İki Yeşil Susamuru / Buket Uzuner
Türk Edebiyatı/ 29 Haziran 2018

İki Yeşil Susamuru İki Yeşil Susamuru’ndan… Bir avukat arkadaşı ‘düşünce suçu’ndan tutuklanmış, televizyonda kitapları katil gibi sergiliyorlar diye, bozulmuş, belki bu yüzden, belki de başka sorunlardan, o ilk tanıdığım canlı, heyecanlı, neşeli kadına hiç benzemiyordu. Buluşmak üzere söyleştiğimiz kafeye yorgun, isteksiz, biraz da sıradanlaşmış bir kadın geldi, Selen’in yerine. Yüzüne dikkatle bakıp, benimle ne konuşacağını tahmin etmeye çalışırken, hâlâ liseli bir kız olduğumu düşünüp öfkeleniyordum. Liseli bir kıza Öğüt verilir, ders verilir. Yine ve hâlâ Selen’le eşit olamayışımın öfkesi içimi yakarken, bir yandan da artık bir cinsel hayatım olduğunu anlaması, bu bilgiyi kullanabileceği düşüncesiyle, ondan çekiniyordum. Dikkatle yüzünde bir ipucu aradım, her mimiğini izledim. Gözlerinin derinine gizlenmiş o eski pırıltıyı gördüm, o sırada: Dürüst, kendine güvenen, akıllı insan pırıltısını. Rahatlattı bu beni. O, eski Selen’di, değişmemişti ve beni hâlâ etkiliyordu. “Annenle ilişkini pek bilmiyorum Nilsu, ama tahmin ediyorum. Babanı, evet, onu oldukça iyi tanıyorum. Sana gelince, seninle ilk tanıştığımız andan itibaren, birbirimizi çok iyi algıladık sanıyorum…” Yine beni şaşırtmıştı Selen! Doğrusu cebimde doğum kontrol haplarını bulup, beni alelacele görüşmeye çağırınca, bekâret, cinsel hastalıklar (henüz AIDS gündemde değildi), gebelik riski, erken annelik sorunları ya da evlilik üzerine konuşacak sanmıştım. “Tanıştığımız gün, o balık lokantasında çok duyarlı, kafa tutan, zeki ve güzel…

Güneş Yiyen Çingene / Buket Uzuner
Türk Edebiyatı/ 29 Haziran 2018

Güneş Yiyen Çingene Güneş Yiyen Çingene’den… Koltuğunun altında bir dosya, önce bir yaz sonu, sonra bir kış ortası, son olarak da bir sonbahar başı onu Cağaloğlu’nda gördüklerinden söz ettiler. Genç bir kadınmış o zamanlar. Kimisi esmer, kimisi kumral, kimisi de kızıl saçlı diye tanımladı onu, ama hepsi ufak tefek, narin, incecik bir kadın olduğunda birleştiler. Hakkında bilinenlerin hepsi bu. Daha sonra birbirini tutmayan birçok olay anlatıldıysa da, bunların o kadınla bir ilişkisi olup olmadığı hiçbir zaman kesinlik kazanmadı. Ben bütün dinlediklerimi bir araya getirip yan yana koydum, sağdan baktım, soldan baktım, ters çevirdim… I-ıh, olmadı. Asla bir bütünlük vermedi. Tıpkı bir rüyanın kopuk, mantıksız, saçma kurgusu gibi eğreti kaldı. Rüyaların kendi içinde bir mantığı olduğunu söyleyenler çıksa da, onların pek ciddiye alınmadığını biliyoruz. Rüya mantığıyla ilgilenen bir mühendis, bir yargıç, bir işadamı/işkadını gördünüz mü hiç? Her neyse, bunları bir kenara bırakıp, o kadına dönüyorum yine. Kadını ilk kez Cağaloğlu’nda gören yaşlı bir ayakkabı boyacısı şöyle konuştu: “Ağustos sonları olmalıydı, belki de eylül başları, hafif hafif dizlerim, dirseklerim, parmaklarım sızlar olmuştu. Bir sabah daha siftah etmeden, neşeli çevik adımlarını yokuşa vurmuş, gidiyorken gördüm onu. Bir tuhaflık olduğunu hemen anladım. Çok umutlu bir hali vardı. Biz yıllardır her çeşit adamı gördük bu…

Balık İzlerinin Sesi / Buket Uzuner
Türk Edebiyatı/ 29 Haziran 2018

Balık İzlerinin Sesi Balık İzlerinin Sesi’nden… Bu kart sayesinde küçük kentin merkezine giden otobüslere, merkezdeki tramvaya ve dağlara tırmanan teleferiğe ücretsiz biniyorduk: Gratis! Ayrıca kütüphanelerde, sinema, tiyatro ve konser salonlarında da kartlarımız geçerliydi. Kimlik kartlarımızın tam ortasında, ancak çok dikkatle bakılınca görülen pembe bir nokta vardı. Doğrusu bunun ne anlama geldiği üzerine pek kafa yormamıştım. J Bloğun altıncı katında, 682 numaralı odada kalıyordum. Yanımdaki 688 numaralı oda Romain Kacew ya da kendi deyişiyle Romain Gary’e verilmişti. Komşuluk, yapay, hatta zorlama bir ilişkidir. Sabahları, öğle ve akşamları, bazı gece yarıları, çok özel ruh durumu ve saç biçimlerinde komşunuza rastlayabilirsiniz. Gülümsersiniz, selam verir, anlaşılmayacak sözler gevelersiniz. Ya da suratınızı asıp, onu görmezden gelirsiniz. Komşunuz size, siz komşunuza tuhaf, aykırı ve hatta zevksiz geliyor olabilirsiniz, ama komşu evin sahibi siz olmadıkça, komşunuzu seçemezsiniz. Bu yüzden biz seçilmiş özel öğrencilerin komşuluk ilişkileri, normal insanlara oranla çok zayıftır. Adlar konusunda, en çok sahiplerinin söz hakkı olduğuna inancım nedeniyle komşuma, Romain Gary diye hitap ediyordum. Komşum Romain Gary, oldukça girişken, diplomat ruhlu, neşeli, bir bakışta saygıdeğer etki yaratabilen, sihirbaz yetenekli bir adamdı. Çok nazikti, yine de bu nezaketi hiç rahatsız etmiyor, yapay kaçmıyordu. Elinde daima yanan ve yanmayı bekleyen ince purolar oluyordu. O sıralar komşumla ilgili…