Yenik ve Yalnız / Celil Oker
Polisiye/ 8 Mayıs 2020

Yenik ve Yalnız Yenik ve Yalnız’dan… Yerde tek başına duran telefon, koli kucağımda, kapıyı arkamdan kapatmadan önce salonun ucundaki pencereden Akmerkez’e bakarken çaldı. Evden eve filankeş taşımacılığın suratsız elemanları, patronları ve aracılık eden reklamcı arkadaşımla birlikte işi keşfe geldiğimizde sergiledikleri becerikli ve işbilir tavırlarını çoktan çöpe atmışlardı. Aniden ortaya çıkan küçümseyici bakışlarıyla, sanki silah zoruyla taşıdıkları orta yaşlı bekâr evinin ıvır zıvırlarını silindir kolilerine lütfen yüklemişler, çekip gitmişlerdi. Dün sitenin otoparkında dikilip kamyonun nasıl yanaşacağını konuşurken dağıttığım sigaraları çoktan haram etmiştim içimden. Geride kalan manzara da hiç parlak değildi. Sökülüp anında dağıtılan kütüphanemin arkasına denk gelen duvarın açığa çıkan manzarası en tahammüllü ev kadınını bile isyan ettirecek nitelikteydi. Yerdeki duvardan duvara halının üstündeki derin koltuk ve sehpa izleri dünyanın en amatör detektifine bile evin içinde saatlerimi nasıl geçirdiğimi anında söylerdi. Yıldız Turanlı halıyı yeni eve girmeyecek sayısız eşyamın başına yazmıştı zaten. Duvarlarda, kaldırılan tabloların yerlerini belli eden açık renkli dikdörtgenlerden yoktu hiç. Sağdaki pencereyi neredeyse bütünüyle kapatan mahallenin emlakçısının bez pankartı manzaranın üzücülüğüne tüy dikiyordu. Öteki odalardan bahsetmeye gerek duymuyorum bile. Salonun en bakılacak yerine, soldaki pencereden görülen Akmerkez manzarasına bakıyordum telefon çaldığında. İçeri doğru iki adım attım. Yıldız Turanlı kapının dışındaydı. Planlananın tersine hareket ettiğimi fark edince peşimden eve…

Kramponlu Ceset / Celil Oker
Polisiye/ 7 Mayıs 2020

Kramponlu Ceset Kramponlu Ceset’ten… Karşımda heyula gibi dikilen adama zarar vermek aklımın ucundan bile geçmiyordu. Bütün istediğim, keskin bir kılıç gibi savurarak indirmeye hazırlandığı sağ elini, hedeflediği şakağıma ulaşmadan engellemek, ardından koca gövdesini etkisiz duruma getirmekti. Daha sonra ne yapacağımı bilmiyordum ama bu şu an hiç önemli değildi. Bacaklarımın arasında, benim yaşıma gelmiş her erkek kadar önemsediğim bölgeyi muhtemel bir tekmeden korumak için hafif yan duruyordum. Derin bir nefes aldım. Soluğumu ciğerlerimden aşağıya, hara’ma kadar indirdim, orada sıkıştırdım. Gergin olmamam gerekiyordu ama gergindim. Karşımdaki adamın Eşkıya filmindeki Baran’a benzeyen sakallı suratında pis bir sırıtma vardı. “Osmanlı tokatından daha beter bir darbe geliyor, ne yapacaksın bakalım” diyordu gözleri. Kısa boylu bir adam sayılmam ama karşımdaki benden daha uzundu. İnce bir adam da sayılmam ama karşımdaki benden daha kalındı. Üstündeki giysinin mücadele sırasında aralanmış yakasından göğsündeki beyaz kıllar gözüküyordu. Alnında, şakaklarında, burnunun iki yanında, boynunda kocaman kocaman ter damlaları vardı. Adamı hayli terlettiğime sevindim. Darbenin nasıl geleceği daha önceden kolaylıkla anlaşılıyordu. Koca gövdesini sağ adımıyla öne doğru taşıyarak, sağ kolunu yukarı kaldırdı, parmaklarını birleştirerek keskinleştirdiği elini kafama doğru yönlendirdi. Bilinçli, telaşsız, kontrollü bir darbeydi bu. Kolunun, saldırısının tepe noktasını geçip aşağı inmesine izin vermemem gerekiyordu, vermedim. Ona daha yakın duran sol ayağımla…

Çıplak Ceset / Celil Oker
Polisiye/ 6 Mayıs 2020

Çıplak Ceset Çıplak Ceset’ten… Cessna Skylane RG uçağımla Chicago O’hare Uluslararası Havaalanı‘na inişe geçmişken içerden telefon çaldı. Açık pencereden gelen rüzgâr, motorun sesi ve tam o sırada indirdiğim tekerleklerin gürültüsü önce telefonun zırlamasını algılamamı engelledi. Gözüm altimetreyle vertical speed indicator arasında, kendimden intikam almaya çalışır gibi kurallara uygun bir iniş yapmaya uğraşırken soğuyan neskafemden aceleyle bir yudum daha aldım. Görünürlerde başka uçak yoktu. Pisti ortaladığımı sanırken ani bir yan rüzgâr küçük uçağımı şiddetle salladı. Gazı bir kıl daha kestim. İkinci kez çalan telefonu öfkeyle algıladım, umursamadım. Uçağın burnunu biraz yukarı kaldırdım. Hızım her zamanki gibi fazlaydı. Biraz daha gaz kestim. Telefonun sesini üçüncü kez duyduğumda küfrettim. Adam gibi bir iniş yapmamı engellemeye çalışan düşüncesiz beklemeliydi. Daha da gaz kestim. Uçağım beni panikletecek ölçüde büyük bir yunuslama hareketine girdi. Tekrar gaz verdim. Avuçlarım hafif terlemişti. Canım sigara istiyordu ama zamanım yoktu. Gitgide yaklaşan piste göre burnumu biraz daha kaldırdım. Fazla geldi. Ya da ben öyle sandım. İndirdim. Artık göstergelere bakmıyordum. Bakmalıydım ama bakmıyordum. Binlerce kez uçak indirmekle oluşan içgüdüyü bile yenen bir panikle bu kez yeniden kaldırdım. Pist altımdaydı. Hızım fazlaydı. Gazı sonuna kadar kıstım. Erken gelen stall uyarı sinyalinin sesi dördüncü kez çalan telefona karıştı. “Dur lan bir dakika…” dedim…