Tepedeki Ev / Cesare Pavese
Yabancı Edebiyat/ 11 Mayıs 2020

Tepedeki Ev Tepedeki Ev’den… Eski günlerde bile, hani deniz, orman der gibi, tepe denirdi. Akşamları kararan kentten oraya dönerdim ve tepe benim için yalnızca bir yer değil, nesnelerin bir görünüm biçimi, bir yaşama tarzıydı. Sözgelimi o tepelerle, çocukluğumda oynadığım, şimdi de yaşadığım bu tepeler arasında bir ayrım görmüyordum: Her zaman nereye varacağı belli olmayan, yılankavi bir toprak parçasıydı, kimi yeri ekili, kimi yeriyse yabanıl; karşıma kimi yollar çıkardı, kimi mandıralar, kimi uçurumlar. Sanki gece alarmlarının dehşetinden kaçarmışçasına, akşam oldu mu ben de tırmanıyordum; yollar karınca gibi insan kaynıyordu, zavallı insancıklar şiltelerini bisikletlerine ya da sırtlarına yükleyip kırlarda uyumak için toplaşırlardı: Konuşurlar, tartışırlar, sevgi ve inançla kaynaşıp eğlenirlerdi. Yokuşa sardın mıydı herkes başlardı tutuklu kentten, geceden, yakındaki korkulardan söz etmeye. Uzun zamandan beri yukarıda yaşayan ben, onların yavaş yavaş saptıklarını, seyreldiklerini görür, sonra da bir an gelir ve artık çalıların ve çitlerin arasından tek başıma tırmanmaya başlardım. İşte o zaman yürürken dikerdim kulaklarımı, gözlerimi tanıdık ağaçlara çevirirdim, toprağı ve her şeyi derin derin koklardım. Hüzünlerim yoktu, biliyordum ki gece bütün kent alev alev yanabilir, insanlar ölebilirdi. Ne var ki uçurumlar, kırlar ve patikalar her zamanki gibi ve dingin bir sabaha uyanacaklardı. Meyve bahçelerine açılan pencereden ben gene sabahı görecektim. Bir yatağın…

Plaj / Cesare Pavese
Yabancı Edebiyat/ 10 Mayıs 2020

Plaj Plaj’dan… Dostum Doro’yla evinde konuğu olmam konusunda uzunca bir süre önce sözleşmiştik. Doro’yu çok severdim ve evlenerek Cenova’da yerleşmek üzere yola çıktığında neredeyse cinnet geçirecektim. Evlilik törenine katılmayı reddettiğimi belirten mektubuma karşılık aldığım cevapta, fazla abartmadan, yürekli bir biçimde “Eğer para insanı karısının sevdiği bir şehirde yerleşmeye zorunlu kılmazsa, neye zorunlu kılabilir peki?” diyordu. Bu yazışmanın üzerinden bir süne geçtikten sonra güneşli ve güzel bir günde Cenova’ya uğrayıp kapılarımı çalmış ve Doro ile barışmıştım. Karısı oldukça sempatikti, hoş bir tavırla kendisini Clelia diye çağırmamı belirttiği andaki hali hâlâ gözlerimin önündedir. Beni, Doro ile baş başa bırakmıştı ve bu yapması gereken en doğru davranıştı. Akşama doğru, dışarı çıkmadan önce yeniden ortalıkta göründüğü zaman ise büyüleyici bir kadın oluvermişti. Eğer ben, ben olmasaydım yarattığı büyüye kapılarak elini öpebilirdim. O yıl pek çok kez Cenova’ya uğradım ve kapılarını pek çok kez çaldım. Onları yalnız bulduğum anlar çok seyrekti. Doro sıkıntılı tavrına karşın, karısının çevresine oldukça iyi bir uyum sağlamıştı. Ya da doğruyu söylemek gerekirse, karısının çevresi onun iç dünyasında kabul görmüştü ve onlardan gelen her şeyi kabul etmeye hazırdı. Doro bir aldırmazlık içindeydi, sevgisinin getirdiği bir aldırmazlık belki. Arada bir trene atladıkları gibi yolculuğa çıkarlardı. Bu bende, aralıklı bir balayı yolculuğu izlenimi…

Güzel Yaz / Cesare Pavese
Yabancı Edebiyat/ 9 Mayıs 2020

Güzel Yaz Güzel Yaz’dan… Amelia’nın başka türlü bir yaşam sürdürdüğü bilinirdi hiç olmazsa. Onun erkek kardeşi teknisyendi, ama o, arada sırada, o yaz akşamlarında ortaya çıkıyordu. Amelia pek kimsede güven uyandırmıyordu, herkesle gülüp eğleniyordu, çünkü on dokuz yirmi yaşlarına gelmişti. Ginia, onun boyunu bosunu pek beğenirdi, çünkü bacaklarında ince çoraplar gerçekten pek de hoş duruyordu. Ne var ki mayoyla bakıldığında Amelia’nın kalçaları oldukça genişti ve yüz çizgileri bir atınkini anımsatıyordu. Bir gece Ginia, onun giysisini incelerken, “İşsizim,” dedi ona, “bu yüzden bütün gün giysi modellerine kafa yorabiliyorum. Senin gibi terzi yanında çalışırken giysi biçmeyi öğrenmiştim. Ya sen, biliyor musun biçki yapmayı?” Ginia, işin hoş yanının giysiyi diktirmek olduğunu düşünürdü, ama bunu ona söylemedi. O akşam birlikte bir tur attılar, Ginia hiç uykusu olmadığından ve yatmayı düşünmediğinden ona evine dek eşlik etti. Yağmur yağdığından asfalt ve ağaçlar yıkanmışlardı: İnsan, yüzünde bir serinlik hissediyordu. “Gezmeyi seviyorsun,” diyordu Amelia ona, gülerek. “Ya kardeşin Severino ne diyor buna?” “Severino bu saatte çalışıyor. Bütün sokak lambalarını o yakıyor ve kontrol ediyor.” “Demek âşık çiftlere o ışık tutuyor. Nasıl giyiniyor peki? Lambacı giysisi mi?” “Hayır, tabii ki değil.” dedi Ginia gülerek, “O merkezde sigortaları kontrol ediyor. Geceyi bir makinenin karşısında geçiriyor.” “Siz yalnız mı yaşıyorsunuz? Sana…