Bilim Tarihi / Aydın Sayılı
Bilim/ 5 Aralık 2018

Bilim Tarihi Bilim Tarihi’nden… Homo sapiens, yani insan türü, maymun akrabalarının bazı özelliklerinden sıyrılarak ve yeni vasıflar kazanarak insan haline geldiği zaman, aralarında yaşamak zorunda olduğu hayvanlardan görünüşte birçok bakımdan geride idi. Ne korkunç pençeleri, ne de parçalayıcı dişleri vardı. Kasları birçok diğer hayvanlarınki kadar güçlü değildi ve onların çoğuna nazaran tırmanma, atlama ve koşma yeteneği azdı. Fakat yeni türeyen insan türünün yaman bazı gizli silahları vardı ki, bunların arasında en önemlisi beyni idi. Bunun yardımı ile yalnız hayvanları alt etmekle kalmadı, doğal güçlere de egemen olmaya başladı. İnsan kafası doğanın bildiği en gür, en doğurucu ve en verimli enerji kaynağıdır. Gerçekten insanda harcanan zihinsel enerji ile elde edilen sonuçlar birbirleri ile kıyas kabul etmeyecek derecede farklı olabilmektedir. Kafası sayesinde insan çok çeşitli ve engin başarılar göstermiştir. Bunların en göze çarpanı ve en göz kamaştıranı da kuşkusuz ki bilimdir. Yıldırımı yıldırmış olan insan, yeryüzünde bulunan her şeyden yararlanmaya bakmış ve bilimi sayesinde zamanla, doğanın hemen her kuvvetini kendine köle etmiştir. Denizleri ve havaları istilâ etmiş ve düğme çevirmekle dünyanın en uzak köşelerini odasının içine getirmeye muvaffak olmuştur. Bilim adamı ancak ışık seneleri yardımı ile rakamlarla ifade edebildiği uçsuz bucaksız uzayı ne yapıp yapıp laboratuvarının duvarları arasına sokmuş, bilimsel ve teknolojik…

Dünya Neden Var / Jim Holt
Bilim/ 21 Ekim 2018

Dünya Neden Var Dünya Neden Var’dan… Rus bir fizikçidir. Moskova’da genç bir adamken, Büyük Patlama hakkında can sıkıcı üç soruya cevap veren yeni bir kuram ortaya atmıştı: Ne patladı? Neden patladı? O patlamadan önce ne oluyordu? Linde’nin “kaotik şişme” denilen kuramı, uzayın genel şeklini ve galaksilerin oluşumunu açıklıyordu. Ayrıca Büyük Patlama’dan geride kalan, COBE uydusunun 1990’larda gözlemlediği arka plan ışınımının kesin örüntüsünü de tahmin ediyordu. Linde’nin kuramının ilginç açılımları arasında, en çarpıcı olanlardan biri bir evren yaratmak için çok da fazla şeyin gerekmediğiydi. Kozmik ölçekte kaynaklara gerek yoktu, doğaüstü güçlere de. Bizimkinden çok daha ileri olmayan bir medeniyette yaşayan birinin bir laboratuvarda yeni bir evren yaratması bile mümkün olabilirdi. Bu da insanı çekiveren bir düşünceye kapıyı aralıyordu: Bizim evrenimiz de böyle yaratılmış olabilir mi? Linde yakışıklı, boylu boslu, kır saçlı bir adamdır. Meslektaşları arasında biraz çakırkeyifken bile akrobasi ve şaşırtıcı el çabukluğu numaraları yapma becerisiyle nam salmıştır. Linde, Rusça aksanlı İngilizcesiyle bana “Kaotik şişme kuramını icat ettiğimde, bizimki gibi bir evrenin başlaması için gerekli olan tek şeyin bir gramın yüzbinde biri kadar madde olduğunu keşfettim,” demişti. “Patlayarak, etrafımızda gördüğümüz milyarlarca galaksiyi ortaya çıkaracak küçük bir boşluk ortaya çıkarmak için bu kadarı yeterli. Bir aldatmaca gibi görünüyor; ama şişme kuramı böyle…

Einstein’ın Düşleri / Alan Lightman
Bilim/ 6 Ağustos 2018

Einstein’ın Düşleri Einstein’ın Düşleri’nden… Uzaklarda bir çarşının saat kulesi altıyı vurup susuyor. Gençten bir adam masasına kapanıyor. Çalkantılarla dolu bir başka gecenin ardından şafakla ofise gelmiş; saçları darmadağın ve pantolonu üzerinden dökülüverecek gibi duruyor. Alman fizik dergisine bugün yollayacağı yirmi bumburuşuk sayfalık yeni zaman kuramı elinde… Kentten ses kırıntıları süzülüyor içeri: Taş zemine bırakılan bir süt şişesinin tıngırtısı, Marktgasse’de bir dükkân tentesini açan kolun gıcırtısı, sokaklardan birinde yavaşça ilerleyen bir seyyar sebze tezgâhı, yakınlardaki bir dairede konuşan bir adamla bir kadının fısıltıları… İçeri süzülen loş ışığın altında masalar, uyuklayan kocaman hayvanlar misali gölgemsi ve yumuşak görünüyor. Adamın üstü yarı açık kitaplarla dolu karman çorman masası haricindeki dünden kalma evrakla kaplı on iki meşe masa gayet düzenli: İki saat sonra işbaşı yapacak her bir kâtip işe nereden başlayacağını tamı tamına bilecek. Ama şu anda, loş ışıkta masaların üzerindeki evrak, köşedeki saatten ya da kapının yanındaki sekreter taburesinden daha görünür değil. Şu anda tek doğru dürüst görünen, masaların gölgeli ve genç adamın kambur siluetleri… Duvarda zar zor seçilen saat altıyı on geçtiğini söylüyor. Her geçen dakika ile yeni bir cisim biçimleniyor. İşte, metal bir çöp kutusu beliriyor. Şurada, duvarda bir takvim. Bir aile fotoğrafı, bir kutu ataş, bir hokka, bir dolmakalem… Bir…

Bay Tanrı / Alan Lightman
Bilim/ 6 Ağustos 2018

Bay Tanrı Bay Tanrı’dan… Zaman, bazı dönem ve aralıklarda damladı. Bazılarında coştu, geleceğe bodoslama aktı ve ardından frene bastı, yavaşladı ve yine damlamaya döndü. Zamanı yaratırken, daima aynı tarzda mı aksın yoksa durup kalksın mı, karar vermemiştim. Ama mesele bundan daha belalıydı. Henüz saatleri yaratmadığımdan, zamanın pürüzsüz akışıyla durup kalkışlı akışı arasındaki farkı kestirmek mümkün değildi. Zamanı ölçecek hiçbir şey yoktu ortada. Hatta belki zamanın geçişi gözlemciye göreli olmalıydı. Ya da belki sadece algıdan ibaret kalabilirdi. Başlangıçta hiçbirimiz zamanın aktığından emin değildik. Olasılıklardan herhangi birine bağlanmak gelmedi içimden –zaten bu haliyle epey kafa patlatıyordum– ve zamanın dokusuna ileri bir tarihte karar vermeye karar verdim. İster pürüzsüz ister kesintili olsun, zamanın yaratılışı Boşluğu çoktan değiştirmişti. Zamandan önce, Boşlukta hareket etmiyor, tümünü birden aynı anda yaşıyorduk. Daha doğrusu, Boşluk varlıklarımıza yapışıyor, Boşluk düşüncelerimizi kapsıyor, Boşluk bizim var olan bir şeyliğimize karşı hiçliği oluşturuyordu. Zamandan sonraysa, Boşluk, sonsuz ve değişmez olarak kaldı ama artık içinden geçilebiliyor, düşünülebiliyor; belli bir anda Boşluğun belli bir yerinde, başka bir andaysa başka bir yerinde bulunulduğu söylenebiliyordu. Boşlukta yön veya yer belirleyici tabelalar, işaretler bulunduğundan değildi –Boşluk tümüyle pürüzsüz, boş ve şekilsizdi– ama ilke temelinde böyle belirli yerlerin varlığını ve bir zaman dilimi dâhilinde birinden diğerine gidebileceğimizi anlıyorduk….

Ne Kadarı Yeterli? / Alan Durning
Bilim/ 24 Temmuz 2018

Ne Kadarı Yeterli? Ne Kadarı Yeterli?’den… Endüstri çağından önce talihli ve talihsiz olan kişilerin seyahat ettikleri hızlar arasındaki fark yalnızca atlarla insanların ortalama yürüyüş hızları arasındaki fark kadardı; zenginler ata binmekteydi, yoksullar ise yürümekteydi. Bu ikiye ayrılma durumu yüzyıllarca sürmüştür; Fransız felsefeci Paul Valery’nin bu yüzyılın başlarında yazdığı gibi, “Napolyon, Sezar’dan daha hızlı yolculuk etmiyordu.” Fakat bu kategoriler, geçtiğimiz yüzyıllar boyunca hızla artmıştır. Zenginler atlardan trenlere, oradan da otomobillere ve jet uçaklarına geçtikçe, maksimum hız, yakıt ihtiyacını artırarak yükselmiştir. Yoksullar hala yaklaşık olarak her zamanki hızlarında yürümektedirler, fakat zenginler hızlarını, bir atın hızı olan saatte yaklaşık 10 kilometreden bir jetin hızı olan saatte 1000 kilometreye kadar yükseltmişlerdir. Zenginlerin tarihsel gelişimi dünyadaki ekonomik sınıfların ulaşım modelleriyle pek paralel değildir; yürüyen yoksullar, bisiklete, trene ve otobüse binen orta gelirli sınıf ve otomobil kullanan tüketici sınıfı. Son olarak, tüketici sınıfının en zengin üyeleri de dünya jet sosyetesini oluşturmaktadır. Bu merdivende oluşan her bir üst basamakla birlikte çevre, yakıtların yarattığı hava kirliliğinin verdiği zarardan daha büyük bir zarar görmektedir. Yürümek ve bisiklet kullanmak gerçekten hiçbir ekolojik zarara sebep olmaz ve kişinin en son yediği yemek dışında hiçbir yakıt gerektirmez. Şehir içi seyahat için otobüsler, metrolar ve tramvaylar, bir kişiyi bir kilometre uzağa götürmek için…

Milyarlarca ve Milyarlarca / Carl Sagan
Bilim/ 8 Ekim 2017

Milyarlarca ve Milyarlarca Milyarlarca ve Milyarlarca’dan… Ben bunu hiç söylemedim. Doğru söylüyorum. Ha, evrende belki de 100 milyar gökada ve 10 milyar trilyon yıldız olabileceğini söyledim. Kozmos hakkında konuşurken büyük sayılar kullanmamak kolay değil. Çok sayıda kişinin izlediği Cosmos adlı televizyon dizisinde de birçok kez “milyar” sözcüğünü kullandım. Ama hiçbir zaman “milyarlarca ve milyarlarca” demedim. Bir kere böyle bir ifade çok belirsiz. “Milyarlarca ve milyarlarca” kaç milyar eder? Birkaç milyar mı? Yirmi milyar mı? Yüz milyar mı? Yani “milyarlarca ve milyarlarca” çok muğlak bir söz. Televizyon dizisini gözden geçirip güncelleştirdiğimizde kontrol ettim ve emin oldum ki, biç böyle bir şey dememişim. Ama bunu asıl söyleyen Tonight Show adlı programına yıllar boyunca neredeyse otuz kez katıldığım Johnny Carson idi. Kadife ceket, balıkçı yaka kazak giyip kafasına da paspasa benzer bir şeyi peruk gibi takarak beni taklit ediyordu. Geceyarısı televizyonda “milyarlarca ve milyarlarca” diye söylenerek dolaşan bir çeşit benzerimi yaratmıştı. Kendi kafasına göre hareket ederek, dostlarımın ve meslektaşlarımın ertesi gün bana hemen yetiştirecekleri şeyler söyleyen hayali bir benzerimin varlığı beni biraz tedirgin ediyordu. (Halinden pek belli olmasa da kendisi ciddi bir amatör gökbilimci olan Carson, benzerime çoğu zaman gerçek bilimsel konuşmalar yaptırırdı.) Hayret verici bir şekilde bu “milyarlarca ve milyarlarca” ifadesi çok tuttu. İnsanların kulağına hoş…

Kozmos / Carl Sagan
Bilim/ 8 Ekim 2017

Kozmos Kozmos’tan… KOZMİK OKYANUSUN KIYILARI Yeryüzünün enginliğini zihnin kavrayabildi mi? Işığın evrendeki adresini biliyor musun? Peki, ya karanlığınkini..? — Eski Kitaplardan Mekân olarak evren, dört bir yanımı çevreleyip beni bir atom zerreciği gibi yutuyor; ama ben zihinsel düşüncemle dünyayı kavrıyorum. — Biaise Pascal, Düşünceler Bilinende sınır vardır, bilinmeyende sınır yoktur. İnsan aklı anlaşılmazlığın engin okyanusunda barınacak bir ada sağlar. Her kuşağa düşen iş, bu okyanustaki adaya biraz daha toprak katarak büyütmektir. — T. H. Huxley, 1887 KOZMOS. OLMUŞ VEYA OLAN YA DA OLACAK HER ŞEYDİR. Kozmos «düzen içinde bir evren» anlamında kullanılan Yunanca bir sözcüktür ve bir bakıma «karmaşa# anlamına gelen Kaos’un karşıtıdır. Evreni oluşturan tüm canlı ve cansız varlıkların birbirleriyle derinden uyumlu bağlarının gizlerini içerir ve bu karmaşık ama gizemli bir incelikle işlenmiş bağlara karşı hayranlık ifade eden bir sözcüktür. Kozmos’u şöyle bir düşünmek bile garip bir heyecan verir. İnsanın sesini soluğunu kesen, ensesinden aşağı ürperti veren, bir boşluğa düşüşün hayal meyal anımsanışı gibi başdöndürücü bir duygudur bu. Çünkü tüm sırların en büyüğünün karşısında olduğumuzun bilincindeyizdir. Kozmos’un mekân ve zaman boyutları her insanın anlayış .sınırlan içine girmez. Üzerinde barındığımız yerküre, başsız ve sonsuz bir enginlikte kaybolmuş minicik bir gezegendir. Kozmik perspektifte, insanoğluna ilişkin uğraşların çoğu anlamsız, hatta çocuksu görünür….

Karanlık Bir Dünyada Bilimin Mum Işığı / Carl Sagan
Bilim/ 8 Ekim 2017

Karanlık Bir Dünyada Bilimin Mum Işığı Karanlık Bir Dünyada Bilimin Mum Işığı’ndan… Tokalaşmak üzere elini uzattı. “İsmim William F. Buckley.” (Karşımda duran adam gerçek William F. Buckley değildi, yalnızca kavgacılığıyla ünlü televizyon programı sunucusu ile aynı ismi taşıyordu. Eminim bu yüzden insanlardan saka yollu küfür de işitmiştir.) Uzun sürecek yolculuğumuza başlamak üzere arabaya bindiğimizde, bana “şu bilim adamı” olmama çok sevindiğini, bilim hakkında soracak çok sorusu olduğunu söyledi. Sormasında bir sakınca var mıydı? Hayır, yoktu. Elbette sorabilirdi. Böylece konuşmaya başladık. Ancak, sonradan anlaşıldığı gibi, bilim üzerine değil. San Antonio yakınlarında bir hava üssünde çözülmeye bırakılmış donmuş uzaylılardan, ölü insanların aklından neler geçtiğini öğrenmek için “dünya dışı bağlantı kurmak”tan, kristallerden, Nostradamus’un keha-netlerinden, yıldız falından, Turin’deki kefenden ve benzeri konulardan konuşmak İsliyordu. Bu ipe sapa gelmez öykülerin her birine büyük bir hevesle başlıyor, bense her seferinde onu düş kırıklığına uğratmak zorunda kalıyordum: “Kanıt son derece yetersiz” diyordum. “Çok daha basit bir açıklaması var bu söylediklerinizin.” Aslında epeyce bir şeyler okumuşluğu vardı. “Batık” Atlantis ve Lemuria kıtalarına ilişkin ortaya alılmış olanlar gibi, bir-çok asılsız savdan haberdardı. Artık yalnızca derin deniz ışıklı balıkları ve Norveç deniz canavarının uğrak yeri olan, bir zamanlar büyük uygarlıkları süslemiş sütun ve minare kalıntılarını su yüzüne çıkarmak için yapılacak…