Küçük Mucizeler Dükkanı / Debbie Macomber
Aşk/ 2 Temmuz 2020

Küçük Mucizeler Dükkanı Küçük Mucizeler Dükkanı’ndan… “Bir Yumak Mutluluk” adlı dükkânımı geçen salı açtım; aylardan nisan. Dükkânımın ortasında durup etrafımı saran renkleri incelerken kendimle gurur duydum. Böyle bir işe giriştiğimi öğrendiğinde kız kardeşimin ne diyeceğini ise aşağı yukarı tahmin edebiliyordum. Ona gidip akıl danışmamıştım. Çünkü Margaret’in nasıl bir cevap vereceğini çoktan biliyordum. Kardeşim, nasıl söylesem, insanı cesaretlendirmeyi bilen biri değildi. Bir marangoz bulup bana üç tane dolap yapmasını istedim. Sonra da dolapları beyaza boyattım. Ismarladığım ipliklerin çoğu cuma günü elime ulaştı. Tüm hafta sonumu iplikleri ağırlıklarına ve rengine göre ayırmakla, sonra da dolaplara yerleştirmekle geçirdim. İkinci el bir para kasası aldım, tezgâhı elden geçirip örgü örmek için gereken malzemeleri düzenledim. Satış yapmaya hazırdım. Benim için bu, mutluluk dolu bir an olmalıydı. Ama kendimi gözyaşlarımı engellemeye çalışırken buldum. Babam neler yaptığımı görse benimle çok gururlanırdı. Beni hep desteklemiş, ayakta kalmamı sağlamış, hayat ışığım olmuştu. Öldüğünde çok üzülmüştüm. Oysa hep babamdan önce öleceğimi düşünürdüm. Birçok insan ölümü konuşmaktan rahatsızlık duyar ama ben uzunca bir süre ölme tehlikesiyle yaşadım. Son on dört yılının her anını o kötü sonla buluşma korkusuyla geçiren biri olarak bu konuya duyarsızlaştım. Artık bu tür şeylerden havadan sudan bahseder gibi bahsedebiliyorum. Kanserle ilk mücadelem on altı yaşımın yaz aylarında…

Umut Çiftliği / Danielle Steel
Aşk/ 27 Şubat 2020

Umut Çiftliği Umut Çiftliği’nden… Alışveriş arabasıyla reyonların arasında gezinen şık kadın başka bir markette olsa oldukça garipsenebilirdi. Özenle taranmış omuz hizasında kahverengi saçları, aynı renkte iri gözleri, güzel bir cildi, biçimli bir vücudu ve kusursuz manikürlü tırnakları vardı. Üzerindeki lacivert ipek takım büyük bir olasılıkla Paris’ten alınmıştı. Yüksek topuklu ayakkabılarıyla Chanel çantası üstündeki takımla aynı renkteydi. Kısacası her şeyi kusursuzdu. Daha önce hiç markete gitmediğini kolaylıkla iddia edebilirdi, oysa burada evindeymişcesine rahat görünüyordu. Eve dönerken sık sık Madison’daki Gristede’s mağazasına uğrardı. Aslında alışverişin çoğunu hizmetçi yapardı, ama Mary Stuart Walker biraz eski usul de olsa alışverişini kendi yapmaktan hoşlanırdı. Akşam eve geldiğinde Bill’e yemek yapmayı severdi, hatta çocukları küçükken aşçı tutmamışlardı. Kusursuz görünüşüne rağmen ailesiyle ilgili en küçük ayrıntıyla bile ilgilenmekten zevk duyardı. Central Park’a bakan muhteşem manzaralı bir apartman dairesinde oturuyorlardı. Yirmi iki yıllık evliliklerinin on beş yılını burada geçirmişlerdi. Mary Stuart evine özen gösterirdi. Çocukları bazen her şeyin ne kadar «kusursuz» göründüğü konusunda ona takılırlardı. Kusursuzluk onun için bir tür zorunluluk gibiydi. New York’ta sıcak bir haziran akşamında, altı saat süren bir toplantıdan sonra bile Mary Stuart’ın ne ruju, ne de saçı bozulurdu. İki küçük biftek, iki patates, biraz taze kuşkonmaz, biraz meyve ve yoğurt alınca eski günlerini…

Melek / Danielle Steel
Aşk/ 27 Şubat 2020

Melek Melek’ten… Delikanlının koyu kahverengi saçları yaz güneşinin altında ba-kırımsı bir renk almış, kahverengi gözlerini daha belirgin kılmıştı. Uzun boylu, geniş omuzlu ve atletik bir yapıya sahipti. Gülümsedi-ğinde bembeyaz dişleri ortaya çıkardı. Herkesin gıpta ettiği biriydi. Öğrenciler onun gibi olmaya can atıyorlardı ama bunu ancak birkaçı başarabiliyordu. Dış görünüşünün ötesinde de harika bir insandı. Okulda her zaman başarılı bir öğrenci olmuştu, birçok arkadaşı vardı; spor yapmadığı zamanlar ve hafta sonlan iki işte birden çalışıyordu. Anne babası varlıklı kişiler değildi. Kazançlan üç çocuklarının temel gereksinimlerine ancak yetiyordu. Ne var ki, yine de ayakta durabiliyorlardı. Johnny profesyonel bir futbolcu olmak istiyordu. Kuşkusuz bu isteğini de yerine getirebilirdi, ama o devlet üniversitelerinden birinden burs kazanarak ileride babasına işinde yardım etmek için muhasebe okumaya karar vermişti. Babasının küçük bir muhasebecilik şirketi vardı ve işini severek yürüttüğü söylenemezdi. Ancak. Johnny’nin buna aldırdığı yoktu. O matematiği her zaman çok sevmişti. Aynca bilgisayar konusundaki yeteneğinin de babasına çok yardımı olacağını biliyordu. Hemşire olan an-nesiyse küçük kardeşlerine bakmak için yıllar önce işini bırakmıştı. Özellikle de son beş yıldır zamanının çoğunu çocuklarına ayırmıştı. On dört yaşına yeni basmış olan kız kardeşi Charlotte sonbaharda liseye başlayacaktı. Dokuz yaşındaki erkek kardeşi Bobby ise oldukça farklı bir çocuktu. Becky ‘nin ailesiyse daha…

Dualar Gerçek Olsa / Danielle Steel
Aşk/ 27 Şubat 2020

Dualar Gerçek Olsa Dualar Gerçek Olsa’dan… Faith Madison salatayı karıştırdı ve fırında pişmekte olan yemeğe göz attı. Ufak tefek, ağır başlı ve modern bir kadındı. İyi kesimli siyah bir elbise giyiyordu ve kırk yedi yaşında olmasına rağmen hâlâ yirmi altı yıl önce Alex Madison ile evlendiği zamanki kadar inceydi. Yeşil gözleri, genellikle zarif bir topuzla topladığı uzun ve düz sarı saçlarıyla Degas’ın tablolarındaki balerinlere benziyordu. Derin bir iç çekti ve yavaşça mutfak sandalyelerinden birine oturdu. New York’un merkezi yerlerinden Doğu Yetmiş Dördüncü So-kak’ta bulunan küçük ve şık konak adeta ölüm sessizliğine bürünmüştü, Alex’in gelmesini beklerken saatin tik taklarından başka bir ses duyulmuyordu. Gözlerini kapadı ve o gün öğleden sonra gittiği yeri düşündü. Gözlerini tekrar açtığında ön kapının açılıp kapandığını duydu. Başka hiçbir şey duymadı. Ne holdeki halının üzerinde ayak sesleri, ne de içeriye girince “merhaba” diye seslenen ses. Alex hep böyle gelirdi. Sokak kapısını kilitledi, evrak çantasını yere bıraktı, paltosunu portmantoya astı ve o günkü postasına baktı. Bir süre sonra Faith’i aramaya başlayacaktı. Önce küçük çalışma odasına bakacak, orada olmadığını görünce mutfağa gelecekti. Alex Madison elli iki yaşındaydı. Tanıştıklarında Faith, Barnard Üniversitesi’nde öğrenciydi, Alex de Columbia Üniversitesi’nde işletmecilik yüksek okulundaydı. O zaman durum bambaşkaydı. Faith’in rahat ve serbest hali, sıcaklığı,…

Buruk Anılar / Danielle Steel
Aşk/ 27 Şubat 2020

Buruk Anılar Buruk Anılar’dan… Hayatının o eski bölümlerine bir sünger çekmesi gerektiğini biliyordu, çekmişti de. Ne kadar ödül kazanmış olursa olsun, o yaşam ne kadar heyecan verici ve kendisi ne kadar yetenekli olursa olsun, India seçimini yapmıştı. Bütün bu fedakârlıklarına karşılık en büyük ödül çocuklarıydı. Özellikle Doug böyle düşünüyordu. Başka yolu yoktu zaten. Tanıdığı bazı kadınlar işlerini evlerinde yürütmek için hokkabazlıklar yapıyorlardı. Bazı arkadaşları hâlâ avukatlıklarını yapıyor, meslekten uzak kalmamak için haftada üç gün şehire iniyor-‘ lardı. Bazıları ressamdı ve işlerini evlerinde sürdürüyorlardı. Yazar olanlar gece yarısı ile sabaha karşı saat 4’teki mama saatleri arasında hikayelerini yazabilmek için savaş veriyorlardı, ama hepsi zamanla çok fazla yoruldukları için işlerini bırakmak zorunda kalmışlardı. Oysa India’nın işini evinde sürdürmesi imkansızdı. Hiçbir şekilde mesleğini devam ettirmesi mümkün değildi ve bunu başından beri biliyordu. Ajansı ile temasını koparmamış, zaman zaman yerel bazı hikayeler üzerinde çalışmıştı, ama Greenwich’de bahçe gösterilerinin fotoğraflarını çekmekten hiç zevk almamıştı. Zaten Doug’un da hoşuna gitmiyordu. Sonunda India, fotoğraf makinesini bir annelik aleti olarak kullanmaya karar verdi ve bebekliklerinden itibaren çocuklarının, arkadaş çocuklarının, okul faaliyetlerinin sürekli fotoğraflarını çekmeye ve şimdi yaptığı gibi objektiften oğlu Sam ve arkadaşlarının futbol maçını seyrederek eğlenmeye başladı. Artık kurtuluşu yoktu. Büyülenmiş ve zincirlenmiş gibiydi, sanki ayaklarından betona…

Bir Masum Menekşe / Kathryn Kramer
Aşk/ 15 Kasım 2019

Bir Masum Menekşe Bir Masum Menekşe’den… Derin bir iç çekerek lavtasını nazikçe yanına koydu. Bunun yerine yakın bir zamanda eşit mevkiden bir adamla evlenip şimdi zayıf olan bedeni en az iki kat genişleyinceye dek onun çocuklarını -bir, iki, üç ya da dört tane-dünyaya getirecek olması daha muhtemeldi. İnşallah Kral III. Richard ona zalimce davranmayacak ya da tüm parasını harcamayacak nazik bir beyefendi bulurdu. Belki zamanla kocasını sevebilirdi bile. “Aşk,” diye mırıldandı. Hakkında o kadar sık şarkılar söylediği o harika duyguyu hiç hissedebilecek miydi acaba? Bu gerçekten var mıydı, yoksa zavallı akılsızların sonsuza dek bir yanılsamaya tutunup kalmasına neden olan bir hayal miydi? Ama kendi ebeveynlerinin de bu sihri yaşadıkları söylenmemiş miydi? Annesi doğumda öldüğünde Madrigal’m babasını avutmak mümkün olmamış, sevdiği kadına katılmak istermiş gibi eskiden olduğu adamın basit bir gölgesi haline gelinceye dek eriyip gitmişti. Nihayet, kızı on yaşındayken dileği kabul olmuştu. O zamandan beri Madrigal, şimdi İngiltere kralı olan Gloucester Dükü Richard’m vesayeti altındaydı. “Bu gece belki şarkı söyleyeceksin,” dedi müzik öğretmeni Madrigal’ı şimdiki zamana döndürerek. “Akşam salonda en az elli davetli olacağını duydum.” “Göreceğiz,” diye karşılık verdi Madrigal gizemli bir gülümsemeyle, müzik öğretmeninin koyu kahverengi gözlerinin üzerinde olduğunun farkındaydı. Aubin ona karşı çok nazik olmuştu ve kendisi de…

Albia / Lisa Klein
Aşk/ 31 Temmuz 2019

Albia Albia’dan… Gillam’ı öldüren adam onun topraklarını ve unvanlarını kadar acele etmeme gerek yok.” Bir ay içinde babam beni yeni baronla evlenmem için Rhuven’e yaklaşıp, “Keşke kahinin ona söylediği her şeyi zorladı. Baronun adı Macbeth’ti. bilseydim, sonuçta benim geleceğimi de etkiliyor,” diye fısıldadım. Evliliğin ne anlama geldiğini biliyordum, bu nedenle düğünde Yeni kocamın beni farketme vaktinin geldiğine karar konuşmayı reddettim. Babam beni tokatlayınca acı içinde vermiştim. Yemekte gözlerimi ona dikip bana bakmasını haykırdım, rahip de bunu evet olarak kabul etti. Böylece ikinci kez sağladıktan sonra gülümseyip başımı indirdim. Ona servis kendi isteğim dışında evlendirilmiş oldum. Yeni kocam bana yaparken bilerek koluna dokununca da irkildiğini hissettim. Beni düğün hediyesi olarak ortasında kocaman bir taş bulunan de bir ürperti aldı. Sonra ilk kez onunla doğrudan konuştum, altından bir bileklik verdi. Mücevher ışıkta kan kırmızısı görünüyordu. Daha önce böyle değerli bir şeyim olmadığı için bu Sesim tiz ve gergindi. “Lordum, biraz şarap alır mısınız?” hediye beni biraz yumuşattı. “Aslında çok isterim,” dedi gözlerini bana dikerek. Ba- kışlan Macbeth benden sadece on yaş büyüktü. En belirgin Özelliği, derin ve bir kuzgunun kanatları kadar siyahtı. omuzlarına dökülen turuncu saçlanydı. Gillam gibi zalim birine O gece benim yatağıma geldi. İstediği yerime dokunmasına benzemiyordu. Ama konuşacak hiçbir…

Rüzgar Gibi Geçti / Margaret Mitchell
Aşk/ 17 Mart 2019

Rüzgar Gibi Geçti Rüzgar Gibi Geçti’den… Dizginleri gevşediğini hisseden atlar boyunlarını uzatarak taze ilkbahar otlarını yemeye başladılar. Brent’in geniş, güçlü yüzü şaşkın ve biraz da kederliydi. “Bana bak,” dedi, “Sana bizi yemeğe davet edecek gibi gelmedi mi?” Stuart: “Edecek sandım,” dedi. “Boş yere bekleyip durdum, ama etmedi işte. Sen ne dersin bu işe?” “Hiçbir şey. Ama yine de davet edebilirdi. Ne de olsa bu burada ilk günümüz. Scarlett de bizi uzun zamandır görmemişti. Daha bir sürü konuşacak şeyimiz vardı.” “Sonra, başı ağrıyormuş gibi sessizleşiverdi.” “Ben de bunu farkettim, ama o zaman aldırmadım. Ona ne oldu dersin?” “Bilmem. Onu kızdıran bir şey söyledik mi?” İkisi de bir an düşündüler. “Aklıma gelen bir şey yok. Hem de Scarlett kızınca bunu herkes anlar. Bazı kızlar gibi kendini tutmaz o.” “Evet ben de onun bu huyunu severim zaten. Kızdığı zaman suratını asıp, buz gibi bir tavırla ortalıkta dolaşmaz, kızdığını söyler. Ama muhakkak ki söylediğimiz bir şey onun sesini kesti ve öyle hasta suratlı yaptı onu. Yemin ederim ki, bizi görünce sevindi ve yemeğe alıkoymaya niyetleniyordu.” “Kovulduk diye değildir, değil mi?” “Yok canım! Aptallık etme. Ona anlattığımız zaman ne kadar güldü. Hem, Scarlett kitaplardan edinilen bilgiye bizden fazla aldırmaz.” Brent, eyerinin üstünde arkaya döndü ve…

Aşk Senfonisi / Nora Roberts
Aşk/ 16 Mart 2019

Aşk Senfonisi Aşk Senfonisi’nden… Bir kaç düzenleme daha yapmak üzere, minyatür arabaların sergilendiği bölüme yaklaştı. Annie, kısa, kızıl kestane rengi saçlarım düzelterek, “Galiba içeri girecekler,” dedi. “Küçük kız neredeyse vitrinden içeri dalacak. Kapıyı açmamı ister misin?” Her zaman dakik olan Natasha, duvarda asılı, gülümseyen palyaço şeklindeki saate bir göz attı. “Açmamıza daha beş dakika var.” “Beş dakika nedir ki Tash, görmüyor musun bu adam olağanüstü,” diyen Annie, adamı daha iyi görmek için vitrine yaklaşıp, oradaki masa oyunlarını düzeltiyormuş gibi yaptı. “Evet… Bir doksana yakın boy, gördüğüm en mükemmel omuzlar… Aman Allahım! Takım elbisesinin kumaşı tüvit… Tüvit kumaştan yapılmış takım elbise giyen bir erkeğin ağzımı sulandıracağım hiç tahmin etmezdim.” “Kartondan bir erkek de senin ağzım sulandırabilir.” Annie gülünce, gamzesi ortaya çıktı. “Haklısın, tanıdığım erkeklerin çoğu, gerçekten de kartondan.” Göz ucuyla adamın hâlâ vitrine bakıp bakmadığını kontrol etti. “Bu yazı, deniz kenarı bir yerde geçirmiş olmalı. Saçları güneşten açılmış ve muhteşem bir ten rengi var. Oh… Allahım! Küçük kıza gülümsedi. Sanırım, aşık oldum.” Küçük arabalarla, küçük ölçekli bir trafik sıkışıklığı koreografisi yaratmaya çalışan Natasha, “Sen, hep aşık olduğunu sanırsın,” dedi gülerek. Annie içini çekti. “Biliyorum. Keşke gözlerinin rengini görebilsem… Yüzünün kemik yapısı bir harika… Eminim ki, çok da zekidir… Ama büyük acılar…

Ölüm Bizi Ayırana Dek / Barbara J. Zitwer
Aşk/ 15 Mart 2019

Ölüm Bizi Ayırana Dek Ölüm Bizi Ayırana Dek’ten… Joev otuz yedi yıllık hayatında son otuz üç yıldır Manhattan’ın Yukarı Doğu bölgesinde, Lexington Bulvarı’nda yer alan bir binanın en üst katında oturuyordu ve sokaktan, siren sesleri dışında başka seslerin gelip kulağına çalındığı zamanlar çok nadirdi. Temmuz ve ağustos aylarında, dairenin sıcaktan alev alev kavrulduğu zamanlarda, camın önündeki klimaları son ayarda çalıştırıyordu. Ama ılık bahar akşamlarında ya da yazın ardından yorgun düşen şehrin üzerine yeni bir hayat üfleyen serin sonbahar rüzgârları olduğunda, pencereleri sonuna kadar açıp, binanın önünde zigzaglar çizerek dönen yangın merdivenine tırmanıp üzerine çıkmaya bayılıyordu. Ailesiyle birlikte bu evde yaşarken de hep bunu yapmanın hayalini kurardı. Üçüncü katta oturan en yakın arkadaşı Sarah ile dışarıda, merdivenlerin üzerinde yatmak için ailesine yalvarırdı. Yastık ve yorganları ön odadaki pencereden dışarı sürükleyip, çıplak gözle görülemeyen yıldızların altına yerleştiklerini hayal ederdi. Aşağı düşmeleri mümkün değildi! Merdivenlerin üstündeki boşluğa bir sandalye yerleştirirler ve böylece uykudayken oradan yuvarlanıp düşmezlerdi. Ama yaşları kaç olursa olsun, ne kadar çok yalvarırlarsa yalvarsınlar, Joey’in ailesi bunu asla kabul etmezdi. On beş yıl önce, babasının yeni karısıyla birlikte Flo-rida’ya gittiği ve dairenin resmen ona kaldığı gece, Joey düğünden kalan bir şişe şampanyayla birlikte sürünerek yangın merdivenine çıkmıştı. Tam olarak neyi kutladığını…

Sahte Nişanlı / Cara Elliott
Aşk/ 30 Ocak 2019

Sahte Nişanlı Sahte Nişanlı’dan… Kendini tutamayarak okumaya devam etti. Yazıda adı geçen çeşmeyi biliyordu ama Lord Hadley’nin kuğu kılığındaki Zeus’unun karşısında Leda rolünü üstlenmeye razı olan şehvet düşkününü tanımıyordu. Rivayete göre çıplak hanımefendi, mermer heykelden çok daha dolgun ve çok daha sesli. Anlaşılan o ki Berkeley Meydanı sakinlerinin yarısı Kontun ayağı kayıp ikisi de buz gibi suya düşünce yükselen çığlıklarla uyanmış. Bu ateşlerini söndürmüştür, diye düşündü Ciara kendi kendine. Daha kalıcı bir zarar da yaşanmış. Makalede Kont’un vücudunun pek hassas bir bölgesinin epeyce morardığına dair imalar vardı. Kont muhtemelen cevizlerinin gerçek cevizler gibi kabuklu olmasını tercih ederdi. Gazete kâğıdı aniden çatırdadı. Kömür tısladı, alevler buruşmuş kâğıt parçasını aralarına almak için yükseldi. Lord Hadley nin cam cehenneme. Hatta Londra sosyetesinin de öyle. Varsın, kötü niyedi oyunlarını oynasın dursunlar. Kendisine ömür boyu yetecek kadar kötü niyetli entrika ve düşüncesiz çapkınlıklara şahit olmuştu. Artık bunlar onu şaşırtmaktan çok, fazlasıyla sıkıcı geliyordu. Ciara tabağını kenara iterek defterlerini eline alıp aceleyle odadan çıktı. “Hayret bir olay! Yine isabet etti, tam on ikiden vurdun!” Kör olasıca şans. Hadley Kontu Lucas Bingham gözlerini sabah güneşinin göz kamaştırıcı ışığından rahatsız olarak kıstı. Keskin nişancıydı fakat sabahtan beri içtiği üç ya da dört şişe şaraptan sonra en keskin nişancı…

Şeytanın Kolyesi / Kat Martin
Aşk/ 30 Ocak 2019

Şeytanın Kolyesi Şeytanın Kolyesi’nden… Yatak odasına girip titreyen elleriyle kapıyı sessizce kapatırken Grace’in kalbi endişeyle atıyordu. Alt kattaki kabul salonundan, yaylı çalgılar dörtlüsünün oluşturduğu orkestradan çıkan müziğin sesi geliyordu. Küçük bir servet harcanan bu ev partisi annesinin, Grace’i sosyetenin yaşlı aristokratlarının gözüne sokmak için düzenlediği sayısız etkinlikten biriydi. Dayanabildiği kadar orada durmaya çalıştı. Annesinin misafirleriyle iç karartıcı sohbetler etmek için kendini zorladı ve sonra baş ağrısı bahanesiyle yukarı çıktı. Bu gece halletmesi gereken çok önemli bir iş vardı. Camın diğer tarafında kış rüzgârlarıyla savrulan yapraksız dallar pervaza çarparken, Grace uzun, beyaz eldivenlerini çıkardı. Avuçları terliyordu. Kararsızlık bir yılan gibi midesinde dolanıyordu ancak kendisine bir yol çizmişti ve şimdi geri dönmeyi reddediyordu. Bebek cildi yumuşaklığındaki terliklerini ayağından fırlattı ve aceleyle zili çalarak özel hizmetlisini çağırdı. Daha sonra boynundaki elmas ve inci karışımı kolyesinin klipsine uzandı. Elleri bir süre orada oyalandı, parmakları incilerin pürüzsüzlüğüyle elmasların keskin yüzeyinde tek tek dolaştı. Kolye, en yakın arkadaşı olan Bran Kontesi Victoria Baston’ın hediyesiydi. Grace’in sahip olduğu en değerli şeydi. “Beni mi çağırdınız efendim?” diye sordu Phoebe Blo-om. Biraz sersem olsa da çok iyi bir kalbe sahipti. Önce kapıdan siyah saçlı başını uzattı, sonra aceleyle içeri girdi. “Biraz yardıma ihtiyacım var Phoebe, sen de istersen tabii.”…

Bazı Kızlar Aşk İçin Herşeyi Yapar / Clodagh Murphy
Aşk/ 16 Ekim 2018

Bazı Kızlar Aşk İçin Herşeyi Yapar Bazı Kızlar Aşk İçin Herşeyi Yapar’dan… “Onları çekmekten ziyade teşvik ettiğin için bütün manyaklar seni buluyor.” “Ben sadece yardım etmeye çalışıyorum.” “Tabi, Jane Austen’ın imzalı kitabını arayan müşteriye bunu bulabileceğini söylediğin zaman gibi…” Adam karısına doğum günü hediyesi olarak en sevdiği yazar Jane Austen’m imzalı kitaplarını almak istiyordu. “Ama istediğini buldum!” “Evet, kitapları sen imzaladın. Bu sahtekârlık.’’ “Hiç de değil. ‘Onun adına’ diye imzaladım, sahtecilik sayılmaz.” Claire gözlerini kocaman açtı. “Ne zaman kitabın ismini hatırlamayan bir müşteri olsa ona başka bir şey satıyorsun.” “Sanki kötü bir şeymiş gibi söylüyorsun. Onlara istedikleri şeyi vererek iyi hizmet sunuyorum.” “Şarlatanın tekisin.” “Yokluğumda beni özleyeceksin.” Yvonne’un ayrılmasına daha birkaç ay v ardı ama dükkânın sabah tenhalığında, birlikte kıkır kıkır gülerken Claire. onu gerçekten özleyeceğini hissetti. Yvonne üniversiteye giderken Bookends’de yan zamanlı çalışıyordu ve yaz sonunda bir yıl seyahat etmek için okula ara verecekti. Dükkânın sahibi Tom bile onu özleyeceğine şaşırıyordu. Yvonne. Vogne çekimine giderken yolunu kaybetmiş gibi görünerek ilk işe geldiğinden beri sürekli onu hayrete düşürüyordu. Omzunda Claire’in bir aylık maaşından çok daha fazla edermiş gibi görünen çantasıyla, kaşmir ve ipekler içinde çıkagelmişti. Parlak sarı saçları ve pürüzsüz teniyle doğal kaynak suyu ve dağ havasıyla besleniyor gibiydi. Kasanın arkasına…

Ara Beni / Nina Castro
Aşk/ 15 Ekim 2018

Ara Beni Ara Beni’den… Eve girince çevresine karamsar bir bakış attı. Ortalık fena karışmıştı ve bu dağınıklığı toplayacak, kendisinden başka kimse yoktu. Ne annesi ne de babası hayatta olduğundan, düğün telaşında yanmda olabilen tek kişi ablası Barbara’ydı. Ancak onun da ilgilenmesi gereken bir ailesi vardı ve onu ne zaman görse nefes almaya bile güçlükle vakit bulabiliyormuş gibi görünürdü. Elbette yanmda olduğu için minnettardı ancak kendisinin ilgilenemediği şeylerle ilgilenmesi için Tanrının ona bir kaç melek göndermesini istemiyor değildi. Evin haline üzülmekten başka yapabileceği bir şey olmadığından, eşyalarını Nick’in evine taşımak için hemen hazırlanmaya başladı. Kıyafetlerini doldurduğu bavullarıyla ufak tefek bazı eşyalarını tepiştirdiği kolileri taşımak işkence gibiydi. Aslında bu konuda kendi inadından başka suçlayabileceği kimse yoktu. Nick ona yardım etmeyi teklif etmişti ancak kendisi buna izin vermemişti. Zavallı Nick aile şirketinde o kadar çok çalışıyordu ki, ona birde bu sorumluluğu yüklemeye gönlü razı gelmemişti. Taşıma işini bitirdikten sonra terden bunalmış bir şekilde arabasına atlayıp yola koyuldu. Nick şu anda işte olmalıydı. Güzel bir akşam yemeği hazırlayıp ona sürpriz yapma fikri akima geldiğinde mutlulukla gülümsedi. Her ne kadar Nick onun yemeklerini pek beğenmese de bunu o kadar dert etmiyordu. Onun çabasını takdir edeceğinden emindi. Trafik ışıklarında durmak zorunda kaldığı her seferinde sabırsızlıkla direksiyonu…

Taocu Sevişme ve Seks / Jolan Chang
Aşk/ 14 Ekim 2018

Taocu Sevişme ve Seks Taocu Sevişme ve Seks’ten… Biraz sonra da sözü şöyle sürdürüyor : “Burda çözümsüz bir haksızlık var. Bu haksızlık erkeğe penis adı verilen harika bir eklentinin kazandırdığı çekicilik değil, kadının her hava koşulunda yararlılığını sürdüren o harika kadınlık organıdır. Ne fırtına, ne sulusepken, ne gecenin karanlığı onu şaşırtabilir. Her zaman ordadır, her zaman hazırdır. Bir düşünecek olursanız müthiş bir şey bu. Bunun için erkeklerin kadınlardan nefret etmelerine, kadınların cinsel yetersizliği masalını uydurmalarına şaşmamak gerek.” “Tarihin bütün önemli olayları bu iki simgesel nesneyle karşılaştırılınca önemini yitirir…” dediği zaman tam olarak Erica Jong’a katılıyorum, ancak “çözümsüz haksızlıktan söz ettiği zaman umudunu yitirmekte acele ettiğini sanıyorum. Eski çağlarda yaşayan Taocular bu haksızlığa bundan binlerce yıl önce bir çözüm getirmişlerdi. Bugün de pek çok Taocu ya da Taocu olmayan bazı talihli kişiler dünyanın dört bir yanında bu çözümden yararlanıp uygulamasını yapıyorlar. Yazık ki bu bilgi genişlemesine yaygınlaşamamıştır. İşte bu kitap bu eksiği gidermeyi amaçlıyor. Bu giriş bölümünde çok önemli iki sorunun yanıtlanması gerekiyor. Geçen kış bir sabah Güney Fransa’daki kırevinde ünlü yazar Lawrence Durell bana niçin Taocu olduğumu, beni bu kitabı yaz maya iten nedenlerin neler olduğunu sormuştu. Aşağıdaki satırlar bir romancının arayış içinde olan zihninin beni sürüklediği ülkücülük coşkusunun ürünüdür….

İskoç Sürgünü / Monica McCarty
Aşk/ 13 Ekim 2018

İskoç Sürgünü İskoç Sürgünü’nden… Kendisine büyük bir bardak bira aldı ve izleyiciler için kurulmuş olan kalabalık çadırın bir köşesinde durdu. Eski zaman müsabakalarında da olduğu gibi, klan üyelerinin yarışı rahat -ve kısmen kuru— bir şekilde izleyebilmeleri için büyük bir çadır kurulmuştu. Çadır, planlarının temelini oluşturuyordu. Birkaç gündür, kaleye bakan, güvenli Duniquoich’in ormanlık tepesinden kaleyi ve köyü izliyorlardı. Çadır kurulduğunda, Patrick planı kafasında netleştirmişti. Alasdair yarışı kazandıktan sonra örtüsünü kaldırıp MacGregor’lann nişanı olan, üzerinde ‘Giuthas nam mör-shliabh ’ yazılı başlığını ortaya çıkararak onlara işaret gönderecekti. Ardından Patrick ve Gregor, kaput bezinden yapılmış çadırı ayakta tutan direkleri devireceklerdi. Normalde kuvvetli ahşap direkleri devirmek için bir adamdan daha fazlasma ihtiyaç vardı, ama o ve Gregor’un sıra dışı —ya da kuzenlerinin şakayla karışık söylediği gibi insan dışı- bir gücü vardı. Çadır devrilir devrilmez, ormanda bekleyen az sayıdaki MacGregor muhafızı, kaleye doğru oklarla bir yaylım ateşi açarak saldırıyı başlatacaklardı. Oyunların barış ortamına zarar vermek büyük bir suçtu. İskoç gelenek ve göreneklerine göre bu, ciddi bir ihlaldi ama Patrick bunun gerçek bir saldırı olmaması nedeniyle, klanlarının şerefinin —daha doğrusu şereflerinden arta kalanın— zarar görmeyeceğini düşünüyordu. Kalabalık, siper duvarının arkasında, kalenin güvenli kısımlarına doğru kaçışırken, atlar ve ahırlarla olan bağlantı kesilmiş olacaktı. Bu kaos ortamından yararlanacak olan…

Kasap Fırıncı Şamdancı / Suzanne Portnoy
Aşk/ 12 Ekim 2018

Kasap Fırıncı Şamdancı Kasap Fırıncı Şamdancı’dan… Evde kalma fikrinden bu akşam çabuk vazgeçtim. Rio’nun Yeri’nin tahrik edici atmosferi ve tanımadığım bir adam tarafından baştan çıkarılma fikri daha ağır bastı. İnternetten tanıştığım bir adamla randevum var ve her cuma olduğu gibi, bir yanım mesaj atıp randevuyu iptal etmek istiyor ama yapamıyorum. Tanışacağım adam beni görmek için Winchester’dan geldi. Son dakikada, hem de iki buçuk saatlik bir yolculuktan sonra iptal etmek kabalık olur. Ben ailemden böyle terbiye görmedim. TotallyGorgeous.com’daki resmi ve profili oldukça iyi. Resimde açık renk saçları ve geniş omuzları görünüyor. Üzerinde mavi bir Lacoste tişört var. Sıradan okul çocuklarının giydiği türden ama uzun boylu ve atletik görünüyor; geniş omuzları tişörtünün göğüs kısmını ve kollarını tamamıyla germiş. Oldukça hoş. Yani sitenin isminin vaat ettiği gibi ‘her şeyiyle harikulade.’ Süper model olmasa da, bir gece için hiç fena değil. Maliyeci olduğunu söyledi. İş yeri şehir merkezinin oldukça güneyinde. Acaba emeklilik sigortası mı satıyor? Ne kadar sıkıcı! Birkaç kez mesajlaştıktan sonra telefonda: “Nelerden hoşlanırsın?” diye sordu. “Gece kulüplerine gider misin?” Arada sırada fetiş kulüplerine gittiğimi söylediğimde heyecanlandı. Hatta nefesi kesildi. Bu da bana Lacoste tişört giyen birinden cinsel deneyim açısından ne kadar derinlik bekleyebileceğim sorusunu düşündürdü. Fetiş kulübüne gitmenin eğlencenin son noktası olduğunu…

Siyah Buz / Becca Fitzpatrick
Aşk/ 17 Ağustos 2018

Siyah Buz Siyah Buz’dan… Paslı Chevyrolet kamyonet tangırdayarak durunca Lauren Huntsman kafasını ön yolcu koltuğunun camına çarptı ve irkilerek uyandı. Uykulu gözlerini birkaç kez kırpıştırdı. Kafasının içi, bir araya getirebilse bir bütün oluşturabileceği kırık dökük anılarla, paramparça görüntülerle doluymuş gibi hissediyordu. Gecenin daha erken saatlerine açılan bir pencereymiş gibi. Şu anda ise o pencere zonklayan kafasının içinde paramparçaydı. Country müzik, gürültülü kahkahalar ve tepede asılı duran televizyonlarda NBA’den seçme görüntülerden oluşan bir karmaşa hatırlıyordu. Loş aydınlatma. Yeşil, kehribar ve siyah renklerde ışıldayan düzinelerce cam şişenin sergilendiği raflar. Siyah. Kafasını güzelleştirdiği için o şişeden bir kadeh istemişti. Güçlü bir elin bardağına boşalttığı içkiyi hiç vakit kaybetmeden kafaya dikmişti. “Bir tane daha,” demişti, boş bardağı bara çarparak. Kovboyun kalçasına yaslanıp sallandığını, yavaş bir dans ettiklerini hatırlıyordu. Onun kovboy şapkasını çalmıştı. Şapka ona daha çok yakışmıştı. Minicik siyah elbisesi, siyah içkisi ve siyaha çalan kötü ruh haliyle uyumlu siyah bir Stetson. Neyse ki ailesiyle birlikte tatile geldiği Jackson Hole, Wyoming’in burunların bir karış havada olduğu, züppe dünyasında nadide bir mücevher olan bu boktan barda o ruh halini koruması zordu. Gizlice kaçıp gelmişti ve ailesi onu burada asla bulamazdı. Bu düşünce ufukta parlak bir ışık gibiydi. Birazdan anne ve babasının neye benzediğini bile unutacak…

Vabeste / Francesc Miralles, Care Santos
Aşk/ 12 Ağustos 2018

Vabeste Vabeste’den… “Seni burda bulacağımı biliyordum,” dedi iris Olivier kapı otomatiğinden kimin geldiğini sorduğunda. “Eğer özrümü kabul edersen, seni akşam yemeğine davet etmek istiyorum. “Elbette, Prenses. Hemen iniyorum.” Olivier üzgün görünüyordu. Gözleri önceki buluşma-larındakinden daha az parlıyordu ve gülüşü alışılagelenden daha zorlama görünüyordu. “Salakça davrandım. Mutluluğu uzaklarda ararken çok yakınımda olabileceğini unuttum.” “Fusei’nin Osaka’da yazdığı bir haiku var. Hep çok hoşuma gitmiştir: ‘Kiraz ağaçları gecede / benden ne kadar uzak olurlarsa / onları o kadar çok görüyorum.’ Bu arada, haikunun ne olduğunu biliyor musun?” “Elbette,” diye yanıdadı iris. “Hatta bir tane yazmışum bile.” Bu, veterinerin çok hoşuna gitmişti. Yüzü aydınlanmıştı. “Sürekli beni şaşırtıyorsun! Japon restoranına bir daha gitmeliyiz. Özel bir ziyaret, hazır mısın?” Olivier onu şehir merkezine götürdü ve arabayı bir otoparkta bıraktılar. Daha sonra saklı kentin dar sokaklarından içeri girdiler, buralara turistler gelmezdi. Hatta buranın yerlisi bile buralara girmeye korkardı. Bu sokaklardan birindeki kale bendini geçtikten sonra kırmızı kâğıt çiçekle süslü sade ahşap bir kapıya geldiler. “İşte burası. İsmi bile yok. Mekânın sahipleri ona Hi-mitsu dememizden hoşlanıyor. Bu Japonca’da gizli’ demek. Bir restorandan çok gizli bir kardeşlik. Burada hepimiz birbirimizi tanırız.” Girer girmez iris buranın diğerlerinden farklı bir yer olduğunu anladı. Olivier ona bir mimikle ayakkabılarını çıkartması ve kapının…

Mutluluk / After 4 / Anna Todd
Aşk/ 11 Ağustos 2018

Mutluluk Mutluluk’tan… Sık sık aldığım nefeslerin arasından Tessanın yumuşak ve çatallı sesini duydum. “Nereye gideyim?” “Bilmiyorum.” Bir tarafım ona Londra’dan ayrılan bir sonraki uçağa tek başına binmesini söylemek istedi. Fakat daha bencil ve ağır basan tarafım, bunu yaparsa gece olduğunda kendimi hasta edecek kadar içeceğimi biliyordu. Yine. Ağzımda kusmuk tadı vardı ve vücudumun onca alkolü vahşice dışarı atmasından dolayı boğazım yanıyordu. Aramızdaki konsolu açıp bir peçete çıkardı ve ağzımın kenarlarını silmeye başladı. Parmakları tenime dokunmamıştı bile fakat buz gibi olduklarını hissederek sıçradım. “Donuyorsun. Arabayı çalıştır.” Fakat söylediğimi yapmasını beklemedim. O yüzden uzanıp anahtarı çevirdim ve içeri biraz hava girmesini bekledim. Arabaya dolan hava önce soğuktu fakat bu pahalı arabanın bu konuda bazı özellikleri vardı. Sıcaklık küçük alana hızla yayıldı. “Benzin almamız gerek. Ne kadar süre kullandığımı bilmiyorum fakat benzin ışığı yanıyordu ve o ekran da aynı şeyi söylüyor.” Paneldeki gösterişli navigasyon ekranını işaret etti. Sesi beni öldürüyordu. “Sesin kısılmış,” dedim fazlasıyla aşikâr olsa da. Başıyla onaylayarak gözlerini benden kaçırdı. Parmaklarımla çenesini kavradım ve onu yeniden kendime çevirdim. “Gitmek istersen, seni suçlamam. Seni hemen şimdi havaalanına götürebilirim.” Ağzını açmadan önce bana şaşkın bir ifadeyle baktı. “Sen burada mı kalıyorsun? Londra’da? Uçağımız bu gece, ben sanmıştım ki…” Son sözcük ağzından oldukça tiz…