Cumhuriyet’in İlk Yüzyılı (1923-2023) / İlber Ortaylı, İsmail Küçükkaya
Tarih/ 22 Ağustos 2018

Cumhuriyet’in İlk Yüzyılı Cumhuriyet’in İlk Yüzyılı’ndan… Irak denen coğrafi bölge, bugünkü Irak’ın küçük bir parçası. Tarihte Irak diye tek başına ve özgür bir ülke yok. Koca Osmanlı, Doğu (Maşrık) Arabistan’ında üç günde çökünce Birinci Cihan Harbi sonunda İngilizlerin cetvelle çizip tespit ettiği yerlerden biri Irak, biri de Ürdün’dür; Körfez civarı ve Suudi Arabistan da böyledir. Bugünkü Suriye de tarihteki Suriye değil. Halep vilayeti gibi fazlalıklar var. Kim kimden Hatay’ı ister veya Halep’i istemesi gerekir belli değil. Nihayet Suriye’nin genç yönetimi aklıselime ulaştı. Bölgedeki bazı çöküntüleri önlemek için birlikte hareket etmenin ve anlamsız talep ve iddialardan vazgeçmenin daha makul olduğunu anladı. Son ziyaretler bu bakımdan ümit vericiydi derken, Arap Baharı’nın yansımasıyla bölgede isyan başladı. Esad hanedanından en çok canı yanan Sünniler, İhvan-ı Müslimin esasını teşkil ediyordu. Cezalandırmaları da ağır oldu. Nusayriye (Alevi) takımı ise can havliyle Beşşar Esad rejimini destekliyor. Hıristiyanlar da onlarla birlik oluyor. Dürzîler bir kenarda duruyor. Zaten kavgaya karışırlarsa iyi savaşçı olduklarından ortalık toz duman olur. Dürzîler malum; İsrail’de ama ağırlıklı olarak Cebel-i Lübnan (buraya Cebeli Dürzü de denirdi) ve Suriye’de yaşarlar. Arapça konuşmanın ötesinde Arap kavmiyle gündelik ilişkileri bile çok kopuktur. Üç devletin yurttaşı olmalarına rağmen aralarında çok sıkı iktisadi, kültürel ilişkiler vardır ve “ukkal” dediğimiz ki…

Avrupa Ve Biz / İlber Ortaylı
Tarih/ 22 Ağustos 2018

Avrupa Ve Biz Avrupa Ve Biz’den… Batılılaşmanın kadroları ithal edilebilirdi veya kendi bünyemiz içinde de yetiştirilebilirdi. Osmanlı modernleşmesi kadro yetiştirmeyi ve bunun için okullaşmayı belirli ölçüde başarmıştır ve Cumhuriyet Türkiyesi, bu alanda başarıyla örülen bir miras devralmıştır. Bu özellik sadece Mekteb-i Mülkiye, Mekteb-i Sultanî (Galatasaray) gibi okullarda değil; fen ve tabiî bilim öğreten Baytar Mektebi, Ormancılık Mektebi, Mühendislik ve Tıbbiye gibi okullarda da görülür. Baytar Mektebi’nden iyi baytarlar, hatta beynelmilel literatür ve tatbikata katkıda bulunanlar yetiştiğini pek kimse bilmez; fakat buradan Ziya Gökalp ve Mehmet Akif gibi biri sosyolog, öbürü millî şair iki Türk büyüğünün yetiştiği bilinir. Mehmet Akif bir şair, ama bir edebiyat dehasıdır. Bazı şiirleri tartışmalı olabilir; ama Fars şiirini bütün incelikleri ile bilen, tanıyan ve zevkle öğreten biriydi. Ankara’da mebusluğu sırasında, Sadî ve Hafız derslerini dinlemek için akşamları Tacettin Dergâhı’ndaki odasına mebuslar ve diğer zevat gidiyor ve Sadî ve Hafız şerhleri dinliyorlar.23 Osmanlı memur ve zabiti, mektep yanında geniş bir coğrafyada yetişir. İmparatorluğu iyi bilen bu sınıf, kendisini hükümdarın değil, devlet ve milletin zabiti olarak görmektedir. Darbelerin kaynağını izah eden psikolojik unsur budur. Bu örgütlü ve hareketli sınıf gerçekten de imparatorluğu en iyi bilen kesimdir. Bir zabit bir sene Yemen’de, iki sene Şam’da kalır. Oradan kalkar, Makedonya’nın…

Okçu Milletin Tarihi / Aknerli Grigor
Tarih/ 22 Ağustos 2018

Okçu Milletin Tarihi Okçu Milletin Tarihi’nden… O müthiş millet, dünyada bize hakim olacaklarına dair Allah’ın iradesine vakıf olunca, askerlerini topladı ve İranlılara karşı yürüdü. İranlılar’a ait küçük bir şehri ele geçirdiyse de İranlılar kısa sürede güçlerini toplayarak şehirlerini geri aldılar. Hatta düşmanlarına ait bazı şehirleri bile ele geçirdiler. Moğollar, Okçu milletin yaşadığı her yere haber göndererek, İranlılara tekrar saldırdılar, bu defa onları yendiler ve şehirlerini, bütün mal ve mülklerini ele geçirdiler. Bütün bunlar yapıldıktan sonra, Moğollar, Cengiz Han adı verilen hanlarından aldıkları yeni bir emirle Ağuvan’a ve Gürcü ülkesine saldırdılar. Gürcü kralı, Moğolların üzerine yürüdüğü haberini alır almaz, altmış bin atlıdan oluşan bir ordunun başına geçerek, Terunagan Kalesi’nin karşısında yer alan ve Gotman denilen büyük ovada savaş pozisyonu aldı. Savaş başladığı sırada, Manasagomk reisi Hamidavla, hak düşmanı şeytanın tahrikiyle, beslediği bir kinden dolayı, Atabeg İvane’nin atının diz sinirlerini kesti. Bu dönemde, Gürcü kralı Laşen ölmüş ve David adlı bir oğlu ile Uruzukan isminde bir kızı kalmıştı. David, Rum Sultanı’nın elinde esir ve hapiste olduğu için, kız kardeşi Uruzukan, Atabeg unvanını almış olan İvane’nin naipliğinde krallığın başına geçmiş bulunuyordu. Yukarıda belirtildiği gibi, Moğolların saldırı haberi duyulunca, İvane, Gürcü Krallığının atlı kuvvetini alarak Gag’a, Pılu Zakare’nin oğlu büyük ve zeki Prens Vahram’ın…

Baltacı ve Büyük Petro / Ahmet Refik
Tarih/ 19 Ağustos 2018

Baltacı ve Büyük Petro Baltacı ve Büyük Petro’dan… Rusya’da Büyük Petro hüküm sürerken, Türkiye eskisi gibi kuvvetli değildi. Kara Mustafa Paşa’nın Viyana’yı kuşatması, Türkiye için büyük bir felâket oldu. Harp tam on altı sene sürdü. Budin, şimdiki Budapeşte, Türklerin bir vilayet merkezi idi. Macaristan Türklerin bir vilayeti idi. Avusturyalılar Budin’i aldılar, Türkler: “Aldı Nemse bizim nazlı Budin’i” diye yürekleri yanarak Budin’den ayrıldılar. Türk Ordusu Zenta’da büyük bir felâkete uğradı. Tek başına Avusturyalılarla, Ruslarla, Lehlilerle, Venediklilerle çarpıştı. Nihayet düşmanlarla uzlaşmaya mecbur oldu. Drava suyu kenarında Karlofça kasabasında düşmanlarla sulh yapıldı. Macaristan elimizden çıktı. Yunanistan’da Mora Venediklilere bırakıldı. Azak Kalesi Büyük Petro’ya terk edildi. Batı Ukrayna Lehlilerin elinde kaldı. Türkler bu tarihten itibaren gerilemeye başladılar. Karlofça Anlaşması’ndan sonra – III. Ahmet ve sadrazamları – Kavanoz, Enişte Hasan Paşa, Kalaylıkoz, Baltacı – Büyük Petro icraat ve ıslahatları Kuzey Harbi – Büyük Petro ve Demirbaş Şarl Çorlulu Ali Paşa’nın siyaseti XII Şarl’ın elçi istemesi Şarl’ın Yusuf Paşa ile diyalogu – Poltava – XII Şarl’ın Bender’e firarı Karlofça Anlaşması Osmanlı hâkimiyetine büyük bir darbe vurmuştu. Kalenberg, Salangamin ve Zenta mağlubiyetleri artık Osmanlıların harici kuvvetlerden de mahrum olduklarını gösteriyordu. Osmanlılar bu büyük mağlubiyetlere gelinceye kadar gerçekten dâhili birçok felaketlere yıkıntılara duçar olmuşlardı. Fakat o aşamada bu…

Osmanlı İmparatorluğu’nda Askeri İsyanlar ve Darbeler / Ahmet Önal, Erhan Afyoncu, Uğur Demir
Tarih/ 17 Ağustos 2018

Osmanlı İmparatorluğu’nda Askeri İsyanlar ve Darbeler Osmanlı İmparatorluğu’nda Askeri İsyanlar ve Darbeler’den… Osmanlılar’ın Avrupa’ya ve diğer Türk beyliklerine üstünlük sağlayıp, dünyanın en büyük imparatorluklarından birini kurma­larının sebebi çok erken tarihte düzenli ordu kurmalarıydı. Gerek Osmanlılar’dan önceki Türk devletlerinin, gerekse Safeviler ve Akkoyunlular gibi Osmanlı ile çağdaş Türk devletlerinin orduları aşiret kuvvetlerinden meydana gelirdi. Avrupa’da da ordular, ya paralı birliklerden veya prenslerin, kontların ve düklerin gönderdiği askerlerden oluşurdu. Osmanlı Devleti’nin ilk dönemlerinde asker ihtiyacı daha çok uç beylerinden ve halktan gelen gönüllülerden sağlanmaktaydı. Orhan Bey döneminde fetihler arttığından düzenli bir orduya ihtiyaç duyuldu ve vergi muafiyeti karşılığı Türk gençlerinden yaya ve müsellem adı verilen bir askerî grup oluşturuldu. Edirne fethedilip, Osmanlı Beyliği Balkanlar’da hızla yayılmaya başlayınca yaya ve müsellemler asker ihtiyacını karşılayamadı. Devlet de giderek merkezi bir yapı kazandığından merkezde daimi olarak bulunup, hükümdarı koruması gereken bir askerî gruba ihtiyaç duyulmaya başlandı. Rumeli yönünde fetihlerin genişlemesiyle elde edilen esirle­rin sayısı da hızla artmıştı. I. Murad’ın veziri Çandarlı Kara Halil ile devlet adamlarından Kara Rüstem devletin ihtiyaç duyduğu merkezi orduyu bu esirlerden meydana getirmeyi düşündüler. Kanun gereği esirlerin beşte biri padişahın hakkı olduğundan uç beylerine aldıkları esirlerin beşte birinin padişaha gönderilmesi emredildi. Esirler merkeze gönderilmeden önce hizmet edebile­cek duruma gelmeleri için Anadolu’daki…

Osmanlı İmparatorluğu Tarihi / Ahmet Cevdet Paşa
Tarih/ 14 Ağustos 2018

Osmanlı İmparatorluğu Tarihi Osmanlı İmparatorluğu Tarihi’nden… İngiltere hükûmeti, Bonapart’ın İngiltere’ye saldırmak için büyük hazırlıklara giriştiğini fark etti. Korunma tedbirlerini almakta gecikmedi. Fakat yüz elli bin Fransız askeri adalarına ayak basarsa karşı duracak kadar kara askerini tedarik edemeyeceğini anlayınca Fransa’da karışıklık çıkarmaya çabaladı. İngiltere’ye kaçmış Fransızların elebaşlarından biri; krallığı geri getirmek için Fransa’da karışıklık çıkarmaya uğraştı, bunu da başaramayınca Bonapart’ı öldürmeyi aklına koydu. Yüz kişi kadar taraftar bulmadı değil, fakat sonunda, arkadaşlar ile birlikte yakayı ele verip hapsedildi. Bunların hangi prensi tahta çıkaracakları belli olmadı. Bonapart, Almanya’ya yakın bir sınır kasabasında, bir kadının usanmaz âşığı ve evin bıkmaz tiryakisi olarak yaşayan, Dük Danken’den şüphelendi. Kasabayı bir gece, eşkıya gibi basıp prensi kaçırdı, derme çatma bir mahkemede sorguya çekti ve kurşuna dizdirdi. Bu vahşî davranışı, bütün Avrupa krallarını yeniden Bonapart’ın aleyhine çevirdi. Krallar Bonapart’a karşı cephe almış oldular. Bu arada Avusturya kralı Frederik de Fransa ile imzalamak üzere olduğu anlaşmadan vazgeçti. Eğer İngiltere, büyük devlete yakışmayacak şekilde Fransa içinde fesat çıkarmaya çabalayıp durmasa ve Napolyon bazı elçilerin bu yoldaki mektuplarını yakalayıp yayınlamamış olsa idi krallar arasındaki bu birleşmeler daha da çabuk ve kesin olacaktı. Fransa’da iç ve dış karışıklıklara bir son verilebilmesi için Fransa’nın güçlü ve bir elden idare edilmesi fikri kuvvetlendi….

Etrüskler Türk Müydü? / Adile Ayda
Tarih/ 10 Ağustos 2018

Etrüskler Türk Müydü? Etrüskler Türk Müydü?’den… Etrüsklerde aile bağları kuvvetli ve aile hayatı önemli idi. Birçok Etrüsk mezarında bulunmuş karı-koca heykelleri ve bunlardaki yüz ifadeleri, esler arasındaki karşılıklı şefkati göstermesi bakımından, bunun delili sayılmaktadır. Etrüsklerde aile hayatı, aile dışında da devam ederdi. Çünkü Etrüsk kadını her yere kocası ile birlikte gider ve onun meslekî meşguliyetleri dışında hayatına iştirak ederdi. Kendilerinde harem-selâmlık hayatı mevcut olduğu için, Yunanlılar ve Latinler buna pek şaşardı. Etrüskler spora ve spor gösterilerine pek düşkündü. Millî ve dinî bayramlarda, bütün Etrüsk şehirlerinde at yarışları ve güreş gibi gösteriler düzenlenirdi. Bunun dışında da, sık sık çeşitli spor yarışmaları tertip edilir ve bunlar, bugünkü futbol maçları gibi, halkın büyük eğlencesini teşkil ederdi. Romalılardaki “sirk”11, yeni her çeşit yarışma merakının Etrüsklerden geldiğini ve hatta meşhur “gladyatör” oyununun bile Etrüsklerden alınma olduğunu tarih bilginleri yazar.12 Etrüskler sahne oyunlarını da pek severlerdi. Romalı tarihçilerin kayıt ve ifadesine göre, Etrüskler arasında trajedi yarları bile varmış. Latin dilindeki, tiyatro ile ilgili hemen bütün kelimelerinin aslının Etrüskçe oluşu Romalıların tiyatro, sanat ve tekniğini de Etrüsklerden almış bulunduğunu göstermektedir. Esasen, Romalılar İmparatorluk Devri’nde bile, muayyen millî günlerde gösteriler tertip etmek lâzım olduğu zamanlar, Etrüsk şehirlerinden tiyatro ve raks sanatçıları getirirlerdi.13 Etrüskler maddî hayatı mühimsemekle beraber, manevi…

Hemen Her Şeyin Kısa Tarihi / Bill Bryson
İnceleme , Tarih/ 26 Haziran 2018

Hemen Her Şeyin Kısa Tarihi Hemen Her Şeyin Kısa Tarihi’nden… Güneş Sistemine Hoş Geldiniz Uzayda bizden başka “düşünen” varlıkların bulunduğu ihtimali de istatistiksel açıdan gayet yüksek. Samanyolu’nda kaç yıldız olduğunu kimse bilmez: Tahminler 100 milyar civarıyla 400 milyar arasında değişir. Üstelik Samanyolu 140 milyar küsur galaksiden yalnızca bir tanesidir ki bu galaksilerden pek çoğu bizimkinden büyüktür. … Ama en ılımlı girdilerle dahi her zaman, sırf Samanyolu’ndaki ileri uygarlık sayısı bile milyonları bulur. Ne yazık ki, uzay muazzam büyüklükte olduğundan, bu uygarlıklardan herhangi ikisi arasındaki mesafenin en az iki yüz ışık yılı olduğu sanılmakta: İlk duyuşta algıladığımızdan çok daha büyük bir mesafedir bu. Demek oluyor ki, bu varlıklar bizim burada olduğumuzu biliyor olsalar ve farzı mahal bizi teleskoplarıyla görebilseler dahi, Yerküre’den iki yüz yıl önce ayrılmış olan ışığı seyretmekteler. Yani sizi ve beni görmüyorlar. Dolayısıyla, gerçekte yalnız değilsek bile, pratikte yalnızız. Rahip Evans’ın Evreni Kutup yıldızı, geçtiğimiz Ocak ayında ya da 1854’te ya da on dördüncü yüz yılın erken dönemlerinden itibaren herhangi bir tarihte sönmüş olabilir, ama ölüm haberi bize henüz ulaşmamıştır. Kesin olarak söyleyebileceğimiz tek şey, 680 yıl önce bugün hala yanmakta olduğudur. Rahip Evans’ın teleskopuyla bulduğu şeyler… Bunun nasıl bir zafer olduğunu anlamak için, standart bir yemek masasının siyah…

Gelibolu Cehennemi / Walter Von Schoen
Tarih/ 4 Aralık 2017

Gelibolu Cehennemi Gelibolu Cehennemi’nden… Haftalardır Çanakkale Boğazı’ndaki tabyalardaki gözcüler, her gece monoton gece nöbetini icra ediyor, makaslı dürbünlerle girişi bucak bucak tarıyor, Ege Denizi’nin karanlıklarını gözlemeye devam ediyordu. Bataryalar daima ateşe hazır hâlde bulunuyordu, projektörlerin ışık demeti Kilitbahir civarını, –Boğaz’ın en dar yerini– gün gibi aydınlatıyordu. Orada bir dizi basit mayın adeta kurbanlarının (gemilerin) altında bekleşiyordu. Gözler her ne kadar ağrısa, aşırı yorgunluktan yaşarsa da bir an bile dikkat elden bırakılmıyordu. Aksi takdirde İngiltere’nin güçlü gemileri karanlık gecede savaş ilan etmeden kolayca tabyalara baskın düzenleyebilir ve cepheyi yarabilirdi. 3 Kasım’da gün ağarmasıyla güneşin ilk ışıkları doğu tarafını kızıla boyuyor, Çanakkale Boğazı’nın o yöne doğru akan sularının ve sahilinin üzerine doğru süzülüyordu. Gelibolu’nun tepeleri koyu vişneçürüğü rengiyle kaplıydı. Görüş berraklaşıyor, nöbetçi erler daha uzakları görebiliyordu. Bu arada nöbetçilerin bakışları birdenbire savaş gemilerinin havada uzanan dumanlarına ve sancak direklerine yöneldi. Boğaz girişinde yol alan İngiliz gemilerinin bacalarından çıkan kesif dumanlar ve sancak direkleri son zamanlarda ne kadar da sık görünür olmuştu. Bugün sekiz büyük gemi ve birkaç torpido botu eskisinden daha da yakınlaşmış gözüküyor. 16 km mesafede bulunuyorlar. Devasa gemilerin üstünde aniden şimşek çakar gibi parıltılar oluşuyor ve derin bir homurtuyla ilk ağır obüs mermileri yaklaşarak vızıldayıp gidiyor. Dış tabyalardaki her yerde…

Ortaçağ / Umberto Eco
Tarih/ 3 Ekim 2017

Ortaçağ Ortaçağ’dan… Ortaçağ bir yüzyıl değildir. Ortaçağ ne XVI veya XVII. yüzyıllar gibi bir yüzyıldır, ne de Rönesans, Barok dönem veya Romantizm gibi belli tarihler arasında söz konusu olan ve ayırt edici özelliklere sahip bir dönemdir. Ortaçağ XV. yüzyılda yaşamış bir Hümanist olan Flavio Biondo tarafından ilk olarak bu şekilde adlandırılmış bir dizi yüzyıldan oluşur. Diğer Hümanistler gibi klasik çağ kültürüne dönmeyi dileyen Biondo, Roma İmparatorluğu’nun çöküşü (476) ile kendi zamanı arasındaki yüzyılları (çöküş dönemi olarak görüp) bir anlamda paranteze alıyordu. Ancak Biondo’nun kaderinde ortaçağa ait olmak vardı. Çünkü ortaçağın bitişi alışılageldiği üzere Amerika’nın keşfedildiği ve Mağribiler’in İspanya’dan kovulduğu tarih olan 1492 yılı olarak tespit edildi; Biondo ise 1463’de öldü. 1492’den 476’yı çıkarınca geriye 1016 kalır. 1016 sene çok uzun bir zaman dilimidir ve okullarda da okutulan çeşitli tarihi olayların (Barbar istilaları, Karolenj Rönesansı ve feodalizm; Arapların yayılma dönemi, Avrupa monarşilerinin doğuşu, kilise ile imparatorluk arası kavgalar, Haçlı Seferleri; Marco Polo, Kristof Kolomb, Dante ve Konstantinopolis’in Türkler tarafından fethi gibi); yer aldığı bu kadar uzun bir dönemde hayat tarzının ve düşünme şeklinin hep aynı kalmış olduğuna inanmak zordur. Şöyle bir deney yapmak ilginç olacaktır: Ortaçağ konusunda uzman olmayan, ama belli bir kültür birikimi olan insanlara, Roma İmparatorluğu’nun çöküşünden önce öldüyse de ortaçağ…