Efrasiyab’ın Hikayeleri / İhsan Oktay Anar
Türk Edebiyatı/ 14 Mayıs 2017

Efrasiyab’ın Hikayeleri Çok uzak zamanlarda değil, günümüzün otuz, bilemediniz elli yıl öncesinde, üstelik hep “ülkemizde” geçiyor Efrasiyab’ın Hikayeleri. Ancak… Sanki o zamanlardan ve o mekânlardan değil de, başka zaman ve mekânlardan, hatta başka dillerden aşina olduğumuz hikâyeler… Yani, Puslu Kıtalar Atlası’nı ve Kitab-ül Hiyel’i okumuş olanların tahmin edebilecekleri gibi, üzerine söz söylemesi zor, “içine dalması” keyif verici kitaplardan: Estetik’le oyun’un, mizah’la felsefe’nin bir edebî buluşması… Ölüm gelir evde torunlarına hikayeler anlatmakta olan Cezzar Dede’nin kapısını çalar. Ve şöyle bir anlaşmaya varırlar. Ölüm anlatacağı her hikaye için Cezzar Dedenin ömrünü bir saat uzatacaktır. Üstelik hep ülkemizde geçen hikayelerdir bunlar. Özetle yine İhsan Oktay Anarca bir kitapla karşı karşıyayız. Yani estetikle oyunun ,mizahla felsefenin edebi bir buluşmasıyla…. İhsan Oktay Anar (d. 1960, Yozgat), Türk yazar. Lisans eğitimini Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü, master ve doktora eğitimini Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nde yaptı. Aynı okulda 2011 yılında öğretim üyeliğinden emekli olmuştur. 2009 yılında Erdal Öz Edebiyat Ödülü’nü almıştır. Puslu Kıtalar Atlası adlı kitabı, 20’den fazla dile çevirilmiş ve Kültür Bakanlığı tarafından tanıtılmıştır. Efrâsiyâb’ın Hikâyeleri adlı romanı İngiltere’de sahnelenmiştirl yazardır Hayatı İhsan Oktay Anar’ın yazın biçimi, göndermeler içerir. Kabaca birkaç örnek vermek gerekirse Amat’taki İsrafil adlı çocuğun gemi borazancısı olup diriliş düdüğünü çalışı islamiyette kıyamet…

Amat / İhsan Oktay Anar
Türk Edebiyatı/ 14 Mayıs 2017

Amat Amat’tan… Kıyıda ise üç direkli, iki güverteli ve 58 toplu bir kalyon, o karanlıkta usturmaçalarını puta edip iskeleye palamar vermişti. Yelkenlerin sarılı olduğu serenler hisa edilmiş ve tez zamanda yola çıkacağını ilân için mizana direğine mavi bayrak çekilmişti. Esrarengiz adam, kalabalığı yarıp elinden tuttuğu İsrâfil’le iskeleden gemiye doğru yürümeye başladı. Kalyonun dikmesinin palangalarına asılan ve tıraka tutan gemicilere vardiyan, “Yisa, sizi gidi sütü bozuk sünepeler! Yisa beraber! Varda ruhsuzlar! Varda! Bre aman! Laşka! Laşka!” diye feryat ediyor ve hurçların, sandıkların ve fıçıların ambarlara usûlünce istifine nezaret ediyordu. Güneşin doğmasına 7 saat kala esrarengiz adam, sürme iskeleden kalyonun çukur güvertesine çıkmak istedi. Fakat eline ne kadar asılırsa asılsın Eşek İsrâfil yerinden bir türlü kımıldamıyordu. O karanlıkta eline son bir kez daha asılıp “Gel yâ mübarek!” diye nida eyledi. Bunun üzerine çocuk her nedense inat etmekten vazgeçti. Ne var ki, sürme iskelenin kayganlığından dolayı düşmemek için midir, İsrâfil’in kuşağına 40-50 yaşlarında, iri yapılı, sırma işlemeli siyah kaput giymiş biri yapışmıştı. İşte bu adam kuşağı bırakıp küpeşteye tutundu ve güverteye ayak bastı. Bunun ilâhî düzenin bozulması demek olduğunu hiç kimse bilmeyecekti. İhsan Oktay Anar (d. 1960, Yozgat), Türk yazar. Lisans eğitimini Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü, master ve doktora eğitimini Ege Üniversitesi Edebiyat…