Rüzgar Gibi Geçti / Margaret Mitchell
Aşk/ 17 Mart 2019

Rüzgar Gibi Geçti Rüzgar Gibi Geçti’den… Dizginleri gevşediğini hisseden atlar boyunlarını uzatarak taze ilkbahar otlarını yemeye başladılar. Brent’in geniş, güçlü yüzü şaşkın ve biraz da kederliydi. “Bana bak,” dedi, “Sana bizi yemeğe davet edecek gibi gelmedi mi?” Stuart: “Edecek sandım,” dedi. “Boş yere bekleyip durdum, ama etmedi işte. Sen ne dersin bu işe?” “Hiçbir şey. Ama yine de davet edebilirdi. Ne de olsa bu burada ilk günümüz. Scarlett de bizi uzun zamandır görmemişti. Daha bir sürü konuşacak şeyimiz vardı.” “Sonra, başı ağrıyormuş gibi sessizleşiverdi.” “Ben de bunu farkettim, ama o zaman aldırmadım. Ona ne oldu dersin?” “Bilmem. Onu kızdıran bir şey söyledik mi?” İkisi de bir an düşündüler. “Aklıma gelen bir şey yok. Hem de Scarlett kızınca bunu herkes anlar. Bazı kızlar gibi kendini tutmaz o.” “Evet ben de onun bu huyunu severim zaten. Kızdığı zaman suratını asıp, buz gibi bir tavırla ortalıkta dolaşmaz, kızdığını söyler. Ama muhakkak ki söylediğimiz bir şey onun sesini kesti ve öyle hasta suratlı yaptı onu. Yemin ederim ki, bizi görünce sevindi ve yemeğe alıkoymaya niyetleniyordu.” “Kovulduk diye değildir, değil mi?” “Yok canım! Aptallık etme. Ona anlattığımız zaman ne kadar güldü. Hem, Scarlett kitaplardan edinilen bilgiye bizden fazla aldırmaz.” Brent, eyerinin üstünde arkaya döndü ve…

Aşk Senfonisi / Nora Roberts
Aşk/ 16 Mart 2019

Aşk Senfonisi Aşk Senfonisi’nden… Bir kaç düzenleme daha yapmak üzere, minyatür arabaların sergilendiği bölüme yaklaştı. Annie, kısa, kızıl kestane rengi saçlarım düzelterek, “Galiba içeri girecekler,” dedi. “Küçük kız neredeyse vitrinden içeri dalacak. Kapıyı açmamı ister misin?” Her zaman dakik olan Natasha, duvarda asılı, gülümseyen palyaço şeklindeki saate bir göz attı. “Açmamıza daha beş dakika var.” “Beş dakika nedir ki Tash, görmüyor musun bu adam olağanüstü,” diyen Annie, adamı daha iyi görmek için vitrine yaklaşıp, oradaki masa oyunlarını düzeltiyormuş gibi yaptı. “Evet… Bir doksana yakın boy, gördüğüm en mükemmel omuzlar… Aman Allahım! Takım elbisesinin kumaşı tüvit… Tüvit kumaştan yapılmış takım elbise giyen bir erkeğin ağzımı sulandıracağım hiç tahmin etmezdim.” “Kartondan bir erkek de senin ağzım sulandırabilir.” Annie gülünce, gamzesi ortaya çıktı. “Haklısın, tanıdığım erkeklerin çoğu, gerçekten de kartondan.” Göz ucuyla adamın hâlâ vitrine bakıp bakmadığını kontrol etti. “Bu yazı, deniz kenarı bir yerde geçirmiş olmalı. Saçları güneşten açılmış ve muhteşem bir ten rengi var. Oh… Allahım! Küçük kıza gülümsedi. Sanırım, aşık oldum.” Küçük arabalarla, küçük ölçekli bir trafik sıkışıklığı koreografisi yaratmaya çalışan Natasha, “Sen, hep aşık olduğunu sanırsın,” dedi gülerek. Annie içini çekti. “Biliyorum. Keşke gözlerinin rengini görebilsem… Yüzünün kemik yapısı bir harika… Eminim ki, çok da zekidir… Ama büyük acılar…

Ölüm Bizi Ayırana Dek / Barbara J. Zitwer
Aşk/ 15 Mart 2019

Ölüm Bizi Ayırana Dek Ölüm Bizi Ayırana Dek’ten… Joev otuz yedi yıllık hayatında son otuz üç yıldır Manhattan’ın Yukarı Doğu bölgesinde, Lexington Bulvarı’nda yer alan bir binanın en üst katında oturuyordu ve sokaktan, siren sesleri dışında başka seslerin gelip kulağına çalındığı zamanlar çok nadirdi. Temmuz ve ağustos aylarında, dairenin sıcaktan alev alev kavrulduğu zamanlarda, camın önündeki klimaları son ayarda çalıştırıyordu. Ama ılık bahar akşamlarında ya da yazın ardından yorgun düşen şehrin üzerine yeni bir hayat üfleyen serin sonbahar rüzgârları olduğunda, pencereleri sonuna kadar açıp, binanın önünde zigzaglar çizerek dönen yangın merdivenine tırmanıp üzerine çıkmaya bayılıyordu. Ailesiyle birlikte bu evde yaşarken de hep bunu yapmanın hayalini kurardı. Üçüncü katta oturan en yakın arkadaşı Sarah ile dışarıda, merdivenlerin üzerinde yatmak için ailesine yalvarırdı. Yastık ve yorganları ön odadaki pencereden dışarı sürükleyip, çıplak gözle görülemeyen yıldızların altına yerleştiklerini hayal ederdi. Aşağı düşmeleri mümkün değildi! Merdivenlerin üstündeki boşluğa bir sandalye yerleştirirler ve böylece uykudayken oradan yuvarlanıp düşmezlerdi. Ama yaşları kaç olursa olsun, ne kadar çok yalvarırlarsa yalvarsınlar, Joey’in ailesi bunu asla kabul etmezdi. On beş yıl önce, babasının yeni karısıyla birlikte Flo-rida’ya gittiği ve dairenin resmen ona kaldığı gece, Joey düğünden kalan bir şişe şampanyayla birlikte sürünerek yangın merdivenine çıkmıştı. Tam olarak neyi kutladığını…

Sahte Nişanlı / Cara Elliott
Aşk/ 30 Ocak 2019

Sahte Nişanlı Sahte Nişanlı’dan… Kendini tutamayarak okumaya devam etti. Yazıda adı geçen çeşmeyi biliyordu ama Lord Hadley’nin kuğu kılığındaki Zeus’unun karşısında Leda rolünü üstlenmeye razı olan şehvet düşkününü tanımıyordu. Rivayete göre çıplak hanımefendi, mermer heykelden çok daha dolgun ve çok daha sesli. Anlaşılan o ki Berkeley Meydanı sakinlerinin yarısı Kontun ayağı kayıp ikisi de buz gibi suya düşünce yükselen çığlıklarla uyanmış. Bu ateşlerini söndürmüştür, diye düşündü Ciara kendi kendine. Daha kalıcı bir zarar da yaşanmış. Makalede Kont’un vücudunun pek hassas bir bölgesinin epeyce morardığına dair imalar vardı. Kont muhtemelen cevizlerinin gerçek cevizler gibi kabuklu olmasını tercih ederdi. Gazete kâğıdı aniden çatırdadı. Kömür tısladı, alevler buruşmuş kâğıt parçasını aralarına almak için yükseldi. Lord Hadley nin cam cehenneme. Hatta Londra sosyetesinin de öyle. Varsın, kötü niyedi oyunlarını oynasın dursunlar. Kendisine ömür boyu yetecek kadar kötü niyetli entrika ve düşüncesiz çapkınlıklara şahit olmuştu. Artık bunlar onu şaşırtmaktan çok, fazlasıyla sıkıcı geliyordu. Ciara tabağını kenara iterek defterlerini eline alıp aceleyle odadan çıktı. “Hayret bir olay! Yine isabet etti, tam on ikiden vurdun!” Kör olasıca şans. Hadley Kontu Lucas Bingham gözlerini sabah güneşinin göz kamaştırıcı ışığından rahatsız olarak kıstı. Keskin nişancıydı fakat sabahtan beri içtiği üç ya da dört şişe şaraptan sonra en keskin nişancı…

Şeytanın Kolyesi / Kat Martin
Aşk/ 30 Ocak 2019

Şeytanın Kolyesi Şeytanın Kolyesi’nden… Yatak odasına girip titreyen elleriyle kapıyı sessizce kapatırken Grace’in kalbi endişeyle atıyordu. Alt kattaki kabul salonundan, yaylı çalgılar dörtlüsünün oluşturduğu orkestradan çıkan müziğin sesi geliyordu. Küçük bir servet harcanan bu ev partisi annesinin, Grace’i sosyetenin yaşlı aristokratlarının gözüne sokmak için düzenlediği sayısız etkinlikten biriydi. Dayanabildiği kadar orada durmaya çalıştı. Annesinin misafirleriyle iç karartıcı sohbetler etmek için kendini zorladı ve sonra baş ağrısı bahanesiyle yukarı çıktı. Bu gece halletmesi gereken çok önemli bir iş vardı. Camın diğer tarafında kış rüzgârlarıyla savrulan yapraksız dallar pervaza çarparken, Grace uzun, beyaz eldivenlerini çıkardı. Avuçları terliyordu. Kararsızlık bir yılan gibi midesinde dolanıyordu ancak kendisine bir yol çizmişti ve şimdi geri dönmeyi reddediyordu. Bebek cildi yumuşaklığındaki terliklerini ayağından fırlattı ve aceleyle zili çalarak özel hizmetlisini çağırdı. Daha sonra boynundaki elmas ve inci karışımı kolyesinin klipsine uzandı. Elleri bir süre orada oyalandı, parmakları incilerin pürüzsüzlüğüyle elmasların keskin yüzeyinde tek tek dolaştı. Kolye, en yakın arkadaşı olan Bran Kontesi Victoria Baston’ın hediyesiydi. Grace’in sahip olduğu en değerli şeydi. “Beni mi çağırdınız efendim?” diye sordu Phoebe Blo-om. Biraz sersem olsa da çok iyi bir kalbe sahipti. Önce kapıdan siyah saçlı başını uzattı, sonra aceleyle içeri girdi. “Biraz yardıma ihtiyacım var Phoebe, sen de istersen tabii.”…

Bazı Kızlar Aşk İçin Herşeyi Yapar / Clodagh Murphy
Aşk/ 16 Ekim 2018

Bazı Kızlar Aşk İçin Herşeyi Yapar Bazı Kızlar Aşk İçin Herşeyi Yapar’dan… “Onları çekmekten ziyade teşvik ettiğin için bütün manyaklar seni buluyor.” “Ben sadece yardım etmeye çalışıyorum.” “Tabi, Jane Austen’ın imzalı kitabını arayan müşteriye bunu bulabileceğini söylediğin zaman gibi…” Adam karısına doğum günü hediyesi olarak en sevdiği yazar Jane Austen’m imzalı kitaplarını almak istiyordu. “Ama istediğini buldum!” “Evet, kitapları sen imzaladın. Bu sahtekârlık.’’ “Hiç de değil. ‘Onun adına’ diye imzaladım, sahtecilik sayılmaz.” Claire gözlerini kocaman açtı. “Ne zaman kitabın ismini hatırlamayan bir müşteri olsa ona başka bir şey satıyorsun.” “Sanki kötü bir şeymiş gibi söylüyorsun. Onlara istedikleri şeyi vererek iyi hizmet sunuyorum.” “Şarlatanın tekisin.” “Yokluğumda beni özleyeceksin.” Yvonne’un ayrılmasına daha birkaç ay v ardı ama dükkânın sabah tenhalığında, birlikte kıkır kıkır gülerken Claire. onu gerçekten özleyeceğini hissetti. Yvonne üniversiteye giderken Bookends’de yan zamanlı çalışıyordu ve yaz sonunda bir yıl seyahat etmek için okula ara verecekti. Dükkânın sahibi Tom bile onu özleyeceğine şaşırıyordu. Yvonne. Vogne çekimine giderken yolunu kaybetmiş gibi görünerek ilk işe geldiğinden beri sürekli onu hayrete düşürüyordu. Omzunda Claire’in bir aylık maaşından çok daha fazla edermiş gibi görünen çantasıyla, kaşmir ve ipekler içinde çıkagelmişti. Parlak sarı saçları ve pürüzsüz teniyle doğal kaynak suyu ve dağ havasıyla besleniyor gibiydi. Kasanın arkasına…

Ara Beni / Nina Castro
Aşk/ 15 Ekim 2018

Ara Beni Ara Beni’den… Eve girince çevresine karamsar bir bakış attı. Ortalık fena karışmıştı ve bu dağınıklığı toplayacak, kendisinden başka kimse yoktu. Ne annesi ne de babası hayatta olduğundan, düğün telaşında yanmda olabilen tek kişi ablası Barbara’ydı. Ancak onun da ilgilenmesi gereken bir ailesi vardı ve onu ne zaman görse nefes almaya bile güçlükle vakit bulabiliyormuş gibi görünürdü. Elbette yanmda olduğu için minnettardı ancak kendisinin ilgilenemediği şeylerle ilgilenmesi için Tanrının ona bir kaç melek göndermesini istemiyor değildi. Evin haline üzülmekten başka yapabileceği bir şey olmadığından, eşyalarını Nick’in evine taşımak için hemen hazırlanmaya başladı. Kıyafetlerini doldurduğu bavullarıyla ufak tefek bazı eşyalarını tepiştirdiği kolileri taşımak işkence gibiydi. Aslında bu konuda kendi inadından başka suçlayabileceği kimse yoktu. Nick ona yardım etmeyi teklif etmişti ancak kendisi buna izin vermemişti. Zavallı Nick aile şirketinde o kadar çok çalışıyordu ki, ona birde bu sorumluluğu yüklemeye gönlü razı gelmemişti. Taşıma işini bitirdikten sonra terden bunalmış bir şekilde arabasına atlayıp yola koyuldu. Nick şu anda işte olmalıydı. Güzel bir akşam yemeği hazırlayıp ona sürpriz yapma fikri akima geldiğinde mutlulukla gülümsedi. Her ne kadar Nick onun yemeklerini pek beğenmese de bunu o kadar dert etmiyordu. Onun çabasını takdir edeceğinden emindi. Trafik ışıklarında durmak zorunda kaldığı her seferinde sabırsızlıkla direksiyonu…

Taocu Sevişme ve Seks / Jolan Chang
Aşk/ 14 Ekim 2018

Taocu Sevişme ve Seks Taocu Sevişme ve Seks’ten… Biraz sonra da sözü şöyle sürdürüyor : “Burda çözümsüz bir haksızlık var. Bu haksızlık erkeğe penis adı verilen harika bir eklentinin kazandırdığı çekicilik değil, kadının her hava koşulunda yararlılığını sürdüren o harika kadınlık organıdır. Ne fırtına, ne sulusepken, ne gecenin karanlığı onu şaşırtabilir. Her zaman ordadır, her zaman hazırdır. Bir düşünecek olursanız müthiş bir şey bu. Bunun için erkeklerin kadınlardan nefret etmelerine, kadınların cinsel yetersizliği masalını uydurmalarına şaşmamak gerek.” “Tarihin bütün önemli olayları bu iki simgesel nesneyle karşılaştırılınca önemini yitirir…” dediği zaman tam olarak Erica Jong’a katılıyorum, ancak “çözümsüz haksızlıktan söz ettiği zaman umudunu yitirmekte acele ettiğini sanıyorum. Eski çağlarda yaşayan Taocular bu haksızlığa bundan binlerce yıl önce bir çözüm getirmişlerdi. Bugün de pek çok Taocu ya da Taocu olmayan bazı talihli kişiler dünyanın dört bir yanında bu çözümden yararlanıp uygulamasını yapıyorlar. Yazık ki bu bilgi genişlemesine yaygınlaşamamıştır. İşte bu kitap bu eksiği gidermeyi amaçlıyor. Bu giriş bölümünde çok önemli iki sorunun yanıtlanması gerekiyor. Geçen kış bir sabah Güney Fransa’daki kırevinde ünlü yazar Lawrence Durell bana niçin Taocu olduğumu, beni bu kitabı yaz maya iten nedenlerin neler olduğunu sormuştu. Aşağıdaki satırlar bir romancının arayış içinde olan zihninin beni sürüklediği ülkücülük coşkusunun ürünüdür….

İskoç Sürgünü / Monica McCarty
Aşk/ 13 Ekim 2018

İskoç Sürgünü İskoç Sürgünü’nden… Kendisine büyük bir bardak bira aldı ve izleyiciler için kurulmuş olan kalabalık çadırın bir köşesinde durdu. Eski zaman müsabakalarında da olduğu gibi, klan üyelerinin yarışı rahat -ve kısmen kuru— bir şekilde izleyebilmeleri için büyük bir çadır kurulmuştu. Çadır, planlarının temelini oluşturuyordu. Birkaç gündür, kaleye bakan, güvenli Duniquoich’in ormanlık tepesinden kaleyi ve köyü izliyorlardı. Çadır kurulduğunda, Patrick planı kafasında netleştirmişti. Alasdair yarışı kazandıktan sonra örtüsünü kaldırıp MacGregor’lann nişanı olan, üzerinde ‘Giuthas nam mör-shliabh ’ yazılı başlığını ortaya çıkararak onlara işaret gönderecekti. Ardından Patrick ve Gregor, kaput bezinden yapılmış çadırı ayakta tutan direkleri devireceklerdi. Normalde kuvvetli ahşap direkleri devirmek için bir adamdan daha fazlasma ihtiyaç vardı, ama o ve Gregor’un sıra dışı —ya da kuzenlerinin şakayla karışık söylediği gibi insan dışı- bir gücü vardı. Çadır devrilir devrilmez, ormanda bekleyen az sayıdaki MacGregor muhafızı, kaleye doğru oklarla bir yaylım ateşi açarak saldırıyı başlatacaklardı. Oyunların barış ortamına zarar vermek büyük bir suçtu. İskoç gelenek ve göreneklerine göre bu, ciddi bir ihlaldi ama Patrick bunun gerçek bir saldırı olmaması nedeniyle, klanlarının şerefinin —daha doğrusu şereflerinden arta kalanın— zarar görmeyeceğini düşünüyordu. Kalabalık, siper duvarının arkasında, kalenin güvenli kısımlarına doğru kaçışırken, atlar ve ahırlarla olan bağlantı kesilmiş olacaktı. Bu kaos ortamından yararlanacak olan…

Kasap Fırıncı Şamdancı / Suzanne Portnoy
Aşk/ 12 Ekim 2018

Kasap Fırıncı Şamdancı Kasap Fırıncı Şamdancı’dan… Evde kalma fikrinden bu akşam çabuk vazgeçtim. Rio’nun Yeri’nin tahrik edici atmosferi ve tanımadığım bir adam tarafından baştan çıkarılma fikri daha ağır bastı. İnternetten tanıştığım bir adamla randevum var ve her cuma olduğu gibi, bir yanım mesaj atıp randevuyu iptal etmek istiyor ama yapamıyorum. Tanışacağım adam beni görmek için Winchester’dan geldi. Son dakikada, hem de iki buçuk saatlik bir yolculuktan sonra iptal etmek kabalık olur. Ben ailemden böyle terbiye görmedim. TotallyGorgeous.com’daki resmi ve profili oldukça iyi. Resimde açık renk saçları ve geniş omuzları görünüyor. Üzerinde mavi bir Lacoste tişört var. Sıradan okul çocuklarının giydiği türden ama uzun boylu ve atletik görünüyor; geniş omuzları tişörtünün göğüs kısmını ve kollarını tamamıyla germiş. Oldukça hoş. Yani sitenin isminin vaat ettiği gibi ‘her şeyiyle harikulade.’ Süper model olmasa da, bir gece için hiç fena değil. Maliyeci olduğunu söyledi. İş yeri şehir merkezinin oldukça güneyinde. Acaba emeklilik sigortası mı satıyor? Ne kadar sıkıcı! Birkaç kez mesajlaştıktan sonra telefonda: “Nelerden hoşlanırsın?” diye sordu. “Gece kulüplerine gider misin?” Arada sırada fetiş kulüplerine gittiğimi söylediğimde heyecanlandı. Hatta nefesi kesildi. Bu da bana Lacoste tişört giyen birinden cinsel deneyim açısından ne kadar derinlik bekleyebileceğim sorusunu düşündürdü. Fetiş kulübüne gitmenin eğlencenin son noktası olduğunu…

Siyah Buz / Becca Fitzpatrick
Aşk/ 17 Ağustos 2018

Siyah Buz Siyah Buz’dan… Paslı Chevyrolet kamyonet tangırdayarak durunca Lauren Huntsman kafasını ön yolcu koltuğunun camına çarptı ve irkilerek uyandı. Uykulu gözlerini birkaç kez kırpıştırdı. Kafasının içi, bir araya getirebilse bir bütün oluşturabileceği kırık dökük anılarla, paramparça görüntülerle doluymuş gibi hissediyordu. Gecenin daha erken saatlerine açılan bir pencereymiş gibi. Şu anda ise o pencere zonklayan kafasının içinde paramparçaydı. Country müzik, gürültülü kahkahalar ve tepede asılı duran televizyonlarda NBA’den seçme görüntülerden oluşan bir karmaşa hatırlıyordu. Loş aydınlatma. Yeşil, kehribar ve siyah renklerde ışıldayan düzinelerce cam şişenin sergilendiği raflar. Siyah. Kafasını güzelleştirdiği için o şişeden bir kadeh istemişti. Güçlü bir elin bardağına boşalttığı içkiyi hiç vakit kaybetmeden kafaya dikmişti. “Bir tane daha,” demişti, boş bardağı bara çarparak. Kovboyun kalçasına yaslanıp sallandığını, yavaş bir dans ettiklerini hatırlıyordu. Onun kovboy şapkasını çalmıştı. Şapka ona daha çok yakışmıştı. Minicik siyah elbisesi, siyah içkisi ve siyaha çalan kötü ruh haliyle uyumlu siyah bir Stetson. Neyse ki ailesiyle birlikte tatile geldiği Jackson Hole, Wyoming’in burunların bir karış havada olduğu, züppe dünyasında nadide bir mücevher olan bu boktan barda o ruh halini koruması zordu. Gizlice kaçıp gelmişti ve ailesi onu burada asla bulamazdı. Bu düşünce ufukta parlak bir ışık gibiydi. Birazdan anne ve babasının neye benzediğini bile unutacak…

Vabeste / Francesc Miralles, Care Santos
Aşk/ 12 Ağustos 2018

Vabeste Vabeste’den… “Seni burda bulacağımı biliyordum,” dedi iris Olivier kapı otomatiğinden kimin geldiğini sorduğunda. “Eğer özrümü kabul edersen, seni akşam yemeğine davet etmek istiyorum. “Elbette, Prenses. Hemen iniyorum.” Olivier üzgün görünüyordu. Gözleri önceki buluşma-larındakinden daha az parlıyordu ve gülüşü alışılagelenden daha zorlama görünüyordu. “Salakça davrandım. Mutluluğu uzaklarda ararken çok yakınımda olabileceğini unuttum.” “Fusei’nin Osaka’da yazdığı bir haiku var. Hep çok hoşuma gitmiştir: ‘Kiraz ağaçları gecede / benden ne kadar uzak olurlarsa / onları o kadar çok görüyorum.’ Bu arada, haikunun ne olduğunu biliyor musun?” “Elbette,” diye yanıdadı iris. “Hatta bir tane yazmışum bile.” Bu, veterinerin çok hoşuna gitmişti. Yüzü aydınlanmıştı. “Sürekli beni şaşırtıyorsun! Japon restoranına bir daha gitmeliyiz. Özel bir ziyaret, hazır mısın?” Olivier onu şehir merkezine götürdü ve arabayı bir otoparkta bıraktılar. Daha sonra saklı kentin dar sokaklarından içeri girdiler, buralara turistler gelmezdi. Hatta buranın yerlisi bile buralara girmeye korkardı. Bu sokaklardan birindeki kale bendini geçtikten sonra kırmızı kâğıt çiçekle süslü sade ahşap bir kapıya geldiler. “İşte burası. İsmi bile yok. Mekânın sahipleri ona Hi-mitsu dememizden hoşlanıyor. Bu Japonca’da gizli’ demek. Bir restorandan çok gizli bir kardeşlik. Burada hepimiz birbirimizi tanırız.” Girer girmez iris buranın diğerlerinden farklı bir yer olduğunu anladı. Olivier ona bir mimikle ayakkabılarını çıkartması ve kapının…

Mutluluk / After 4 / Anna Todd
Aşk/ 11 Ağustos 2018

Mutluluk Mutluluk’tan… Sık sık aldığım nefeslerin arasından Tessanın yumuşak ve çatallı sesini duydum. “Nereye gideyim?” “Bilmiyorum.” Bir tarafım ona Londra’dan ayrılan bir sonraki uçağa tek başına binmesini söylemek istedi. Fakat daha bencil ve ağır basan tarafım, bunu yaparsa gece olduğunda kendimi hasta edecek kadar içeceğimi biliyordu. Yine. Ağzımda kusmuk tadı vardı ve vücudumun onca alkolü vahşice dışarı atmasından dolayı boğazım yanıyordu. Aramızdaki konsolu açıp bir peçete çıkardı ve ağzımın kenarlarını silmeye başladı. Parmakları tenime dokunmamıştı bile fakat buz gibi olduklarını hissederek sıçradım. “Donuyorsun. Arabayı çalıştır.” Fakat söylediğimi yapmasını beklemedim. O yüzden uzanıp anahtarı çevirdim ve içeri biraz hava girmesini bekledim. Arabaya dolan hava önce soğuktu fakat bu pahalı arabanın bu konuda bazı özellikleri vardı. Sıcaklık küçük alana hızla yayıldı. “Benzin almamız gerek. Ne kadar süre kullandığımı bilmiyorum fakat benzin ışığı yanıyordu ve o ekran da aynı şeyi söylüyor.” Paneldeki gösterişli navigasyon ekranını işaret etti. Sesi beni öldürüyordu. “Sesin kısılmış,” dedim fazlasıyla aşikâr olsa da. Başıyla onaylayarak gözlerini benden kaçırdı. Parmaklarımla çenesini kavradım ve onu yeniden kendime çevirdim. “Gitmek istersen, seni suçlamam. Seni hemen şimdi havaalanına götürebilirim.” Ağzını açmadan önce bana şaşkın bir ifadeyle baktı. “Sen burada mı kalıyorsun? Londra’da? Uçağımız bu gece, ben sanmıştım ki…” Son sözcük ağzından oldukça tiz…

Ayrılık / After 3 / Anna Todd
Aşk/ 11 Ağustos 2018

Ayrılık Ayrılık’tan… Dışarı çıktığımda rüzgâr beni her yanımdan vuruyor, şu anda hiç duymayı beklemediğim birinin sesini bana ulaştırıyordu. Daha demin bir sürü insanın benim hakkımda bir sürü kötü söz söylemesine katlanmak zorunda kalsam da sessizliğimi korumam gerekmişti. Bütün bunlardan sonra duymak istediğim ses, kadınımın, benim küçük meleğimin sesiydi. îşte, dışarıda onun sesini duyabiliyordum. Ama bir de erkek sesi vardı. Köşeyi döndüğümde hakikaten o herifin orada olduğunu gördüm. İkisi de oradaydı. Tessa ve Zed. Aklımdan ilk geçenler şunlardı: Bu lavuk burada ne halt ediyor? Tessa ne bok yemeye dışarıda onunla konuşuyor? “Opezevengin yanına bir daha yaklaşma,” diye tembih etmemin neresini anlayamamış bu kız? Sonra o adi pislik, Tessaya sesini yükselterek konuşunca onlara doğru yürümeye başladım. Kimse Tessaya öyle bağıramazdı. Ama sonra herif Seattle’dan bahsedince… olduğum yerde çakılıp kaldım. Tessa Seattlea mı gitmeyi planlıyor? Ve bunu Zed bile bilirken, benim niye biç haberim yok? Bu doğru değildi, bu anı gerçekten yaşıyor olamazdım. Tessa bana söylemeden asla buradan gitme planı yapmazdı… Zed, deliye dönmüş gözleri ve o boktan sırıtışıyla benimle alav ediyordu, ben de o sırada iyice boka sarmış olan düşüncelerimi hır araya getirmeye çalışıyordum. Tessa arkasını dönüp bana baktığı ıhla, hareketleri son derece yavaştı. Açık mavi gözleri kocaman oldu vr bakışları benimkilerle…

Paramparça / After 2 / Anna Todd
Aşk/ 11 Ağustos 2018

Paramparça Paramparça’dan… Kapıyı çarpıp hayatımdan sonsuza dek çıktıktan uzun süre sonra bile Hardinin sözleri zihnimde yankılanıyordu. Diğerleriyle buluşmak için aşağı inmeden önce biraz sakinleşmeye çalıştım. Hardin in benimle oyun oynadığını, hâlâ o sürtükle koklaştığını tahmin etmem gerekirdi. Tanrım, muhtemelen benimle “çıkarken” bile onunla düşüp kalkmış olmalıydı. Nasıl bu kadar aptal olabilmiştim ki? Önceki gece beni sevdiğini söylediğinde ona neredeyse inanmıştım; yoksa neden Seattle’dan buraya kadar gelecekti İd? Ancak cevabı şuydu: Çünkü o Hardindi ve sırf benimle uğraşmak için her şeyi yapardı. Her zaman yapmıştı ve her zaman da yapacaktı. Kafamı asıl karıştıran, o çocukla öpüştüğümü ağzımdan kaçırdığım ve önceki gece her şey benim başımın altından çıkmasına rağmen temelde hatayı Hardine yüklediğim için duyduğum suçluluk duygusuydu. Bunu ona -ya da kendime- itiraf etmek istemiyordum işte. Onu ve Molly’yi birlikte hayal etmek midemi ağzıma getiriyordu. Yakında bir şeyler yemezsem kusacaktım. Sadece alkolün etkisinden değil, Hardinin itirafından dolayı. Molly… Başka kimse yokmuş gibi… O kızdan tiksiniyordum. Hardinle yatmasının bana yine acı vereceğini bildiği için onu aptalca sırıtırken zihnimde canlandırabilir-ordum. Bu düşünceler akbabalar gibi etrafımda dönüp duruyordu; ta ki kendimi tam bir sinir krizinin eşiğinden geri çekene kadar. Gözle rimin uçlarını bir kâğıt mendille sildim ve çantamı aldım. Asansöre bindiğimde neredeyse yine kendimi kaybediyordum…

Karşılaşma / After 1 / Anna Todd
Aşk/ 11 Ağustos 2018

Karşılaşma Karşılaşma’dan… Odama döndüğümde ders çalışmayı denedim fakat bir türlü odakla-namıyordum. Birkaç saat boyunca okuduğum hiçbir şeyi anlamadan notlarıma baktıktan sonra, bir duşun iyi gelebileceğine karar verdim. Ortak banyolar kalabalık olduğunda beni hâlâ huzursuz ediyordu fakat kimse benimle uğraşmadığı için onlara alışmıştım. Sıcak su inanılmazdı ve gergin kaslarımı gevşetmişti. Hardin le nihayet ateşkes ilan ettiğimiz için rahatlamış olmalıydım fakat şimdi öfke ve sinir bozukluğu, gerginliğin ve şaşkınlığın yerini almıştı. Ertesi gün Hardinle birlikte zaman geçireceğimize, “eğlenceli” bir şeyler yapacağımıza söz vermiştim ve çok korkuyordum. Sadece iyi gitmesini umuyordum; onun en yakın arkadaşım olmasını beklemiyordum ama konuştuğumuz her seferinde birbirimize bağırıp çağırmayacağımız bir noktaya ulaşmak istiyordum. Duş o kadar iyi hissettirdi ki bir süre kaldım ve odama geri döndüğümde Steph’in çoktan gelip gitmiş olduğunu fark ettim. Bana bir mesaj bırakmış, Tristan ın onu akşam yemeği için kampüs dışına çıkardığını söylemişti. Tristandan hoşlanıyordum; göz kalemini aşın kullanmasına rağmen hoş birine benziyordu. Steph ve Tristan ın ilişkisi devam ederse belki Noah ziyaretime geldiğinde hep birlikte bir şeyler yapabilirdik. Kimi kandırıyordum ki? Noah öyle insanlarla asla bir araya gelmezdi fakat üç hafta öncesine kadar benim de aynı tutumu izlediğimi itiraf etmek zorundaydım. Yatmadan önce Noah’yı aradım; bütün gün konuşmamıştık. Çok nazikti; telefona cevap verir…

Sil Baştan / Rebecca Donovan
Aşk/ 5 Ağustos 2018

Sil Baştan Sil Baştan’dan… “Sana katılıyorum,” diye yanıt veriyorum başımla onaylayarak. Az önce yaşanmak üzere olan şeyin etkisini üstümden atmak için biraz daha zamana ihtiyacım var. Aşağıdaki dal yığınına bakıp düşünüyorum. Neden onun peşinden buraya çıktım? Ve nasıl aşağıya ineceğim? “Gitsek iyi olur, yoksa derse geç kalacaksın.” Nyelle kremanın kapağını sıkıca kapatıp kutuyu mağara gibi olan cebine sokuyor. Önce bir alt dala inip ardından da ağaçtan atlıyor. Bunu son derece zahmetsizce yapıyor. Benim inmem ise çok daha uzun sürüyor. Her bir dala adımımı atarken ağaca sıkıca tutunuyorum; ayağımı koyduğum dalın kırılmasından delicesine korkuyorum. Sonunda yere adımımı attığımda Nyelle’in çoktan caddeye çıkmış olduğunu görüyorum. “Görüşürüz, Cal.” Nyelle yanımdan ayrılırken içimde beliren o tanıdık endişe duygusu yeniden bedenime yayılıyor. “Nyelle.” Bana dönüp bakmak için yolun ortasmda duruyor. “Yarın akşam bir şey yapmak ister misin? Oda arkadaşımm üye olduğu kulüp, Delta Ep bir parti veriyor.” “Yarın akşam mı?” Bir an düşündükten sonra yanıt veriyor. “Olabilir.” Ben onunla nasü iletişim kuracağımı düşünürken o yine yürüyüp gidiyor. Ama bu sefer kampüse doğru ilerlemiyor. İçimden onun peşine takılmak geçiyor ama dersime yetişmem gerekiyor. “Olabilirmiş,” diye mırıldanıyorum. “Olabilir de ne demek şimdi?” Otobüsten inip, sırt çantamı takarak eve doğru yürümeye başlıyorum. “Selam, Nicole,” diyor Cal ben fazla…

Belki Bir Başka Hayatta / Taylor Jenkins Reid
Aşk/ 5 Ağustos 2018

Belki Bir Başka Hayatta Belki Bir Başka Hayatta’dan… JT Başım ağırdı. Dünya pusluydu. Gözlerimin ışığa alışması biraz zaman aldı. Bir hastane yatağında yatıyordum. Bacaklarım öne doğru uzatılmış ve üzerlerine bir battaniye serilmişti. Kollarım iki yanımda duruyordu. Karşımda, yüzünde metanetli fakat nazik bir ifade olan sarışın bir kadın vardı. Kırklı yaşlardaydı. Emin değildim ama bu kadını daha önce gördüğümü zannetmiyordum. Üzerinde beyaz bir ceket vardı ve elinde bir dosya tutuyordu. “Hannah?” dedi. “Beni duyabiliyorsan başını salla Hannah. Henüz konuşmak için kendini zorlama. Sadece başını salla.” Başımı salladım. Bu ufacık hareket canımı acıttı. Acının sırtıma yayıldığını hissedebiliyordum. Bütün vücudumda durgun bir ağrı vardı ve bu acı katlanarak artıyordu. “Hannah, benim adım Dr. Winters. Los Angeles Presbiteryen Hastanesi’ndesin. Bir trafik kazası geçirdin.” Tekrar başımı salladım. Bunu yapmam gerektiğinden emin değildim ama yine de yaptım. “Ayrıntıları daha sonra konuşuruz. Şu anda önemli konulardan bahsetmek istiyorum, olur mu?” Başımı salladım. Başka ne yapacağımı bilmiyordum. “Öncelikle, hissettiğin acıya on üzerinden puan verebilir misin? On puan bir saniye daha katlanamayacağın şiddetli bir acı duyman, bir puan ise kendini tamamen iyi hissetmen demek.” Konuşmaya çalıştım ama kadın bana engel oldu. “Parmaklarınla göster. Ellerini havaya kaldırmana gerek yok. Kollarını hareket ettirme. Sadece parmaklarını oynat.” Ellerime baktım ve sol elimdeki…

Tatlı Şeytan / Wendy Higgins
Aşk/ 5 Ağustos 2018

Tatlı Şeytan Tatlı Şeytan’dan… Ve böylece ertesi sabah saat altıda, Kaidan Rovve’un SUV marka aracının yolcu koltuğunda, batı 1-20 yolundan Califomia’ya doğru adeta uçuyordum. Üç gün boyunca sabah akşam gidersek, cezaevinin cumartesi günkü ziyaret saatlerine yetişebilirdik. Pek uyuyamamıştım. Patti bütün gece huzursuzdu; her an vazgeçip her şeyi iptal edecek gibiydi. Sonra Kaidan geldi, boynuzlarının ve kuyruğunun olmadığını görmek Patti’yi rahatlatmıştı. Gözaltı torbalarımı görmemek için yan aynaya bakmamaya çalıştım. Uyumayı düşündüm ama rahat hissetmediğimden onu bile yapamadım. Bunun yerine Jay’i ve dün geceki konuşmamızı düşündüm. Kaidan’ın ve benim birlikte şehirlerarası yolculuğa çıkacağımızı öğrenince hem heyecanlanmış hem de endişelenmişti. Bu iki duygu arasında gidip gelmiş, Lascivious grubunun bateristine duyduğu budalaca hayranlık i le arkadaşım olarak bana duyduğu sadakat arasında kalmıştı. Jay, “Ama ile Kaidan bir ağaca oturmuş, ” diye şarkı söylemeye başladığında onu susturmak zorunda kalmıştım. “Neye gülümsüyorsun?” diye sordu Kaidan. “lu, sadece dün gece Jay ile olan konuşmamı düşünüyordum.” “Erkek arkadaşınla mı?” Beni sinirlendirmesine izin vermeyerek kafamı iki yana salladım. “Sana bir bilmece iletmemi söyledi. Bir bateristin kapma geldiğini nasıl anlarsın?” dedim ve cevabını beklemeden, “Kapı vuruşları hızlandıkça hızlanır ve baterist ne zaman içeriye gireceğini bilemez.” “Üff. Ne komik çocuk!” Kaidan’m telefonu çaldı. “Sanırım annen arıyor, ııı, yani Patti,” diyerek telefonu…

Hızlı Kız / Sarah Tomlinson, Suzy Favor Hamilton
Aşk/ 5 Ağustos 2018

Hızlı Kız Hızlı Kız’dan… Her şey göz açıp kapayana dek bitmişti. Mark ve ben son yirmi yıldır sayısız kez olduğu gibi yine otel odamızda yalnızdık. Ancak şimdi, her şey değişmişti. Günümüzü paraşütle atlayıp üçlü seks yaparak geçirmiştik, çoğu insanın yalnızca hayalini kurduğu şeylerdi bunlar. Bundan sonra her günüm böyle geçsin istiyordum. Ateşlenmiştim, enerji doluydum. Günün sona ermesini hiç istemiyordum. Karnımın acıktığını hissettim. “Açlıktan ölüyorum” dedim. “Ben de” dedi Mark. “Akşam yemeği rezervasyonumuza az kaldı.” Giyinip makyajımı düzeltirken bakışlarımı aynadaki yüzümden alamıyordum. Dış görünüşüm aynıydı ama değişmiştim. Bir şeyler yapmıştım. Bir şeyler biliyordum. Olimpiyat koşucusu olan Wisconsin’li şeker kız Suzy Hamilton ve bir emlakçı, eş ve anne değildim yalnızca. Fantezilerini gerçekleştiren bir kadındım, bunlar cici kızların yapmak isteyeceği türden şeyler olmasa da. Asansöre binerken kafam hâlâ bulutlardaydı. Kendimi olağanüstü iyi hissediyordum. Mark’m yüzünü inceledim. Kendini nasıl hissettiğini, bütün bunların onun için ne anlama geldiğini öğrenmek istiyordum. “Kendini farklı hissediyor musun?” diye sordum. Bana baktı, şaşkındı. “Nasıl yani?” “Daha özgüvenli hissediyor musun mesela, sonuçta çoğu insanın yapmayacağı bir şey yaptın.” “Tabii oldukça iyiydi ama çok farklı şeyler hissettiğimi sanmıyorum” dedi. “Tek bildiğim karnımın çok aç olduğu.” Esprisine güldüm ama biraz da hayal kırıklığına uğramıştım. Belki de o anlamıyordu. Belki onun için benim…