Rüzgargülü / Ursula K. Le Guin
Bilimkurgu/ 24 Eylül 2020

Rüzgargülü Rüzgargülü’nden… Gerçekten de Adelie lehçesinden —ya da herhangi bir kinetik metin grubundan— yapılan, çeviri adını verdiğimiz yorumlar basit bir ifadeyle notlardan ibarettir; operasız libretto gibidir. Bale versiyonu ise hakiki çeviridir. Kelimelerle anlatılan her şey daima eksik kalır. Bu nedenle, bu iddiamın öfke haykırışları veya kahkahalarla karşılanacağını bile bile hayvandilbilimciler için —sanatçı ve amatörlerin tersine— Penguence’deki kinetik deniz yazılarının en az umut veren çalışma alanı olduğu kanısındayım: Dahası tüm o çekiciliği ve görece yalınlığına rağmen Adelie lehçesinin İmparatordan daha az umut veren bir alan olduğu görüşündeyim. “imparator!” Meslektaşlarımın tepkisini tahmin edebiliyorum… imparator! Tüm Penguen lehçeleri içinde en zor, en uzak olanı. Bizzat Profesör Duby’nin, “İmparator penguenin edebiyatı Antarktika’nın donmuş yüreği kadar erişilmez, ulaşılmazdır. Güzellikleri başka bir dünyaya aittir; bizim için değildir” sözleriyle ifade ettiği dil. Olabilir. Zorlukları yadsımıyorum. Bunlar arasında hiç de yabana atılmayacak biri de İmparatorların diğer penguenlerden çok daha içe dönük ve kapalı, vakur yaradılışlarıdır. Ama paradoksal bir biçimde, benim umut bağladığım şey de işte bu içe kapalılıktır. İmparator yalıtılmış değil toplumsal bir kuştur ve üreme dönemlerinde karaya çıktığı zaman Adelie gibi koloniler halinde yaşar; ama bu koloniler Adelie türlerinden çok daha küçük ve sessizdirler. Bir imparator kolonisinin üyeleri arasındaki bağlar, toplumsal olmaktan çok kişiseldir. İmparator bir bireycidir….

Rüyanın Öte Yakası / Ursula K. Le Guin
Bilimkurgu/ 23 Eylül 2020

Rüyanın Öte Yakası Rüyanın Öte Yakası’ndan… Başını çeviremiyordu, çünkü üzerine yuvarlanmış koca koca beton parçaları onu olduğu yere mıhlamıştı ve beton parçalarından dışarı uğrayan çelik çubuklar başını mengene gibi sıkıştırıyordu. Bunlar ortadan kaybolunca yeniden hareket edebilir hale geldi; doğruldu. Çimentodan bir merdivendeydi; merdivendeki küçük bir çatlaktan sürgün veren bir karahindiba elinin yanı başında çiçek açtı. Bir süre sonra ayağa kalktı, ama ayağa dikilir dikilmez felaket bir mide bulantısı hissetti ve bunun radyasyon zehirlenmesi yüzünden olduğunu anladı. Şişme yatağı şişirildiğinde odanın yarısını kapladığına göre, kapı olsa olsa yarım metre uzağındaydı. Kapıya ulaştı, açıp dışarı çıktı. Burada uçsuz bucaksız muşamba koridor, belli belirsiz kabarıp inerek millerce uzayıp gidiyordu ve koridorun ta ilerisinde, çok uzakta erkekler tuvaleti vardı. Duvara tutunmaya çalışarak bir gayret tuvalete doğru yürümeye başladı, ama tutunacak hiçbir şey bulamadı ve duvar yere dönüştü. “Tamam, sakin ol. Yavaş.” Asansör görevlisinin ağarmaya yüz tutmuş saçlarla çevrili solgun yüzü, tepesinde bir kâğıt fener gibi asılı duruyordu. “Radyasyondan,” dedi ama Mannie bunu duymamışçasına, “Tamam, sakin ol,” demekten başka bir tepki vermiyordu. Yeniden odasında, yatağındaydı. “Sarhoş musun?” “Hayır.” “Kafan mı iyi?” “Hastayım.” “Ne kullandın sen?” “Uyanı bulamadım,” dedi, rüyaların geldiği kapıyı kilitlemeye çalıştığını, ama anahtarların hiçbirinin kilide uymadığını kastederek. “On beşinci kattan bir stajyer doktor…

Mülksüzler / Ursula K. Le Guin
Bilimkurgu/ 22 Eylül 2020

Mülksüzler Mülksüzler’den… Bir duvar vardı. Önemli görünmüyordu. Kesilmemiş taşlardan örülmüş, kabaca sıvanmıştı; erişkin biri üzerinden uzanıp bakabilir, bir çocuk bile üzerine tırmanabilirdi. Yolla kesiştiği yerde bir kapısı yoktu; orada yerin geometrisine indirgeniyordu: bir çizgiye, bir sınır düşüncesine. Ama düşünce gerçekti. Önemliydi. Yedi kuşak boyunca dünyada o duvardan daha önemli bir şey olmamıştı. Bütün duvarlar gibi iki anlamlı, iki yüzlüydü. Neyin içeride, neyin dışarıda olduğu, duvarın hangi yanından baktığınıza bağlıydı. Bir tarafından bakıldığında duvar, Anarres Limanı adı verilen yirmi beş hektar çorak alanı çevreliyordu. Limanda bir çift büyük servis vinci, bir roket fırlatma platformu, üç ambar, bir kamyon garajı ve bir yatakhane vardı. Yatakhane sağlam, pis ve yaslı görünüyordu, ne bahçesi vardı, ne de içinde çocukları; açıkçası orada ne kimse yaşıyor, ne de kimsenin uzun süre kalması düşünülüyordu. Aslında bir karantina bölgesiydi. Duvar yalnızca iniş alanını değil, uzaydan gelen gemileri, o gemilerle gelen insanları, geldikleri dünyaları ve evrenin geri kalan kısmını hapsediyordu. Evreni çevreliyor, Anarres’i dışarda, özgür bırakıyordu. Öteki tarafından bakıldığında duvar Anarres’i çevreliyordu: bütün gezegen içerideydi, diğer dünyalardan ve insanlardan yalıtılmış, karantinaya alınmış, dev bir esir kampıydı.Yoldan birkaç kişi iniş alanına doğru geliyor, birkaçı da yolla duvarın kesiştiği yerde bekliyordu. Çoğu kez yakındaki Abbenay kentinden insanlar, bir uzay gemisi görmek…

Karanlığın Sol Eli / Ursula K. Le Guin
Bilimkurgu/ 20 Eylül 2020

Karanlığın Sol Eli Karanlığın Sol Eli’nden… Raporumu bir hikâye anlatırmış gibi vereceğim; çünkü ana-dünyamda küçük bir çocukken Gerçeğin hayal gücüyle ilgili bir mesele olduğunu öğrettiler bana. En kesin bir olgu bile anlatılış üslubu yüzünden yok olup gidebilir ya da parlayabilir: Tıpkı bir kadının üzerinde iyice parlaklaşıp da başka bir kadının üzerinde silikleşen, toza gömülen denizlerimizin o eşsiz organik mücevheri gibi. Olgular incilerden daha kesin, daha katı ve daha gerçek değillerdir. Üstelik onlar gibi duyarlıdırlar. Bu hikâye sırf benim hikâyem değil, anlatan da bir tek ben değilim. Doğrusu kimin hikâyesi olduğundan bile emin değilim; sizler daha iyi takdir edersiniz. Ama baştan aşağı tek bir hikâye. Kimi zaman ses değiştikçe olgular değişmiş gibi gözükürse siz en hoşunuza giden olguyu seçiverirsiniz olur biter; yine de hiçbiri yalan değil bunların ve baştan aşağı tek bir hikâye. Hikâyem 1491 Yılının 44. gün devresinde başlıyor, bu Kış gezegeninde, Karhide milletinin takvimiyle Odharhahad Tuwa’ya veya Bir Yılı’nın baharının üçüncü ayının yirmi ikinci gününe denk geliyor. Burada hep Bir Yılı’dır. Yalnızca tekil bir Şimdi’den geriye veya ileriye sayarmışçasına geçmiş ve gelecek her yıl her bir Yılbaşı’nın tarihini değiştirir. Velhasıl Karhide’nin başkenti Erhenrang’da Bir Yılı’nın baharıydı ve ben hayatımın en tehlikeli dönemini yaşamak üzereydim; ama bundan haberim yoktu. Bir…

Her Yerden Çok Uzakta / Ursula K. Le Guin
Bilimkurgu/ 18 Eylül 2020

Her Yerden Çok Uzakta Her Yerden Çok Uzakta’dan… Bana bir taş gerekiyordu. Tutunacak, ayakta duracak birşey. Katı, somut bir şey. Çünkü herşey yumuşamaya yüz tutuyor, pelteleşiyor, bir bataklığın içinde sislere gömülüyordu. Sis dört yandan çörekleniyordu. Nerede olduğumu bile bilmiyordum. Durum gerçekten kötüye gidiyordu. Bir süredir, galiba uzunca bir süredir böyleydi, ama her şeyin su yüzüne çıkmasına o araba yol açmıştı. Anlayacağınız, o arabayı bana armağan etmekle, “İşte böyle biri olmanı istiyorum. Araba tutkunu, sıradan bir Amerikalı yeniyetme” diyordu babam. Arabayı bana vererek asıl anlatmak istediğim şeyi dile getirmemi olanaksızlaştırmıştı; sonunda öyle biri olmadığımı, hiçbir zaman da olamayacağımı anlamıştım, ama ne olacağımı anlamak için de yardıma ihtiyacım vardı. Oysa şimdi bunları söylemekle, “Armağanını al, istemiyorum!” demiş olacaktım ister istemez. Ama diyemiyordum. O armağana bütün sevgisini koymuştu babam. Bana verebileceği en iyi şey buydu belki de. Benim de ona, “Üstüme gelme, seni de istemiyorum baba!” mı demem gerekiyordu? Galiba annem bütün bunları anlıyordu, ama gene de bana pek faydası olmadı. Annem iyi bir eş idi, hala öyle. İyi bir eş ve iyi bir anne olmak yaşamındaki en önemli şey. Gerçekten iyi bir eş ve iyi bir anne. Babamı hiçbir zaman düşkırıklığına uğratmaz. Tabii ki bazı konularda parlar parlamasına ama hiçbir zaman kadınların…

Güçler / Ursula K. Le Guin
Bilimkurgu/ 17 Eylül 2020

Güçler Güçler’den… “Bu konuda hiç konuşma,” diyor Sallo bana. “Ama ya olursa? Karı gördüğüm zamanki gibi hani?” “Zaten o yüzden konuşmamalısın.” Ablam bana sarılıyor, sınıftaki sıramızda bizi sağa sola sallıyor. O sıcaklık, o kucaklama, o sallanış aklımı biraz dağıtıyor; ben de Sallo’yla birlikte sallanıyor, ona hafifçe çarpıyorum. Ama gördüğüm şeyi, o ürkütücü heyecanı hatırlamaktan kendimi alıkoyamıyorum ve çok geçmeden patlıyorum: “Ama onlara söylemem lazım! Bir istilaydı! Hazır olmaları için askerleri uyarabilirler!” “Ama ne zaman diye soracaklar!” Bu beni şaşırtıyor. “Şey, hazır olsunlar işte…” “Peki ya uzun süre hiçbir şey olmazsa? Yanlış bir ihbarda bulunduğun için sana kızacaklar. Ayrıca şehri bir ordu istila edecek bile olsa, bunu senin nasıl bildiğini merak edecekler.” “Onlara hatırladığımı söylerim!” “Hayır,” diyor Sallo. “Onlara sakın bu şekilde bir şeyler hatırladığından bahsetme. O zaman gücün olduğunu söylerler. İnsanların gücü olmasından hoşlanmaz onlar.” “Ama benim gücüm yok ki! Sadece bazen olacak şeyleri hatırlıyorum!” “Biliyorum. Ama Gavir, dinle bak, gerçekten, bundan kimseye söz etmemen lazım. Benden başka kimseye.” Sallo ismimi o yumuşak sesiyle söylediğinde, “Dinle bak, gerçekten,” dediğinde onu gerçekten dinlerim. Karşı çıksam da. “Tib’e bile mi?” “Tib’e bile.” Yuvarlak, kahverengi yüzü, kara gözleri sakin ve ciddi. “Niye?” “Çünkü sadece biz ikimiz Bataklık ahalisindeniz.” “Gammy de öyle!” “Şimdi sana…

Dünyaya Orman Denir / Ursula K. Le Guin
Bilimkurgu/ 16 Eylül 2020

Dünyaya Orman Denir Dünyaya Orman Denir’den… Yaşlı yaratıkçık sallanıyor, aşevinden kahvaltıyı getirmesi bir saat alıyordu. “Acele-et-çabuk!” diye bağırdı Davidson, Ben uğraşarak kemiksiz bedenin başıboş hareketlerini bir yürüyüşe çevirdi. Aşağı yukarı bir metre boyundaydı ve sırtındaki tüyler yeşilden çok beyazdı; yaşlıydı ve bir yaratıkçık için bile fazla kafasızdı, ancak Davidson onu nasıl idare edeceğini bilirdi. Adamların birçoğu bu beş para etmez yaratıkları idare edemiyorlardı ama Davidson’un hiç böyle bir problemi olmamıştı; eğer emeğine değecek olsa, hepsini evcilleştirebilirdi. Değmezdi gerçi. Getirin buraya yeteri kadar insan, yapın makinalarla robotları, kurun çiftliklerle şehirleri, bir daha kimsenin de yaratıkçıklara ihtiyacı kalmazdı. Ayrıca iyi de olurdu. Çünkü bu dünya, Yeni Tahiti, gerçek anlamıyla insanoğlu içindi. Temizlenip boşaltıldığı, karanlık ormanın hububat tarlalarına yer açmak üzere kesildiği, ilkel kasvet, yabanilik ve cehalet silinip süpürüldüğü zaman burası cennet, gerçek bir Aden olurdu. Yıpranmış Arz’dan daha iyi bir dünya. Ve bu onun dünyası olurdu. Çünkü Davidson’un içinde, çok derinlerinde bu vardı: dünya-terbiyecisi. Palavracı bir adam değildi, ölçüsünü bilirdi. Sadece bunun için yaratılmıştı. Ne istediğini biliyordu, nasıl elde edeceğini de. Ve istediğini her zaman elde etmişti. Gözleri mavi golf topları gibi dışarı fırlamış Kees Van Sten’ in şişko, beyaz ve endişeli görüntüsünün yaklaştığını görmek bile keyfini kaçıramadı. “Don,” dedi Kees selamlamadan,…

Dünyanın Doğum Günü / Ursula K. Le Guin
Bilimkurgu/ 15 Eylül 2020

Dünyanın Doğum Günü Dünyanın Doğum Günü’nden… İmanın Müdafileri onları Orgoreyn’den kovduklarında, Kral Emran Hudut Savaşı’na girip Erhenrang’ı kaybettiğinde, hatta Seyyarlar kanun kaçağı ilan edilip Kerm’deki Estre’de gizlenmeye zorlandıklarında bile Ekumen beklemekten başka bir şey yapmamıştı. Handdara sabrıyla, iki yüz yıl beklemişlerdi. Tek bir şey yapmışlardı: Bir entrikayı bozmak için genç kralımızı almış, rahimçocuğunun felaketler yaratan saltanatına son versin diye de altmış yıl sonra geri getirmişlerdi. Varisinden dört yıl önce ve kırk yıl sonra hüküm süren tek kral XVII. Argaven’dir. Benim doğduğum yıl (Yıl Bir’de ya da altmış dört-önce) Argaven’in ikinci saltanatının başladığı yıldı. Ayak parmaklarımın ötesinde de bir şeyler olduğunu fark ettiğim zaman Batı Çağlayanları yeniden Karhide’ın bir parçası olmuştu, başkent yeniden Erhenrang’a taşınmıştı ve Emran’ın Alaşağı Edilişi sırasında Rer’de meydana gelen yıkım tamir edilmişti. Eski evler yeniden inşa edilmiş, Eski Saray yine onarılmış ve XVII. Argaven mucize kabilinden yeniden tahta oturmuştu. Her şey eskisi gibiydi, olması gerektiği gibi, normale dönmüştü, tıpkı eski günlerdeki gibi — herkes öyle diyordu. Gerçekten de onlar sakin günlerdi, gezegenimizden ilk kez ayrılan, sonunda bizi tamamen Ekumen’e dahil eden bir Gethenli olan Argaven’den önceki, onların değil bizim Uzaylı olmamızdan önceki, bizim ergenleşmemizden önceki bir iyileşme müddeti. Ben çocukken, Rer’de insanların ezelden beri yaşadıkları şekilde yaşıyorduk….

Bağışlanmanın Dört Yolu / Ursula K. Le Guin
Bilimkurgu/ 14 Eylül 2020

Bağışlanmanın Dört Yolu Bağışlanmanın Dört Yolu’ndan… O günlük gezintisi kadını Eyid’in amcasının dükkânına götürmüştü. Amcası köyün tatlıcısıydı. İki yıl önce buraya geldiğinde niyetli olduğu bütün o kutsal perhizden, yani tek kâse tatlandırılmamış tahıl ile saf sudan, anında vazgeçivermişti. Tahıl diyeti onu ishal etmişti; bataklık suyu da içilecek gibi değildi. Alabildiği veya yetiştirebildiği bütün yeşillikleri yiyor, şehirden gelen şarap veya şişe suyu veya meyva suyu içiyordu; büyük bir tatlı stoku da vardı — kuru meyvalar, kuru üzümler, gevrek şekerler, hatta Eyid’in annesinin ve halalarının yaptığı kekler, üzerleri kabuklu yemiş ezmesi kaplı, kuru, yağlı, tatsız ama garip bir biçimde insanın hoşuna giden yağ diskleri. Bunlardan bir torba, gevrek şekerlerden de kahverengi bir tekerlek aldı; bir gece önce yaşlı Uad’ın cenaze törenine gitmiş olan ve bu konuda konuşmak için can atan kara, fırıldak gözlü ufak tefek halalarla dedikodu yaptı. “O insanlar” —Wada’nın ailesi bir bakış, bir omuz silkiş, bir dudak büküşle anlatılıvermişti— her zamanki gibi oturup kalkmasını bilememiş, sarhoş olmuş, kavga çıkartmış, kibirlenmiş, mideleri bozulmuş, her yana kusmuşlardı; ne açgözlü, sonradan görme hayvanlardı onlar öyle. Gazeteciden bir gazete almak için durduğunda (bu da çoktan bozulmuş başka bir yemindi; sadece Arkamye’yi okuyacak ve can-ı gönülden ezberleyecekti güya) Wada’nın annesi de oradaydı; orada da nasıl…

Süper Kompüter Colossus / Dennis Feltham Jones
Bilimkurgu/ 5 Ağustos 2020

Süper Kompüter Colossus Süper Kompüter Colossus’tan… FORBİN içinde bulunduğu zırhlı limuzin ile Beyaz Saray’a doğru ilerlerken, lüks kaplamalı koltuğuna dayanmış, direksiyondaki deniz piyade erinin ensesini seyrediyordu. Büyük anki bu an için oniki yıl boyunca nefes almamacasına çalışmıştı birkaç dakika sonra gelecekti. Forbin bütün bu uğraşıların yalnızca kendi eseri olmadığım biliyordu. Üstelik bu büyük planlı çalışma ne bir kişi, ne de birkaç yüz kişi ile gerçekleştirilebilirdi. Bu planın arkasında iki ya da üçbin beyin olanca güçleri ile çalışmışlar, binlerce teknisyenin yardımım görmüşlerdi. Fakat…ve bu büyük bir fakattıbu planın taslak ve hayalleri yalnızca bir beyinden çıkmıştı, o da Forbin’di. Çalışmalar sona ermiş ve şimdi kutlama anı gelmişti. Bu anı bugüne kadar düşünüp zevklenebilecek zaman daha bulamamıştı ama şu anda bunun bilincindeydi. Ne yazık ki hissedebildiği tek şey, ruhundaki boşluk ve aşırı yorgunluktan başka bir şey değildi. Kısaca geleceğini düşünüyordu ve biliyordu ki bu proje olmadan onun için hayatın hiçbir anlamı bulunmayacaktı. Kendisini şu son oniki yıl içinde sadece bu projeye adamış ve öylesine işin içine girmişti ki, dış dünya onun için gerçek olmaktan çıkmıştı. Neydi gerçek olan, şu binlerce mil uzaklıklara erişen dünya mı, yoksa şu Başkan mı? O bir gerçek miydi acaba, belki de sadece bir aldatmacaydı. Forbin’in dudakları titredi. Şoförün…

The 100 – Eve Dönüş / Kass Morgan
Bilimkurgu/ 31 Temmuz 2020

The 100 – Eve Dönüş The 100 – Eve Dönüş’ten… Gerçekler değiştirilemediği gibi görüntüleri durdurmanın da yolu yoktu. Annesi ölmüştü. Glass ile Luke ise her an dünyaya çarpabilecek bir gemiyle uzayda son sürat ilerliyorlardı. İniş gemisi gürültüyle zangırdayarak bir o yana bir bu yana sallandı. Glass pek farkına varmamıştı. Bedeni geminin hareketlerine uyum sağlarken kaburgalarına batan belli belirsiz bir sertlik duydu ama annesinin ölümünün acısı metal kopçadan daha derinlere işliyordu. Acıyı hep bir ağırlık olarak düşünmüştü -yani, kırk yılın başında bir düşündüğünde. Eski Glass zamanını başkalarının dertleriyle uğraşmakla geçirmezdi. En yakın arkadaşının annesinin ölümünden sonra Wells’in kocaman, görünmez bir yük taşırmışçasına geminin orada yığılıp kaldığını görünce durum değişmişti. Gerçi Glass böyle hissetmiyordu; onun içi oyulup boşaltılmış, tüm duygulan sökülüp alınmıştı sanki. …Yaşadığını anımsatan tek şey, Luke’un güven veren eliydi. İnsanlar dört bir yandan Glass’ın üstüne abandı. Koltukların tümü dolmuş, kabinin her yanını ayakta duran erkek, kadın ve çocuklar doldurmuştu. Dengelerini sağlamak için birbirlerine tutunuyorlardı, oysa kimsenin düşmesine olanak yoktu -içerisi sessizce gözyaşı döken, dalgalı bir et yığınıyla tıka basa doluydu. Kimi ardında bıraktığı insanların adını sayıklıyor, kimiyse sevdikleriyle son kez vedalaştığını kabul lenemeyerek başını deli gibi sallıyordu. Görünürde paniğe kapılmamış tek kişi, Glass’m hemen sağında oturan Yardımcı Şansölye Rhodes’du. Çevresindeki…

The 100 – 21. Gün / Kass Morgan
Bilimkurgu/ 30 Temmuz 2020

The 100 – 21. Gün The 100 – 21. Gün’den… Kimse mezarın yanında durmak istemiyordu. Aralarından dört kişiyi daha önce derme çatma mezarlığa gömmüş olsalar da, yüz kişilik grubun geri kalanı, birini toprağa verme düşüncesinden hâlâ rahatsız oluyordu. Kimse arkasını ağaçlara dönmek de istemiyordu. Saldırıdan bu yana, bir dal çıtırtısı dahi, tedirgin kazazedeleri yerlerinden fırlatmaya yetiyordu. Asher’a veda etmek için toplanan yüze yakın kişi, birbirlerine sokulmuş vaziyette, bir yerdeki cesede bakıyordu bir ormandaki gölgelere. Ateşin rahatlatıcı çıtırtısının eksikliği bariz bir şekilde hissediliyordu. Önceki geceden odunları bitmişti ama kimsenin gidip odun getirmeye niyeti yoktu. Aslında Wells giderdi ama o da mezar kazmakla meşguldü. Eric adındaki uzun boylu ve sessiz Arkadyalı çocuktan başka kimse de bu iş için gönüllü olmamıştı. “Öldüğünden emin miyiz?” diye fısıldadı Molly, derin çukurun onu da yutacağından korkuyormuş gibi kenara çekilerek. On üç yaşındaydı ama daha da küçük görünüyordu. En azından eskiden öyle görünüyordu. Wells çarpışmadan sonra, gözyaşları ve küller tombul yanaklarından aşağı süzülürken ona yardım ettiğini hatırlıyordu. Kızın yüzü artık incecikti, bir deri bir kemik kalmıştı; alnında da düzgün bir şekilde temizlenmemiş gibi görünen bir kesik vardı. Wells’in gözleri istemeden Asher’ın boynuna, boğazını delip geçen okun açtığı yaraya kaydı. Asher öleli iki gün olmuştu; tepede beliren gizemli…

Kıyamet Kitabı / Connie Willis
Bilimkurgu/ 17 Mayıs 2020

Kıyamet Kitabı Kıyamet Kitabı’ndan… Kutuyu açıp, kâğıdını kaldırdı. “On iki yaşındaki oğlan çocukları bugünlerde neler giyiyor hiçbir fikrim yok ama atkının modası hiç geçmez, sen ne dersin James? James?” Dunworthy dalıp gittiği ekranlardan dönüp baktı. “Ne dedin?” “Atkı oğlan çocukları için her zaman uygun bir Noel hediyesidir, değil mi, diyordum.” Dunworthy incelemesi için uzattığı atkıya baktı. Ekose desenli koyu gri yündendi. Çocuk olsa bu atkıyı hayatta takmazdı ve üstelik bu atkı elli sene öncede kalmıştı. “Evet,” dedi ve tekrar cama döndü. “Ne var, James? Bir terslik mi var?” Latimer pirinç kafesli küçük bir kutu alıp bununla ne yapacağını unutmuş gibi dalgınca ötesine berisine baktı. Montoya sabırsızca saatine göz attı. Dunworthy, “Gilchrist nerede?” diye sordu. Mary “Şuraya girdi,” deyip ağın diğer tarafındaki kapıyı işaret etti. “Ortaçağ’ın tarihteki yeri üzerine nutuk çekti, Kivrin’le biraz konuştu. Teknisyen bazı testler yaptı, sonra da Gilchrist ile Kivrin o kapıdan içeri girdiler. Hâlâ içeride onunla birlikte olduğunu sanıyorum, kızı hazırlıyordur” Dunworthy mırıldandı. “Hazırlıyordur” Atkıyı kutusuna koyup alışveriş torbasına tıkarken, ‘’James gel otur da bana ne olduğunu anlat,” dedi. “Hem neredeydin sen? Geldiğimde burada olmanı bekliyordum. Ne de olsa Kivrin senin en gözde öğrencin.” Dunworthy ekranlara bakarak, “Tarih fakültesinin dekanına ulaşmaya çalışıyordum,” dedi. “Basingame’e mi? Ben Noel…

Teşkilat / Cyril M. Kornbluth
Bilimkurgu/ 15 Mayıs 2020

Teşkilat Teşkilat’tan… Charles Orsino, Maginnis Ana’nın Tarihi Eski Dostlar Pub’ ından içeri girdiğinde Maginnis Ana yüzünü astı. “Sizi görmek benim için her zaman bir zevk, Bay Orsino, ama korkarım bu hafta beni görmek sizin için zevk olmayacak.” Hep böyle dolambaçlı konuşurdu. “Neden, ne demek istiyorsunuz Bayan M.? Müşterilerimize uğrayıp bir ‘merhaba’ demek beni hep mutlu etmiştir.” “işten bahsediyorum Bay Orsino, işten bahsediyorum. Lütfen beni bağışlayın ama yirmi beş doları nasıl denkleştireceğimi bilemiyorum, Hayatım buna bağlı olsa bile o kadar parayı çıkartamam. On beş olsa tamam, lütfen yardımcı olun…” Charles kızgın görünüyordu, hissettiğinden de daha kızgın. “Teşkilat’ı hayal kırıklığına uğrattığınızın farkında mısınız, Bayan Maginnis? Herkes sizin gibi davranırsa Teşkilat Bölgesi’ndeki insanların güvenliği nasıl sağlanacak?” Muzip bir ifadeyle baktı. “Düşünüyordum da Bay Orsi-no, sizin gibi genç bir adam bu duruma kızlarla bir çare bulabilir…” Tam o sırada, nedenim anlamanın hiç de zor olmadığı bir manevrayla, Bayan Maginnis’in kızı arka odadan çıkarak nazlı bir edayla barın içinde dolanıp ortalığı temizlemeye başladı. “Ve eminim,” diye devam etti Bayan Maginnis, “her genç kız sizin gibi Teşkilat’tan biriyle bir gece geçirmekten gurur duyar…” “Belki,” dedi Charles, teklifi hızlıca bir düşünürken. Sha-kespeare’i anma gecesine katılmaktansa bir kızla birlikte olmayı sonsuz kere tercih ederdi, ama ortada bazı sakıncalar…

Postacı / David Brin
Bilimkurgu/ 14 Mayıs 2020

Postacı Postacı’dan… İyi ki paranoya var, diye düşündü. Kıyamet savaşından bu yana kemerinin kendisinden bir kez bile ayrılmasına izin vermemişti. Çalılıklara balıklama dalmadan önce kapabildiği tek eşyası da o olmuştu. Kılıfından çektiğinde ,38’lik revolverinin koyu gri metali ince bir toz tabakasının altında ışıldıyordu.Gordon kısa namlulu silahındaki tozları üfledi ve mekanizmayı özenle gözden geçirdi. Gelen yumuşak şakırtılar başka bir çağın ustalığına ve öldürücü titizliğine tanıklık ediyordu. Eski dünya kıyıcılıkta da iyi bir iş becermişti. Özellikle de öldürme sanatında, diye anımsattı kendine Gordon. Bayırın aşağısından boğuk kahkaha sesleri geliyordu. Normalde silahına dört kurşun doldurrauş olarak yolculuk ederdi. Şimdi kemerindeki fişeklikten iki adet paha biçilmez mermi daha çekti ve horozun önü ve arkasındaki boş yuvalara yerleştirdi. “Ateşli silah emniyeti” artık önemli bir sorun sayılmazdı; özellikle de ölümünün bu akşam için beklenir hale gelmesinden beri. Bir düşü kovalayarak geçirilmiş on altı yıl, diye düşündü Gordon. Önce, çöküşe karar verilen o uzun, beyhude mücadele… ardından Üç Yıllık Kış boyunca dişiyle tırnağıyla yaşamaya çalışmak… ve sonunda, on yılı aşkın bir süre oradan oraya sürüklendikten, açlık ve salgınlardan sakındıktan, lanet olası Holnistlerle ve yabanıl köpek sürüleriyle didiştikten sonra … tüm bir yarı-ömrü gezgin bir karanlık çağ ozanı olarak harcayıp, bir gün daha kazanabilmek için yemeklerde şaklabanlık yaparken…

Kent / Clifford D. Simak
Bilimkurgu/ 13 Mayıs 2020

Kent Kent’ten… Kendi kendine söylenerek sandalyeyi çimin kesilmiş olan tarafına aldı. Bu sırada yanından geçmekte olan çim biçme makinesi ona şeytanca kıkırdadı. “Bir gün,” dedi Gramp ona, “sana öyle bir çelme atacağım ki, mekanizman darmadağın olacak.” Makine ona doğru yuhlarcasına bir ses çıkararak çimin üzerinde sakince ilerlemeyi sürdürdü. Çimenlik sokak boyunca bir yerlerden ahenksiz bir metal sesi, kesik kesik bir öksürük duyuldu. Oturmaya hazırlanan Gramp, doğrularak bu sese kulak vermişti. Ses şimdi daha net duyuluyordu, bir motorun gürüldeyen egzozu, gevşek metal bölmelerin takırtısı. “Bir otomobil!” diye bağırdı Gramp. “Bir otomobil bu, canına yandığım!” Kapıya doğru koşmaya yeltenmiş, ama birden, güçsüz görünmesi gerektiğini hatırlayarak hemen topallamaya başlamıştı. “Şu bizim İhtiyar Johnson olmalı,” dedi kendi kendine. “Arabası olan bir tek o kaldı geriye. Otomobil kullanmayı bırakmak için de fazla inatçı-” Gelen gerçekten de İhtiyar’dı. Gramp harap haldeki paslı ve eski aracın, pek sık kullanılmayan sokak boyunca kendine özgü sesler çıkarıp sallanır halde hoplayarak köşeyi dönüşünü görecek kadar çabuk varmıştı kapıya. Fazlaca ısınmış radyatörün üzerinden buhar tıslayarak fışkırıyor ve susturucusunu beş yıl veya daha uzun bir süre önce kaybetmiş olan egzozdan da mavi bir duman bulutu çıkıyordu. İhtiyar, yolların yabani otlar ve çimenle kaplanmış ve bunların altını görmenin de oldukça zor olmasından dolayı…

The 100 / Kass Morgan
Bilimkurgu/ 27 Mart 2020

The 100 The 100’den… Kapı, kayarak yana doğru açıldı ve Clarke, idam vaktinin geldiğini anladı. Bakışları, gardiyanın botlarına kilitlenmişti. Kendisini bir korku dalgasına, umutsuz bir panik seline hazırladı. Ama dirseklerinin üzerinde doğrulup terden sırılsıklam olmuş yatağından kalktığında, hissettiği tek şey rahatlamaydı. Bir gardiyana saldırdıktan sonra tek kişilik hücreye alınmıştı ama Clarke için yalnızlık diye bir şey yoktu. Her yerde sesler duyuyordu. Karanlık hücresinin köşelerinden ona sesleniyor, kalp atışlarının arasındaki sessizliği dolduruyorlardı. Aklının en derin, en gizli köşelerinden çığlıklar yükseliyordu. Arzuladığı şey ölüm değildi, ama o sesleri durdurmanın tek yolu buysa, ölmeye hazırdı. Yönetime ihanetten hapse atılmıştı ancak gerçek, kimsenin hayal edemeyeceği kadar korkunçtu. Hatta mucizevi bir şekilde yeniden yargılanıp affedilse bile içi rahat etmeyecekti. Hiçbir hücre duvarı, anılan kadar kasvetli değildi. Gardiyan, ağırlığını bir ayağından diğerine verirken boğazını temizledi. “319 numaralı mahkûm, lütfen ayağa kalkın.” Gardiyan, beklediğinden gençti. İnce, uzun vücuduna bol gelen üniforması, rütbesiyle tezat oluşturuyordu. Askerdeyken verilen yiyecek, Koloni’nin fakir dış bölge gemileri Walden ve Arkadya’daki yetersiz beslenmenin izlerini silmeye yetmiyordu. Clarke, derin bir nefes alıp ayağa kalktı. Gardiyan, mavi üniformasının cebinden bir çift metal kelepçe çıkararak, “Ellerini uzat,” dedi. Clarke, gardiyanın teni tenine sürtündüğünde ürperdi. Onu yeni hücreye getirdiklerinden beri değil birine dokunmak, yeni bir insan bile…

Zamandan Kaçış – Isaac Asimov
Bilimkurgu/ 26 Mart 2020

Zamandan Kaçış Zamandan Kaçış’dan… Schwartz, kaldırımın ortasında yatan bez bebeğin üzerinden atlamak için ayağını kaldırdı. Bebek kötü görünüşüne karşın gülümser gibiydi. Sahibi onu yitirdiğini henüz farketmemişti anlaşılan. Schwartz’ın ayağını tekrar kaldırıma bastığı pek söylenemez… Chicago’nun bir başka semtinde Nükleer Araştırma Enstitüsü yükseliyordu. Buradaki adamların insan karakterinin temel değeri konusunda birçok teorisi vardı. Ama bunlardan biraz utanıyorlardı. Çünkü bu değeri ölçecek araç henüz yapılmamıştı. Bu konuyu her düşündüklerinde de, «Gökten inecek bir gücün, insan doğasının, o lanet olasıca insan zekasının her ilginç ve masum buluştan öldürücü bir silah oluşturmasını engelleyeceğini umarım,» diye geçiriyorlardı. Yine araştırma güdüsünü yenemedikleri için ileride bir gün Arzın yarısını ortadan kaldırabilecek nükleer çalışmalarla ilgilenen bu adamlar, zor durumda kalan önemsiz bir insanı kurtarmak için kendi hayatlarını tehlikeye de atıyorlardı. Dr. Smith’in dikkatini önce kimyagerin gerisindeki mavi ışıltı çekti. Adam, yarı aralık kapının önünden geçerken bu pırıltıya bir göz attı. Neşeli bir genç olan kimyager üzerinde hacim ölçüleri olan bir şişeyi eğmişti. İçindeki karışımın hazır olduğu anlaşılıyordu. Şişeden akan sıvının içinde beyaz bir toz, ağır ağır eriyordu. Hepsi bu kadar. Sonra, Dr. Smith’in birden duraklamasına yolaçan ön sezileri, onu harekete zorladılar. Dr. Smith içeri hızla dalarak bir cetvel kaptı ve bununla masadaki her şeyi yere süpürüverdi. Eriyen madenin…

Karadul Bulmacaları – Isaac Asimov
Bilimkurgu/ 26 Mart 2020

Karadul Bulmacaları Karadul Bulmacaları’ndan… Avalon her zamanki tavrıyla açıkladı. “İlk sözcük, öyle ya da böyle veya belirsiz anlamına gelen, w-h-e-t-h-e-r, sonuncu kelime meterolojik hava anlamına gelen, w-e-a-t-h-e-r, ortadaki kelime ise, iğdiş edilmiş koç anlamına gelen, w-e-t-h-e-r. Eğer inanmıyorsanız sözlüğe bakın.” “Gerek yok,” dedi Rubin. “Doğru söylüyor.” “Tekrar ediyorum,” diye homurdandı, Trumbull. “Bu aptalca bir oyun.” “Aslında sadece oyun sayılmaz,” dedi Brant. “Avukatlar dilin yarattığı bu tip ilginç durumları sık sık yaşarlar. Ve, sesteş sözcükler bazen sorun yaratabilir.” Karadullar’ın vazgeçilmez garsonu Henry’nin nazik sesi duyulunca, herkes sustu. “Beyler” dedi. “Böyle bir sıcak sohbeti bölmek istemezdim, ancak yemek servise hazır.” Tütsülenmiş alabalık servisi yapılırken, Gonzalo söze girdi. “Bir tane daha buldum. Birisi bütün rakamları kağıda yazmış ve bir tanesi hariç hepsinin üzerine insan suratları yerleştirmiş. Onu izleyen bir çocuk, bu insan suratlarım çok beğenmiş, ama yapılmamış olan rakama da surat çizmesini istemiş. Çocuk ne der?” Alabalığının üzerine, Henry’nin özel turp sosundan süren, Halsted yanıtladı. “Bunu ikiye de yap, der. (Do that to two, too)” Gonzalo bu doğru yanıt karşısında bozulmuştu. “Yoksa daha önce duymuş muydun?” “Hayır,” dedi Halsted. “Ancak, bunun matematiksel bir soru olduğunu unutma. Hiç kimse, ‘Two’ üzerinde türetilmiş esprilere yanıt vermeden ortaokulda matematik hocalığı yapamaz.” Gonzalo kaşlarını çattı. “Aklınca komiklik…

Kan Damarlarında Yolculuk – Isaac Asimov
Bilimkurgu/ 26 Mart 2020

Kan Damarlarında Yolculuk Kan Damarlarında Yolculuk’tan… Carter, can sıkıntısıyla ayağa kalktı. Sıkıntısından odada dolaşmak istediği belliydi. Reid’e baktıktan sonra birden tekrar yerine oturdu. — Pekâlâ, neden heyecanlanmalı? Gözlerinde yatıştırıcı bir parıltı var, Doktor. Uyuşturucu haplara ihtiyacım yok. Fakat kabul edelim ki yetmiş iki dakika sonra… altmış altı dakika sonra buraya gelecek. Kabul edelim ki alana inecek. Buraya kadar getirilmesi, burada tutulabilmesi, güvenlik içinde bulundurulması, gerek… Birçok kaçamak yollarımız… — Bana bak, General, işi soğukkanlılıkla ele alıp, sonuçlardan konuşsak nasıl olur? Yani demek istiyorum ki… Buraya geldikten sonra ne olacak? — Boş ver, Don, buraya gelişine kadar beklesek iyi olacak. Albayın sesi tizleşti. Generali taklit ederek: — Boş ver, Al, dedi. Buraya gelişine kadar bekleyemeyiz. Buraya geldiği zaman çok geç olur. Çok fazla işin olacak, sonra, Karargâhtaki bütün karıncalar delice sağa sola koşuşacaklar ve yapılmasını gerekli gördüğüm işlere boş verilecek. — Söz veriyorum… General eliyle belirsiz bir işaret yaptı. Reid, aldırmadı. — Hayır. Gelecek için verdiğin sözlerin hiç birini tutamayacaksın. Şefi şimdi çağır, olur mu? Şimdi! Ona sen ulaşabilirsin Şu anda ona ulaşabilecek insan şensin, CMDF’lerin sadece kukla olmadıklarını ona anlat. Böyle yapamazsan, Müdür Furnald’ı bul. Bizim tarafımızdandır. Söyle ona bio-bilimi için bazı kırıntılar istiyorum. Genel isteğin böyle olduğunu bildir. Bak,…