Üç Çatılı Ev / Arthur Conan Doyle
Polisiye/ 5 Aralık 2019

Üç Çatılı Ev Üç Çatılı Ev’den… Kız, adamın bu davranışından korkarak yanından kaçmış ve her zaman yemeği getirip uzattığı pencereye doğru yönelmiş. Pencere zaten açıkmış ve Hunter içerideki küçük masada oturuyormuş. Tam Hunter’a olan biteni anlatmaya başlamış ki, yabancı gene gelmiş, pencereden içeri başını uzatarak: ‘İyi akşamlar,’ demiş. ‘Seninle konuşmam lazım.’ Kız adam konuşurken kapalı olan elinin arasından küçük bir kâğıt paketin sarktığını gördüğünü söylüyor. ‘Ne işiniz var burada?’ diye sormuş Hunter. ‘Cebini doldurabilecek bir iş,’ demiş adam. ‘Burada Wessex Kupası’na katılacak iki tane atın var; Gümüş Şimşek ve Bayard. Bana gerçeği söyle, sen de kazan. Koşuda Bayard’ın Gümüş Şimşek’e bin yardada yüz yarda fark atacağı ve bu ahırda da ona oynanacağı doğru mu?’ ‘Demek sen de o lanet tüyoculardan birisin!’ diye bağırmış genç adam. ‘Şimdi King’s Pyland’da senin gibilere ne yapıldığını göstereceğim sana.’ Yerinden fırlamış ve ahırın öte yanına köpeği çözmeye gitmiş. Kız, eve doğru koşmuş, koşarken adamın pencereye doğru eğildiğini görmüş. Ancak bir dakika sonra Hunter dışarı çıktığında adam ortalarda yokmuş. Tüm binaların etrafını aramasına rağmen adamdan bir iz bulamamış.” “Bir dakika,” dedim, “Ahırdaki genç, köpeğiyle birlikte dışarı çıkarken, kapıyı açık mı bırakmış?” “Harika Watson, harika!” diye mırıldandı Holmes. “Bu noktayı ben de merak ettim ve konuyu açıklığa…

Suç Detayda Saklıdır / Arthur Conan Doyle
Polisiye/ 4 Aralık 2019

Suç Detayda Saklıdır Suç Detayda Saklıdır’dan… “Watson, korkarım gitmek zorundayım,” dedi Holmes, bir sabah kahvaltıdan sonra. “Nereye peki?” “King’s Pyland, Dartmoor’a.” Buna hiç şaşırmamıştım. Aslını sorarsanız, bütün İngiltere’yi çalkalayan bu esrarengiz vakaya nasıl oldu da hâlâ bulaşmadı diye merak ediyordum zaten. Dostum odada bütün gün çenesi göğsünde, kaşlarını çatmış, piposunu art arda doldurarak bir ileri bir geri yürümüş ve yine her zamanki gibi bütün sorularımı ve sözlerimi duymazdan gelerek düşüncele-re dalmıştı. Gelen her gazete, şöyle bir göz atıldıktan sonra bir kenara atılmıştı. Ama ne kadar sessiz olsa da aklından neler geçtiğini tahmin edebiliyordum. Onun dedektiflikteki şöhretine meydan okuyabilecek tek bir vaka vardı; o da Wessex Kupası’nın favori atının kayboluşu ve antrenörünün trajik ölümüydü. Bu yüzden olay yerine gitmek istediğini söylemesi beni hiç şaşırtmadı. “Eğer sana ayak bağı olmazsam ben de gelmekten memnunluk duyarım,” dedim. “Sevgili Watson, gelmekle büyük bir iyilik yapmış olursun. Bu iyiliğin yanı sıra sanırım zamanını da boşuna harcamış olmayacaksın; çünkü bu vaka tamamen benzersiz olacak gibi görünüyor. Acele etmezsek treni kaçıracağız. Sana her şeyi yolda anlatırım. Bu arada, dürbününü de yanına alırsan sevinirim.” Böylece bir saat içinde kendimi birinci sınıf vagonda, Exeter’e giderken buldum. Sherlock Holmes bir süre, Paddington’dan aldığı yeni gazetelere göz attı. Daha sonra son…

Sokaktaki Bir Deli / Arthur Conan Doyle
Polisiye/ 3 Aralık 2019

Sokaktaki Bir Deli Sokaktaki Bir Deli’den… Karnım doyunca, eski defterleri karıştırdım. Sekiz yıldan beri dostum olan Sherlock Holmes’un yöntemlerini incelemekteyim. Notlarıma göz gezdirdiğim zaman, olağanüstü yetmiş meseleye rastlıyorum. Feci, komik, acayip olanları var, ama hiç biri sıradan, basit değil. Sebebi meydanda, Holmes herhangi bir işle uğraşmaz, o para kazanmak için değil, meslek aşkı uğruna, çalışır. Bunun için sıradan olaylara karışmaz, ona olağanüstü, şeytanın karıştığı meseleler lâzımdır. Bana kalırsa Sherlock Holmes’un üzerine aldığı “Şeytanın karıştığı” en acayip iş de, Surrey’de temasa geçtiği Roylott Stoke Moran ailesi macerasıdır. Bu macera, Baker Street’teki evinde Sherlock Holmes’le beraber oturduğum zamana aittir. Eğer namus sözü vermemiş olsaydım, bu macerayı daha önce açıklardım. Namus sözü verdiğim kadın geçen ay öldü, verdiğim sözü tutmayabilirim artık. Hem bu meselenin iç yüzünü açıklamakta da fayda vardır. Doktor Grimesby Roylott’un ölümü halk arasında birçok söylentilere yol açmıştı. Hakikat de korkunçtur ama söylenenler kadar değil. Bir Nisan sabahı erkenden uyandım, çünkü Sherlock Holmes giyinmiş olarak başucumda duruyordu. Dostumda erken kalkmış bir insan hali yoktu. Saatin yediyi çeyrek geçtiğini görünce, Holmes’e hem hayretle, hem sitemle baktım. Benim değişmez alışkanlıklarım vardır, rastgele saatte rahatsız edilmek istemem. Sherlock Holmes: —Sizi uyandırdığıma müteessifim, dedi, fakat başa gelen çekilirmiş: Bayan Hudson’u uyandırmışlar, o da beni uyandırdı,…

Sarı Surat / Arthur Conan Doyle
Polisiye/ 2 Aralık 2019

Sarı Surat Sarı Surat’tan… Dostum, koltuğundan yavaş bir şekilde elleri sabahlığının cebinde olduğu hâlde kalktı ve omzumun üzerinden bakmaya başladı. Aydınlık, soğuk bir Şubat sabahıydı ve önceki günden kalma karlar yeri kalın bir örtü gibi kaplamış, kış güneşinin altında parlıyordu. Baker Sokağı’nın merkezinde bulunan karda, işleyen trafik sayesinde, kahverengi bant şeklinde yol açılmıştı ancak yolun her iki tarafında ve yürünen yerlerde kar beyaz bir örtü gibi duruyordu. Gri yol döşemeleri temizlenmiş ve kazınmıştı fakat hâlâ tehlikeli derecede kaygan oldukları için normalde olduğundan daha az yolcu vardı. Aslına bakılırsa, tuhaf davranışları ile ilgimi çeken bir beyefendinin dışında, Metropolitan İstasyonu yönünden gelen hiç kimse yoktu. Ellili yaşlarda, uzun boylu, cüsseli, kuvvetli, azametli bu adamın kocaman, güçlü bir şekilde beliren yüzü ve emreden bir duruşu vardı. Siyah frakı, parıldayan şapkası, zarif, kahverengi tozlukları ve gri pantolonuyla zengin bir tarzı olmasına rağmen kasvetli bir şekilde giyinmişti fakat tavırlarına, kıyafet ve görünümüne uymuyordu. Bitkin gibi duruyor ancak acelesi varmış gibi bazen hızlanıyor, ardından yavaşlıyordu. Yürüdüğünde ellerini bir aşağı bir yukarı götürüyor sallıyor; kafasını sağa sola çeviriyor, yüzü garip bir hal alıyordu -Bu adamın ne sıkıntısı var? Devamlı olarak evlerin numaralarına bakıyor, dedim. Ellerini birbirine sürten Holmes: -Galiba buraya geliyor, dedi. -Buraya mı? -Evet. Sanırım bana…

Mavi Yakut / Arthur Conan Doyle
Polisiye/ 29 Kasım 2019

Mavi Yakut Mavi Yakut’tan… Dostum Sherlock Holmes’un ev sahibesi Bayan Hudson dünyanın en sabırlı kadınıdır. Her Allahın günü evini acayip ve şüpheli kişilerin doldurması yetmiyormuş gibi, bir de ilginç kiracısının tuhaf alışkanlıklarına ve düzensiz hayatına katlanmak zorunda kalıyordu. Holmes’un inanılmaz dağınıklığı, en olmadık zamanlarda keman çalma tutkusu, evin içerisini berbat kokulara boğan kimya deneyleri ve hayatından eksik olmayan şiddet ve tehlikeler belki de onu Londra’nın en çekilmez kiracısı durumuna getirmişti. Ne var ki kira ödemede cömertti. Yıllarca oturduğu evin, orasına burasına harcadığı parayla koca evi rahatlıkla satın alabilirdi. Ev sahibesi ondan çok çekinir, işine burnunu sokmaya cesaret edemezdi; çünkü onun ne şekilde karşılık vereceğini pek iyi bilirdi. Öte yandan ondan hoşlanırdı da; çünkü dostum kadınlara nazik davranırdı. Aslında Holmes kadın milletini sevmezdi, onlara asla güvenmezdi ama bir beyefendi gibi davranmaktan da geri durmazdı. Yaşlı kadının, kiracısını ne denli önemsediğini bildiğim için, evlenmemden bu yana ikinci kez evime gelip, zavallı dostumun kötü giden sağlık durumunu anlatırken, can kulağıyla dinledim onu. “Ölmek üzere, Dr. Watson,” dedi. “Son üç gündür iyice çöktü; bilmem, bugünü sağ çıkarır mı bilmiyorum. Doktor çağırmama izin vermiyor. Ama bu sabah avurtlarının nasıl çöktüğünü ve çaresizce bakan kocaman gözlerini görünce daha fazla dayanamadım. ‘İzin verseniz de vermeseniz de, Bay…

Kızıl Soruşturma / Arthur Conan Doyle
Polisiye/ 28 Kasım 2019

Kızıl Soruşturma Kızıl Soruşturma’dan… Ellerini çırpıp, yeni bir oyuncağı olmuş küçük bir çocuğun sevinciyle, “Ha! Ha!” diye bağırdı. “Buna ne diyeceksiniz?” “Çok dikkat gerektiren bir deney,” dedim. “Güzel! Güzel! Eski Guaiacum deneyi çok beceriksizce yapılmıştı ve sonuçları belirsizdi. Kan hücrelerinin mikroskopla incelenmesi deneyi de öyle. Kan lekeleri birkaç saatlik olursa, ikinci deneyin hiçbir anlamı kalmaz. Şimdi bu test, kan lekeleri ister yeni ister eski olsun, olumlu sonuç verir gibi gözüküyor. Bu test daha önce icat edilmiş olsaydı, dünyadaki yüzlerce insan, işledikleri suçların cezasını çok uzun zaman önce çekecekti.” “Öyle!” diye mırıldandım. “Suç dosyaları, sürekli olarak bu noktaya dayanıyor. Bir adamdan, suç işlendikten aylar sonra şüphelenilir. Çamaşırları ya da giysileri incelenir ve üzerlerinde kahverengi lekeler bulunur. Bunlar kan lekesi midir, çamur izi midir, pas lekesi midir, nedir? Bu soru, birçok uzmanın aklını karıştırmıştır, neden mi? Çünkü güvenilir bir test yoktu. Şimdi, elimizde Sherlock Holmes’un testi var ve artık hiçbir güçlük yaşanmayacak.” Konuşurken gözleri parıldıyordu; elini kalbinin üzerine götürdü ve hayâl gücünün eseri olup, kendisini alkışlayan hayali bir kalabalığa selâm vererek başını eğdi. “Tebrik edilmeniz gerek,” dedim, bu coşkusuna oldukça şaşırmış bir halde. “Geçen yıl, Frankfurt’ta Von Bischoff dâvâsı vardı. Bu test olsaydı, suçlu olduğu ispatlanacaktı ve kesinlikle idam edilecekti. Bradfordlu Mason’ı,…

Kızıl Saçlılar Kulübü / Arthur Conan Doyle
Polisiye/ 27 Kasım 2019

Kızıl Saçlılar Kulübü Kızıl Saçlılar Kulübü’nden… Sherlock Holmes’a göre o, tam anlamıyla bir kadındı. Onun için başka bir ifade kullandığını pek duymadım. Holmes’un gözünde o, cinsiyetinin bütün özelliklerini sergileyen biriydi. Holmes’un Irene Adler’a karşı hissettiği duygunun “aşk”la kesinlikle hiç ilgisi yoktu. Bütün duygular, özellikle de bu duygu, onun soğuk, mükemmeliyetçi ama hayranlık uyandıracak kadar dengeli zihnine çok uzaktı. Bana göre o, dünyanın gördüğü en kusursuz akıl ve gözlem makinesiydi, ama aşık rolünün hakkını veremeyeceği de bir gerçekti. Yumuşak tutkulardan hep alayla bahsederdi. Bir gözlemci için bu duygular, insanın amaçlarının ve eylemlerinin ardında yatan gerçeği gösteren, hayranlık uyandırıcı mükemmel belirtilerden başka bir şey değildi. Fakat deneyimli bir mantıkçı böylesine tehlikeli duyguları, hassas ve gayet dengeli mizacına sızmasına izin verirse bu duygular, vardığı mantıksal sonuçlara gölge düşürebilecek, saptırıcı faktörler haline gelirdi. Hassas bir aletin üzerindeki bir toz zerresi veya güçlü bir mercekteki bir çatlak, onunki gibi bir mizaca sahip bir insan için bir tutkudan daha saptırıcı olamazdı. Ama ne olursa olsun hayatında tek bir kadın vardı: şüphe ve sorularla anımsadığı merhum Irene Adler. Son zamanlarda Holmes’u nadiren görüyordum. Evliliğim nedeniyle birbirimize uzak kalmıştık. Ben, kendi düzeninin efendisi olmanın güzelliğini keşfetmiş, evimle ilgilenip tam bir mutluluğa kavuşmuşken; bohem ruhuyla sosyal etkinliklerin her türlüsünden…

Kırmızı Gürgenler / Arthur Conan Doyle
Polisiye/ 26 Kasım 2019

Kırmızı Gürgenler Kırmızı Gürgenler’den… Gece hava buz kesmişti. Boynumuza yün atkı sardık. Bulutsuz gökte yıldızlar ışıldıyordu. Doktorlar mahallerinde ayak seslerimiz yankılar uyandırıyordu. Vimpole Street, Harley Street, Oxford Street… Bir çeyrek sonra Alpha lokantasının önüne geldik. Holborn’a inen yollardan birinin köşesinden, küçük bir restoran vardı. İçeri girdik, Holmes iki bira ısmarladı. İçki içmekten patronun yüzü kıpkırmızıydı. Holmes: —Biranız kazlarınız kadar lezzetliyse diyecek hiçbir şey yok, dedi. —Kazlarım mı? Patronun şaşkınlıktan bir kaşı yukarı doğru kalktı. —Evet, kazlarınız. Biraz önce Bay Henry Boker’la görüştüm. Yemeklerini sizde yiyormuş. —Anladım, ama kazlar benim değil. —Ya? Peki ama o kazlar… Patron sözünü kesti: —Covert Garden’da bir dükkândan yirmi dört tane kaz aldım. —Oradaki tavukçuları tanırım. Hangisinden almıştınız? —Breckinridge ’den. —Onu tanımıyorum… Sağlığınıza patron! Hayırlı işler. Dışarı çıkınca paltolarımızın düğmelerini ilikledik. Holmes: —Bay Breckinridge’e gidelim, dedi. Unutmayın Bay Watson, bu zincirin bir ucunda bir kaz var fakat diğer ucunda da suçsuz olduğunu kanıtlayamazsak en az yedi yıl hapse mahkûm edilecek bir insan var. Araştırmalarımız belki de onun suçlu olduğunu bir kere daha ortaya koyar fakat polisin gözünden kaçan ve bizim tesadüf eseri olarak ele geçirdiğimiz bir ipucu var. Biz ipin öbür ucunu bulalım. Halburn’ı geçtik. Endell Street’tn indik, barakalar arasında dönüp dolaşıp Covent Garden pazarına geldik….

Dörtlü İttifak / Arthur Conan Doyle
Polisiye/ 25 Kasım 2019

Dörtlü İttifak Dörtlü İttifak’tan… Gücenmiş gibi görünmüyordu. Aksine, sohbetten keyif alıyormuş gibi parmak uçlarını birleştirdi, dirseklerini koltuğun kolçaklarına koydu: “Aklım,” dedi, “durağanlığa isyan ediyor. Bana sorunlar getir, iş getir, en derin şifreleri ve karmaşık analizleri ver, bunları çözmem için uygun atmosferi sağla. Ancak öyle bu yapay uyarıcıları bırakabilirim. Ama varoluşun donukluğu beni tiksindiriyor. Ruhumun yücelmesi için can atıyorum. Bu özel mesleği işte bu yüzden seçtim. Belki de yarattım demeliyim, çünkü bu konuda dünyada tekim.” “Serbest çalışan tek dedektif olarak mı?” dedim kaşlarımı kaldırarak. “Serbest çalışan tek uzman dedektif.” diye cevapladı.”Ben dedektiflik konusunda başvurulabilecek en son ve en yüksek merciyim. Gregson, Lestrade veya Athelney Jones altından kalkamayacakları bir durumla karşılaştıklarında – genelde karşılaşırlar – konu benim önüme gelir. Bir uzman olarak, verileri inceler ve uzman görüşümü belirtirim. Böyle vakalarda ücret bile talep etmem. Adım gazete manşetlerine de taşınsın istemem. Bana özgü güçleri kullanabileceğim bir alan bulmuş olmanın keyfiyle işin kendisi tek başına benim için en yüksek ödül olur. Gerçi Jefferson Hope vakasında zaten çalışma yöntemlerim hakkında sen de biraz fikir sahibi olmuşsundur.” “Evet, oldum.” dedim, içtenlikle.”Hayatım boyunca hiçbir şey benim için bu denli çarpıcı olmamıştı. Öyle ki, bu çalışmayı bir kitapçık halinde, biraz da fantastik bir başlıkla kaleme almıştım: ‘Kızıl Soruşturma.’”…

Dörtlerin Yemini / Arthur Conan Doyle
Polisiye/ 24 Kasım 2019

Dörtlerin Yemini Dörtlerin Yemini’nden… Sherlock Holmes şöminenin üstünde, bir köşede duran şişesini aldı ve maroken kutu içindeki enjektörünü çıkardı. Uzun, beyaz parmaklarıyla enjektörün ucuna incecik iğneyi telaşla taktıktan sonra, gömleğinin kol ağzını kıvırarak sol kolunu açtı. Bir süre düşünceli bakışlarla bileğindeki ve kaslı kolundaki sayısız iğne deliğine ve yaraya baktı. Sonunda iğnenin sivri ucunu koluna batırdı, ufak pistona parmağıyla bastırdı ve rahatlayarak derin bir iç çekişle kadife döşemeli koltuğuna gömüldü. Gerçi aylardır günde üç kez bu sahneye tanık oluyordum, ama ilkelerimden ötürü buna bir türlü alışamamıştım. Tersine, günden güne bu manzara karşısında daha da sinirleniyor ve buna engel olma cesaretinden yoksun olduğum için her gece vicdan azabı çekiyordum. Bu konudaki düşüncelerimi ona açmak için kendi kendime yemin üstüne yemin ediyordum; ama dostumun soğukkanlı ve umursamaz tavrı, onun böyle yüz göz olmaya yakın bir girişimde bulunulabilecek dünyadaki en son kişi olduğunu gösteriyordu. Büyük yetenekleri, bilgili tavırları ve sahip olduğu olağanüstü niteliklere ilişkin deneyimlerim ona karşı gelmek konusunda beni çekingen ve sıkılgan biri yapıyordu. Yine de o öğleden sonra, öğle yemeğinde içtiğim Beaune şarabının etkisiyle mi, yoksa onun aşırıya kaçan kasıtlı davranışı yüzünden midir bilinmez, birdenbire artık kendimi tutamayacağımı hissettim. “Bugün hangisini kullandınız,” diye sordum, “morfin mi, yoksa kokain mi?” Bakışlarını elinde…

Böcek Avcısı / Arthur Conan Doyle
Polisiye/ 23 Kasım 2019

Böcek Avcısı Böcek Avcısı’ndan… Bu iş için ideal kişi olduğum açıkça ortadaydı. İlanı okuduktan beş dakika sonra kendimi Brook Street’e gitmek üzere bindiğim bir arabada buldum. Yolda giderken, bu meseleyi kafamda evirip çevirmeye başladım. Böylesine ilginç niteliklere sahip bir çalışana ihtiyaç duyulan işin ne olabileceği hakkında tahmin yürütmeye çalıştım. Güçlü, sinir sistemi sağlam, tıp mezunu ve bokböcekleri hakkında bilgi sahibi. Bu birbiriden çok farklı görünen nitelikler arasında nasıl bir bağlantı olabilirdi? İlandaki şartlarlardan bir tanesinde son derece moral bozucu bir gerçek de vardı; bu, kalıcı ve uzun dönemli bir iş değildi. Bir veya birkaç gün yazıyordu. Bu ne anlama geliyordu acaba? Mesele üzerinde kafa yorup kendimce yorumlar yapmaya çalıştıkça, konu daha da karmaşık ve anlaşılması güç bir hale geliyordu. Sonunda şunu düşündüm; kaybedecek hiçbir şeyim yoktu. Zaten az olan birikimlerim tamamen tükenmişti. İş ne kadar zor olursa olsun, cebime girecek dürüstçe kazanılmış birkaç kuruş için yeni bir maceraya atılabilirdim. Başarısızlıktan korkan insanlar aslında başarısız oldukları zaman ödeyecekleri bedelden ve kaybedecekleri şeylerden korkarlar. Ama benim kaybedecek hiçbir şeyim yoktu. Talihimin bana kesebileceği bir ceza kalmamıştı. Şansını her seferinde başka bir masada denemeye çalışan cebi boş bir kumarbaz gibiydim. Brook Caddesi’ndeki 77 B numaralı ev, heybetli görünümüne rağmen bir o kadar da…

Boş Ev / Arthur Conan Doyle
Polisiye/ 19 Kasım 2019

Boş Ev Boş Ev’den… Bütün günümü bu koşulları kafamda evirip çevirmekle, hepsini bağdaştıran bir teori oluşturmaya çabalamakla ve zavallı dostumun dediği gibi, her araştırmanın başlangıç noktasını meydana getiren en az dirençli noktayı bulmaya çalışmakla geçirmiştim. Çok fazla ilerleyemediğimi itiraf etmeliyim. Akşam olunca parkta biraz dolaşmaya çıktım ve saat altı civarı kendimi Park Yolunun Oxford Caddesi ucunda buldum. Kaldırımda durup gözünü bir evin penceresine dikmiş bir grup işsiz güçsüz insan, beni görmeye geldiğim eve yönlendirmiş oldu. Sivil giyimli bir dedektif olduğundan ciddi şekilde kuşkulandığım renkli gözlüklü, uzunca ve zayıf bir adam kendi ürettiği teorisinden bahsederken, kalabalık da anlattıklarını dinlemek için etrafında toplanıyordu. Adama olabildiğince yaklaştım ama gözlemleri bana öylesine saçma gelmişti ki iğrenerek geri çekildim. Bunu yaparken, arkamda iki büklüm durmakta olan yaşlı bir adama çarptım ve elindeki kitapları yere düşürdüm. Kitaplarını toplamasına yardım ederken birinin üstünde, ‘Ağaca Tapınmanın Kökeni’ ismini gördüğümü hatırlıyorum. Yaşlı adamın ya tüccar olarak ya da hobisi gereği nadir eserleri toplayan bir kitapsever olduğunu düşünmüştüm. Kaza için özür dilemeye çalışıyordum ama talihsiz biçimde hırpaladığım bu kitapların, sahibinin gözünde çok kıymetli olduğu anlaşılıyordu. Aşağılama dolu bir homurdanmayla topukları üstünde döndü ve son olarak gördüğüm şey kambur sırtı ve beyaz favorileriyle kalabalığın arasında kayboluşu oldu. Park Yolu 427 numarada…

Bir Kimlik Vakası / Arthur Conan Doyle
Polisiye/ 18 Kasım 2019

Bir Kimlik Vakası Bir Kimlik Vakası’ndan… Sherlock Holmes’le birlikte Baker Sokağı’ndaki evde şöminenin karşısında oturuyorduk. “Aziz dostum,” diye söze girdi, “hayat, insan aklının alabileceğinden çok daha gariptir. Bizler aslında sıradan denen şeyleri çoğu zaman hayal bile edemeyiz. Şayet ikimiz şu pencereden el ele uçup, bu büyük şehrin üzerinde dolaşarak çatıları hafifçe kaldırıp aşağıda olup biten garipliklere, sıra dışı tesadüflere, planlara, niyetlere ve nesilden nesle süren harika olaylar zincirine bakabilseydik, aslında alışıldık ve önceden tahmin edilebilir sonuçlarıyla insan ürünü eserlerin hepsi, yararsız ve sönük bir hal alırdı.” “Bundan emin değilim,” diye cevap verdim. “Gazetelerde gördüğümüz bütün olaylar istisnasız oldukça açık ve yeterince kaba gibi görünüyor. Polis raporlarıysa aşırı derecede gerçekçi ama yine de kabul etmeliyiz ki sonuç ne fantastik ne de sanatsal.” “Gerçekçi bir etki yaratabilmek için belli şeyleri seçip ayıklayabilmek gerekir,” dedi Holmes. “Bir polis memuru basmakalıp şeyler üzerinde dururken, bir gözlemci, meselenin özünü oluşturan ayrıntılara bakar. Duruma göre bazen sıradan olandan daha olağanüstü bir şey yoktur.” Gülümseyerek kafamı salladım. “Neden böyle düşündüğünü gayet iyi anlayabiliyorum,” dedim. “Üç ayrı kıtada çaresiz kalmış herkese yardım ve tavsiyede bulunan senin gibi birinin devamlı garip ve şaşırtıcı olaylarla karşılaşması doğaldır. Ama şuna bir baksana!” Yerden sabah gazetesini aldım. “Şimdi küçük bir test yapalım….

Baskerville’lerin Köpeği / Arthur Conan Doyle
Polisiye/ 18 Kasım 2019

Baskerville’lerin Köpeği Baskerville’lerin Köpeği’nden… Sabahlamadığı zamanlarda ki, bu çok sık olurdu, genellikle geç kalkan Bay Sherlock Holmes, kahvaltı masasında oturuyordu. Ben ise şöminenin önünde duruyordum. Konuğumuzun bir gece önce unutmuş olduğu bastonu eğilip yerden, halının üstünden aldım. Penang Lawyer dedikleri cinsten ucu topuzlu, kalın, güzel bir bastondu bu. Topuzun hemen altında iki üç santim genişliğinde gümüş bir halka vardı. Üstünde, ‘C. C. H. arkadaşlarından James Mortimer M. R. C. S.’e 1884 yazılıydı. Ciddi, sağlam, güven veren bir havası olan bu bastonları, eskiden aile doktorları taşırdı. “Anlat bakalım Watson, neler çıkarabildin?” Holmes’ün arkası bana dönüktü ve kendisine, neyle ilgilendiğimi hissettirmemiştim. “Ne yaptığımı nereden anladın? Başının arkasında da gözlerin var galiba.” “Bu iş için karşımdaki, pırıl pırıl parlatılmış, gümüş kaplama kahve kutusu, yeter,” dedi. “Ama, şimdi onu bırak, Watson, konuğumuzun bastonu hakkında ne düşünüyorsun? Elimizden kaçırdık. Nereye gittiğini bilmiyoruz. Fakat, bize bıraktığı ya da almayı unuttuğu bu baston oldukça önemli bir delil sayılır. Haydi anlat bakalım, bu ipucundan neler çıkardın? Konuğumuz nasıl biri?” Elimden geldiği kadar dostumun yolundan gitmeye çalışarak; “Öyle zannediyorum ki,” dedim, “Doktor Mortimer, başarılı, sevilen yaşlı bir doktor; baksana onu tanıyanlar dostluk ve sevgilerini kalıcı kılmak için bunu armağan etmişler .” “Güzel!” dedi Holmes. “Olağanüstü!” “Hastalarının çoğuna yaya giden…