, giydikleri şapkaların kenarı yüzlerini örtüyordu. Aralarından bazıları, burada Sicilya’da adlandırıldığı gibi Capo di Capi “Babaların Babası” Don Croce Malo ile karşılaşmadan önce bir zarar görmemesini sağlamakla görevli yeni korumaları olabilirdi. Gazeteler ve dış dünya, onları mafya diye adlandırırdı fakat Sicilya’da sıradan yurttaşların ağzından mafya kelimesi asla çıkmazdı. Don Croce Malo’yu asla, Capo di Capi olarak da adlandırmazlardı, o yalnızca “İyi Adam”dı. Sicilya’daki iki yıllık sürgün yaşamında, Michael, Don Croce hakkında birçok hikâye duymuştu, bazıları öylesine inanılmazdı ki, insanı neredeyse böyle bir adamın varlığından bile kuşkulandırıyordu. Fakat babasından gelen talimatlar açıktı: Don Croce ile tam da bugün öğle yemeği yemesini emrediyordu. Ve ikisi Sicilya’dan ülkenin en büyük eşkıyası Salvatore Guiliano’nun kaçışını ayarlayacaklardı. Michael Corleone, Sicilya’dan Guiliano…

Baba / Mario Puzo
Suç/ 27 Eylül 2017

Baba Baba’dan… AMERİGO Bonasera New York Üçüncü Ağır Ceza Mahkemesinin salonunda oturmuş, adaletin yerine getirilmesini bekliyordu, kızınız insafsızca yaralayan onun şerefiyle oynayan kişilerden adaletin eliyle intikam almış olacaktı. İnsana ürküntü verecek kadar iriyarı bir adam olan yargıç kara cübbesinin kollarını yukarı sıvadı; sanki kürsünün önünde duran iki delikanlıyı dövmeye hazırlanıyordu. Yüzü açık bir nefretle buz gibiydi. Amerigo Bonasera olup bitende hatalı bir yan sezinliyor, ama hatanın ne olduğunu bir türlü anlayamıyordu. “Bir serseri gibi davrandınız.” dedi yargıç sert bir sesle. “Evet, evet” diye düşündü Amerigo Bonasera Hayvanlar. İtoğlu itler. Alabros kesilmiş parlak saçları tertemiz yıkanmış yakışıklı yüzleriyle iki delikanlı başlarını önlerine eğmişler, saygılı, yaptıklarından pişman gibi duruyorlardı. Yargıç konuşmasını sürdürdü : “Ormanda yaşayan aç kurtlar gibi davrandınız. Zavallı kızın ırzına geçmediğiniz için kendinizi şanslı sayın. Yoksa sizi yirmi yıl hapse mahkûm ederdim.” Yargıç sustu. Kalın kaşlarının altındaki gözleri, solgun yüzlü Amerigo Bonasera’dan yana kaydı, sonra bakışlarını, önündeki soruşturma raporlarına çevirdi. Kaşları çatıldı. Kendi isteği dışında bir karara varmış gibiydi, omuzlarını silkti. “Ama gençliğiniz temiz siciliniz, iyi aile çocukları oluşunuz, bir de yasaların intikam peşinde koşmasından ötürü sizi üç yıl ağır hapse mahkûm ediyorum. Karar tecil edilmiştir.” Amerigo Bonasera, bütün benliğini kaplayıp taşan nefret ve hayal kırıklığını, kırk yıllık işi olan…